YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Gündem

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

 


Halktan korkuyorlar

Bir yazısı nedeniyle 16 ay hapse mahkum edilen Doç. Dr. Fikret Başkaya düşüncenin konjonktüre bağlı olarak cezalandırıldığını söyledi. Başkaya, "Beni cezalandırmak için bu yazı bir fırsat olarak görüldü. Benim yazıyı faraza, muhalif olmayan birisi yazsaydı, hiçbirşey olmazdı" diye konuştu.

Türkiye'de yönetimin, halkın sorunlarıyla ilgilenmeyi bir kenara bıraktığını belirten Fikret Başkaya, "Kitlenin bunu algılamasından itibaren de gelebilecek tepkilerden korkmaya başlandı. Baskıyı son dönemde daha da artırmalarının nedeni de bu korkudur" dedi.

Düşünce özgürlüğü önündeki yasakların kaldırılması talepleri çeşitli kampanyalarla dile getirilirken, düşünceye yeni mahkumiyetler de gelmeye devam ediyor. Yazdığı bir yazı nedeniyle 16 ay hapse mahkum edilen ve cezası onaylanan Türkiye Ortadoğu Vakfı ve Özgür Üniversite Başkanı Doç. Dr. Fikret Başkaya, Türkiye'nin düşünce özgürlüğü sorununu Yeni Şafak'a değerlendirdi. Bir süredir "biri kapanıp biri açılan Kürt gazeteleri"nde haftalık yazılar yazdığını belirten Fikret Başkaya, en son olarak Özgür Bakış gazetesinde yazdığı "Tarihi Dava mı?" başlıklı yazısı nedeniyle TMK 8-1'den yargılandığını dile getirdi. Bu davada 16 ay hapse ve 1 milyar 66 milyon lira para cezasına mahkum edildiğini ve cezasının Yargıtay'da onaylandığını kaydeden Başkaya, cezanın ertelenmesi için başvuracaklarını, başvurunun kabul edilmesi durumunda haziran ayında cezaevine gireceğini ifade etti. Hapis cezasının yanısıra para cezası da verilmesinin "canını sıkan bir durum" olduğunu belirten Başkaya, "Miktarın çokluğundan değil de, sen beni hapse sokup, gelir elde etmemin önüne geçiyorsun, hem de bana para ödeyeceksin diyorsun. Bu ortaçağ için bile çok ağır bir cezalandırmadır. Ama tabii modern Türkiye'nin meşrebine uyuyor" dedi. Başkaya, daha önce de "Paradigmanın İflası" adlı kitabı nedeniyle yargılanmış ve hapse girmişti. Karar sizin için sürpriz oldu mu? Böyle bir ceza alabileceğinizi düşünmüş müydünüz?

Ben içimden ne gelirse yazarım. Dava açıldıktan sonra böyle bir şeyin olacağın tahmin ediyordum. Fakat biraz daha geç bir karar bekliyordum. Sizce, düşünceler hangi kıstasa göre cezalandırılıyor?

Bu biraz konjonktüre bağlı. Bir yazıyı bir dönemde yazıyorsunuz. Aynı kanunlar, aynı adamlar yönetiyor, herhangi bir soruşturma veya dava yok. Ama aynı yazıyı bir başka dönemde yazıyorsunuz, soruşturmayla karşılaşıyorsunuz. Birincisi bu. İkincisi, sanıyorum burda kişiye göre hedef gösterilerek verilmiş bir ceza var. Tabii bu benim şahsi görüşüm. Bu adam, burda böyle yapıyor, şurda şunu yazıyor.. diyorlar. Yani 'bu adamın bir yazısını cezalandıralım' diye mi düşünülüyor?

Tabii. Beni cezalandırmak için bu yazıyı bir fırsat olarak düşünüyorlar. Bir de şu var: Benim yazıyı faraza, muhalif olmayan birisi yazsaydı, hiç bir şey olmazdı... Bu, yargıya bir suçlama değil midir?

Hayır. Anayasa'da devletin hukuk devleti olduğunun yazması, burayı bir hukuk devleti yapmıyor. Dolayısıyla görüntüyle gerçek arasında bariz bir fark var. Toplumda ve siyasilerde demokrasi ve özgürlük kavramlarının her gün daha fazla dile getirilmesi bu durumu değiştirmiyor mu?

Bunlar balkondaki seyirciyi oyalamak için kullanılıyor. Mesela ünlü bir kişi bu tür bir cezaya çarptırıldığında, bir tantana oluyor. Sadece o kişi için bir düzenleme yapılıyor. Bu düzenleme de demokratikleşme olarak sunuluyor. Halbuki ilgisi yok. Çünkü temeldeki sorunu çözmüyor. Özgürlüğe kimin ihtiyacı varsa, hakka kimin ihtiyacı varsa, demokrasiye kimin ihtiyacı varsa, bunlar sokağa çıkmadığı sürece, kararlı bir şekilde mücadele etmediği sürece bu böyle gider. Böyle bir mücadelenin başladığını düşünüyor musunuz? Mesela bir Aydın Girişimi var. Farklı kesimlerden insanlar, düşüncenin cezalandırılmasının kaldırılması için bir kampanya başlattılar.

Bu ortalıkta görünen şu kadar aydının yapacağı bir şey değil. İktidarı zorlayan, onu bulunduğu zeminin ötesine püskürten kitle hareketleri lazım. Ben ondan ümidimi kesmiş de değilim. Bu toplum, etten kemikten yapılmamış mı? Başka yerlerde bu tip mücadeleler yapılıyor, sonuç alınıyor da, bizde niye olmasın? Fakat, baskılar karşısında halkın tepkileri giderek azalıyor. Toplum korkuyor mu?

Tabii. Fakat onun bir sınırı var, dibe vurduğu nokta var. Sanıyorum o noktaya doğru geliyoruz. Çünkü bu rejim bütünüyle komprodorlaşmış. Bu ne demek? Rejimin insanlarla doğrudan ilişkisinin ortadan kalkması, halkın sorunlarıyla artık ilgilenmemesi, ona yabancılaşması demek bu. İnsanların şu andaki psikolojik durumlarının ilelebet süreceğini düşünmüyorum. Bu korkuyu yenecekler. Ve galiba bunun için uzun bir zaman da gerekmeyecek. Yönetim de halktan mı korkuyor?

Eskiden de yönetim halka yabancıydı fakat asgari bazı konular üzerinde ittifak vardı. İşsizlik önlensin, yoksulluk olmasın, gelir dağılımı bu kadar dengesiz olmasın gibi. Halkı ilgilendiren konularda az çok duyarlılık taşıyordu eskiden. Şimdi ise bütün bunlara yabancılaşmış bulunuyor. Kitlenin bunu algılamasından itibaren de, kitleden gelebilecek tepkilerden korkmaya başlıyor. Baskıyı son dönemde daha da artırmalarının nedeni bu korkudur. Tabii ki korkunun ecele faydası yoktur. Düşünce özgürlüğü kanunlarla sınırlı mı?

141 ve 142 kaldırıldı ama sonra TMK 8/1'e taşındı. TMK 8 kalksa 312 var, o da kalksa başkaları var. Dolayısıyla bütün yasal mevzuatı değiştirmek gerekiyor. Dışişleri Bakanlığı yargı mensuplarına bir mektup göndermiş, 'Düşünce suçlarına verdiğiniz cezaları azaltın. Çünkü biz tazminatlara mahkum oluyoruz' diyor. Derdi özgürlük değil, tazminatlar. Yargıda da sorunlar yok mu?

Gayet tabii.. Yargı bağımsız değil ki zaten. Ama, bu adamlar niye bu kanunları böyle yorumluyorlar, diyemezsiniz. Hem yetki ver hem de, yetkiyi böyle kullanma, demek olmaz. O zaman kanunları yeniden değiştirmek gerekir. Sivil toplum örgütlerinin, düşünce özgürlüğü mücadelesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'de örgütlerin içi boş ve iğdiştir. Mücadele yetenekleri yok. O zaman adamların bu baskıcı rejimi yaşatmaları mümkün oluyor. Devlet, 'benim istediğim şeylerin dışında bir şeyler yazarsan, seni hain ilan ederim' diyor. Sivil kuruluşların çabaları boşuna mı?

Boşuna çabalar demekten ziyade, arkasında çok büyük bir kitle desteği olmayan, iktidarı sıkıştırmayan etkinliklerden sonuç almak çok zor. Nitekim, o kadar zamanda bir arpa boyu yol gittiğimizi söyleyebilir misiniz? Mesela ben hapse girip çıktım, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde de kazandım. Ama yine aynı şey oluyor... Demek ki bulunduğumuz yerde patinaj yapıyoruz?

 


Kağıda basmak için tıklayın.

 

 

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV


Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...