T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Baba Cafer, Cumhurbaşkanı Sezer'le

Tam da gerilimin doruğa çıktığı gün "CAF" (Cafer Zorlu) telefonla aradı: "Fransız emperyalizmini belirleyen bir karikatür çizdim, biliyor musun nasıl: Eyfel Kulesi'ni kafataslarından yaptım!" Cemal Nadir dahil bütün ünlü karikatürcüleri tanıyan Yusuf Ziya Ortaç, "Bizim Yokuş" adlı kitabının 218. sayfasında Cafer hakkında kısaca şöyle der: "Onun için benden bir rapor isteseler şöyle yazarım: Yüzde on aptal, yüzde yirmi akıllı, yüzde otuz dahi, yüzde kırk deli!" Demek ki Cafer Zorlu'nun "dahi"yanı bu milli olayda harekete geçmişti. Kafataslarını üst-üste koyarak Eyfel çizmeyi ancak "dahi"lik vasıflarına sahip olan karikatürcüler düşünebilir. Elbette ben de çok duygulandım, çizdiği eserin dünya çapında olduğunu söyledim kendisine. O gün Nezih Ağabey (Demirkent) rahmetli olmuştu, almış eserini yanına cenazeye gitmiş. İstanbul Valisi Erol Çakır'a göstermiş, Türkiyemizde valiler halk oyuyla değil de atamayla geldiklerinden pek konuşamazlar. Çakır da karikatürüne bakmış bakmış ne iyi ne kötü demiş! "Baba Cafer bu! İçine sinmemiş. Bir metre boyundaki yapıtını alıp Taksim'deki Fransız Başkonsolosluğu'nun önüne gitmiş. Hemen derbest etmişler tabii. Bundan sonrasını Baba Cafer'den dinleyelim: "Terör Şubesi'nde bana çok iyi davrandılar, karikatürümü de geri verdiler. Ertesi akşam Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Lokali'nde emekliler gecesi vardı, bir de baktım beni Çankaya'dan arıyorlar. Herkes dalga geçti. Karşımdaki zat "Salı günü saat 14.30'da Sayın Cumhurbaşkanımız sizi bekliyor" dedi. Ortaya bağırdım inanmadılar. Her ne hal ise, ben Pazar'dan yola çıktım. Ulus'taki eski boksör Şeref'in işlettiği Sport Otel'e yerleştim. Şeref, Ürgüplü, bütün müşteriler de Ürgüplü, gelip bana soruyorlardı: Baba, sen de Ürgüplü müsün?" Sonunda dayanamayıp, "Ben Üsküplüyüm" dedim. Tam söylenilen saatte Çankaya'da oldum. Randevu, saat 16.00'ya kadar sarktı, ee kolay mı ekonomik kriz başlamış. Sayın Cumhurbaşkanımız beni kapıda karşıladılar, içeri buyur ettiler. O'nu görür görmez dedim ki: "Bugün bir parti kurun, tulum çıkarırsınız." Hoş, beş, şu bu. Birkaç karikatürümü kendilerine verdim. Oradan otele döndüm, boksör Şeref'e borcumu ödedim, 5 milyon liralık indirim yaptı, teşekkür ettim ve otobüse binip ver elini İstanbul dedim."

Baba Cafer, yüzde otuz dahi, yüzde kırk deli olan Cafer Zorlu, Cumhurbaşkanı ile görüştüğü için çok mutlu, fakat bu görüşme basına yansımadı, ayrıca Baba Cafer'in Ankara seyahatinden "bir emekli maaşı" zararı oldu. O'na "Gel" dediler amma hiç kimse "Kardeşim sen ne yer içersin, nasıl geçinirsin?" diye sormadı. Unutulmaz spor karikatürleri ile tarihe geçen Cafer Zorlu, ekonomik gerilimin doruğa çıktığı gün işte en yüce makamın konuğu oldu, hem de en büyük ekonomik darbeyi yedi. Şimdi yama yama üstüne bütçesini denkleştirmeye çalışıyor. Kimi bankaların "hukuka uygun olarak" içleri boşaltıldı. Çankaya'ya davet edilenlere "hukuken" yolluk verilemiyor ama istisnalar kuralları bozmaz. İşsiz, güçsüz, emekli maaşıyla yaşamaya çalışan 73 yaşındaki Cafer Zorlu, bu konuda "istisna" teşkil edebilirdi. Malum, istisnalar kuralları bozmaz; fena da olmazdı hani!..

Eşref Şefik

Büyük, benzersiz bir spikerdi. Bir gün O'nu Sıraselviler Caddesi'nde gördüm (1985). Arabayı Orhan Ayhan kullanıyordu, "Bak, Eşref Ağabey geçiyor" dediğim an, el frenini çekmeden arabadan indi. Orhan, o gün sahibi olduğu bir "kat"ı satmış, aldığı para da bir zarfın içinde cam kenarında duruyordu. Eşref Ağabey, Orhan'a 'Hayata küstüğünü, artık Marmara Adası'nda yaşamaya karar verdiğini' anlatırken beni gördü, tabii ben de hemen aşağı indim, caddede bir pandomimdir koptu. Arabaya döndüğümüzde camları açıktı ve para yerinde duruyordu, nasıl böyle bir gaflete düştüğümüzü ve kat parasının nasıl çalınmadığını hayretler içinde düşünüp durduk. Demek ki, helalmiş! Boks, güreş, futbol karşılaşmaları anlatan sıkıştığında "İzninizle sütümü içeyim" diyen Eşref Şefik, hayatının bir bölümünü Paris'te geçirmişti. "Ben Paris'teyken" diye söze başlaması da namlıydı. Fikret Adil, İntermezzo adını verdiği eserinde Sulhi Garan, Talat Mithat Hemşeri, Muvafkar Ekrem Talu, Orhan Ayhan, Halit Kıvanç gibi tanınmış spor spikerlerimizin arasında ve en başlarda yer alan Eşref Şefik (Atabey)'den hayli söz eder.

basınDAN

Güzel bir adı var Kültür Bakanı'nın, işler ne zaman karman-çorman olsa mutlaka bir Picasso bulunur, yılların Güzel Sanatlar Genel Müdürü Mehmet Özel de ne yapsın, bir yerde emir kulu ya: "Gerçek Picasso!" diyerek Bakanına payanda yapar. Picasso'nun eseri olduğu iddia edilen tablolar ne oldu? Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü'ndeki "Hortumlamalara" karıştı, gitti! Kültür alanında, beri yanda ak sakallı bir zat daha var: Emre Kongar adındaki bu muhterem, "Kızlarıma Mektuplar" adını verdiği bir eser yayınladı. İçimizde öylesine "Ecnebi Yazarlar" var ki, onlarla didişmekten makam, mevki kapmış ama geldikleri yer ortada olan, kendi kendilerini rezil edenlerle uğraşmaya vakit yok. Haa, bu arada belirtmemiz gerekir ki Devlet Tiyatroları eski Genel Müdürü Dilligil'in ne yapıp ettiği kesinleştikten sonra yağmur gibi Türkiyemize yağan Picasso malulu eserlerin de ne idüğü oldukları ortaya çıkacak. Şimdilik, gündem çarptırması, ama bunları yutmayalım! Son olarak demek isterim ki, kızlarıma mektuplar yazan Bay Kongar, vazgeçemediği edavatı "korse"sinin ne zaman nerede ve nasıl çıkartılması gerektiğini de not olarak eklemeliydi, iyi olurdu! Çünki bu yüzden zatıalilerinin başı haydi derde girmişti.


28 Şubat 2001
Çarşamba
 
ALİ GÜMÜŞ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED