YeniSafak.com “ Türkiye'nin birikimi... ” Yazarlar

 
Ana Sayfa...
Gündem'den...
Politika'dan...
Ekonomiden...
Dünya'dan...
Kültür'den...
Yazarlar'dan
Spor'dan

  Arşivden Arama

  I Explorer Kullanıcıları, TIKLAYIN.

 

Türk usûlü 1929 Bunalımı...

Başbakan, DSP grubunda konuşuyor; grup üyeleri ağlıyor, ağlayanların olan biteni algılama biçimi bir futbol fanatiğinin yenilgiyi algılama biçiminden ya da Hindistan'da nehirde yıkanarak bütün günahlarından kurtulacaklarını zannedenlerin dünyayı kavrama düzeyinden bile ağır bir irrasyonellikle yoğrulmuş durumda. Oysa bu insanların sıfatı siyasetçi; yaptıkları işin tarihin içinden gelen en önemli özelliği 'soğukkanlılık'. Ama bundan eser yok bütün hükümet üyelerinde.

Ne dediği anlaşılmıyor hükümetin. Başbakan, Cumhurbaşkanı'nı 'kendisini Anayasa'nın tek hamisi gibi görüyor' diyerek eleştiriyor. Bu eleştirinin öbür yüzünde duran, 'Anayasa bir kere delinse birşey olmaz' sözü değil miydi bu ülkede?

Başbakan, Cumhurbaşkanı'ndan piyasaları rahatlatmaya dönük açıklama talep ediyor. Peki bu nedir? Ekonominin sorumluluğunun kendisinde olduğunu çığlık çığlığa duyuran bu hükümet, şimdi niye Cumhurbaşkanı'nı yardıma çağırıyor? Üstelik Cumhurbaşkanı bu çağrıya olumlu cevap verse, bunun artık fiilen 'başkanlık sistemi'nin yürürlüğe girmesi olacağını da göremiyor bu hükümet.

Ve işin en vahim tarafı, Bakanlar Kurulu üyelerinin, Atatürk'ün makamında oturan, hem Anayasa'nın ruhuna göre, hem de 'cumhuriyet'in kurucu kodları'na göre Atatürk'ün manevi ve siyasi varisi durumunda olan Cumhurbaşkanı Sezer'e dönük akılalmaz sözleri. Basına yansıyan kabul edilemez sözlerin sahipleri ve Cumhurbaşkanı'nın kişiliğine, hatta alışveriş alışkanlıklarına bile taciz atışı yapan insanlar, bu ülkenin Bakanlar Kurulu üyeleri.

Bir ulusa 'utanç' lazımsa, bu ulus kendi seçtiği insanlar tarafından bu 'tam teşekküllü utancın' içine itiliyor işte.

Ve öylesine bir saçmalık hakim oluyor ki ülkeye, Cumhurbaşkanı'na dönük ne gibi yaptırımlar geliştirilebileceğini tartışan (!) hükümet, Cumhurbaşkanı'nın icrai kararlarını yargı denetimine açmaktan bahsediyor. Makamı gereği vatan hainliği suçlaması dışında sorumsuz olan Cumhurbaşkanı'nın icrai kararları nasıl denetime açılabilir?

Tıpkı dünyayı sarsan 1929 Bunalımı gibi, Türkiye bu son girdiği krizle çok yönlü ve katmanlı bir alt-üst oluş yaşayacak. 1929 Bunalımı, siyasi açıdan İngiltere'nin bitmiş dünya hakimiyetinin, yani sıfırlanmış Pax British'in arkasından gelen belirsizliğin şeması olmuştu. Ve o günden sonra artık cari siyasi ve ekonomik modellerin tümü köklü değişimler geçirmişti.

Bugünkü bunalımla beraber artık 'istikrar fetişizmi'ne dayanan 'post-modern darbenin siyasi modeli' iflas etmiştir. DDK'nın harekete geçmesiyle, siyasi iradenin kamu bankaları üzerinden ürettiği derebeylik de sona erecektir.

Fakat bütün mesele 'hukuk' ile 'siyaset'in kopmamasıdır. Dün de söyledik; Cumhurbaşkanı, yolsuzlukların temizlenmesi konusunda performans göstermeyen hükümeti eleştirirken, post-modern darbe sonrası kurulan denklem gereği, istemese de, yolsuzlukları temizlemenin meşruiyetini arkalarına alıp siyaset kurumunu biraz daha işlevsizleştirmeye çalışanlarla aynı dairenin içine girmiş bir görüntü vermiştir.

Post-modern darbe denkleminin yarattığı 'trafik sıkışıklığı', Avrupa Birliği'ne körü körüne karşı çıkanlarla ve Kopenhag Kriterleri'ni sadece komplo teorileriyle açıklayanlarla, hukuk ve adalet adına yolsuzlukların temizlenmesini isteyenleri aynı otobana sokmuştur.

Buradan çıkmak için en hassas olunması gereken nokta 'hukuk' ile 'siyaset' arasındaki bağın 'kopmasını' önlemektir. Siyasetin süreçleri ve araçları kullanılmadan yolsuzluklar temizlense bile, bu, demokratik rejim açısından tek başına anlamlı değildir. Beceriksiz ve yolsuzluklar konusunda zaaf içinde olan bir hükümeti hedefe koyarken, siyaseti ve demokrasiyi zedelemek isteyenlere elverişli pozisyonlar açmamak gerekir.

Tabii bu tabloda son derece haklı bir yerde duran Cumhurbaşkanı'nın yapabileceği fazla birşey yok. Çünkü siyasetin içinden gerçek bir irade yükselmiyor diye Cumhurbaşkanı'nın yolsuzlukların üstüne gitmekten geri durması düşünülemez. O zaman siyaset kurumunun içinden bu desteğin inşa edilmesi gerekir. 'Siyasi partiler cemaati'ni oluşturan partiler bunu yapmıyor ve istemiyorlar. O zaman her partinin içindeki muhalefet odaklarının harekete geçmesi ve 'organize olmamış siyaset'in ortaya çıkması gerekir.


22 ŞUBAT 2001


Kağıda basmak için tıklayın.

Ömer Çelik

 


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Yazarlar | Spor | Bilişim
İnteraktif: Mesaj Formu | ABONE FORMU | İNTERNET TARAMA FORMU | KÜNYE | ARŞİV

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED

Bu sitenin tasarım ve inşası, İNTERNET yayını ve tanıtımı, TALLANDTHIN Web tarafından yapılmaktadır. İçerik ve güncelleme Yeni Şafak Gazetesi İnternet Servisi tarafından gerçekleştirilmektir. Lütfen siteyle ilgili problemleri webmaster@tallandthin.com adresine bildiriniz...