T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

K Ü L T Ü R

Ortak edebiyata doğru

I. Türk Dünyası Çağdaş Edebiyat Günleri'nde biraraya gelen edebiyatçı ve aydınlar öncelikleri belirledi; Geçmişte birbirimizden ayrı düştük ve yabancılaştık. Tanışmak için çevirileri bir an önce tamamlayalım.

Türk dünyasının aydınları 'I. Türk Dünyası Çağdaş Edebiyat Günleri' kapsamında düzenlenen etkinlikler vesilesiyle İstanbul'da buluştu. Sovyet Rusya zamanında biraraya gelmesi hayal bile edilemeyen Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nin edebiyatçıları ve günümüz Türkiyesi'nin edebiyatçıları, ortak bir edebiyat zemininde buluşarak birbirleriyle tanışma fırsatı yakaladılar. İki gün boyunca CRR Konser Salonu'nda yapılan açık oturumlarda, Türk dilinin bugünkü sorunları, ortak bir edebiyat dilinin oluşturulması, Türk edebiyatı akademilerinin kurulması, genç nesli yönlendirecek edebiyat eserlerinin tespit edilmesi, çeviri faaliyetlerinin içeriği gibi konulara değinildi.

Çok şey konuşuldu

Etkinliğin Türkiye ayağını oluşturan katılımcılar, ağırlıkla edebiyat tarihimizin detaylarına girmeyi yeğlerken, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nden gelen katılımcılar daha genel konulara ve sorunlara değinmeyi tercih ettiler. İki gün süren etkinlikte şiir, öykü, roman, deneme ve eleştiri başlıklı dört açıkoturum yapıldı. Etkinlikte tüm dikkatleri üzerinde çeken isim, Kırgızların dünyadaki edebiyat elçisi Cengiz Aytmatov oldu. Kırgız, Kazak, Türkmen ve Azeri edebiyatçıların Aytmatov ismini öne çıkarması, Türkiyeli edebiyatçıları rahatsız etti. Türkiye'den katılan edebiyatçıların arasında da vurgu farklılığı gözlendi. Sol tandanslı yazarlar romanda Yaşar Kemal, şiirde Nazım Hikmet'i öne çıkarmaya çalışırken, muhafakazarlığıyla tanınan katılımcılar ise romanda Ahmet Hamdi Tanpınar şiirde Necip Fazıl Kısakürek ve Sezai Karakoç gibi isimleri öne çıkarmaya çalıştı.

Etkinlikte konuşan Cengiz Aytmatov, Türk dünyasının, müzikten felsefeye edebiyattan sinemaya kadar ortak bir kültürel düzlem oluşturması gerektiğini söyleyerek, gençleri çağdaş edebiyata yönlendirebilecek ortak bir edebiyat akademisi kurulmasını teklif etti. Aytmatov, Türk edebiyatçılarının ve halkının birbirini tanıması için tercüme faaliyetlerine bir an önce başlanılması gerektiğini de ifade ederken Ataol Behramoğlu, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'yle aramızdaki alfabe sorununu halletmemiz için filoloji bölümlerinin açılması gerektiğini söyledi.

Türkmen yazar Anagulu Nurmehmet, çağdaş Türklerin Batı edebiyatının, Orta Asya Türk yazarlarının ise Rus edebiyatının etkisi altında kaldığını söyleyerek birbirimizi tanımak için sadece tercümelerle yetinilmemesi gerektiğini söyledi. Türk kültürünün ortak zengin bir şifahi edebiyattan beslendiğini söyleyen D. Mehmet Doğan Mevlana, Karacaoğlan, Fuzuli gibi Türk globalizminin gen kaynaklarını oluşturan büyük edebiyatçıların iyi anlaşılması gerektiğini savundu. Cengiz Bektaş 'Ortak gönül ortak yaşamdan doğar' derken Azeri romancı Anar ise, ortak bir kültürel konseptin oluşturulmasında nazari çalışmaların önemi üzerinde durdu.

Nazım ve Nesin tanınıyor

Çağdaş öykü ve roman sorunlarının tartışıldığı panelde katılımcılar, gelecek yıllarda daha somut konular üzerinde konuşmasını karalaştırdılar. Beşir Ayvazoğlu, eleştirmenlerin önemini vurgularken Feridun Andaç, Türk romanın tarihi gelişim seyrini ele aldı. Mustafa Miyasoğlu'nun Türk roman ve hikayecilerinin geleneğe bağlılık nedeniyle dünyaya açılamadıklarını söylerken Kırgız yazar Toktobay Mulkubatov, Kazakların Aziz Nesin ve Nazım Hikmet'den başka Türk edebiyatçı tanımadığını, acilen çeviri çalışmaları yapılması gerektiğini söyledi.


Genç yönetmenler öğrenci kentinde

Anadolu Üniversitesi İletişim ve Sinema Kulüpleri tarafından, öğrenci yönetmenleri ve bağımsız kısa filmcileri Eskişehir'de buluşturmak amacıyla etkinlik düzenlendi. "Öğrenci Kenti, Öğrenci Filmleri ve Kısa Film Şenliği" adlı etkinlik 13-16 Mart arasında, Anadolu Üniversitesi Yunus Emre Yerleşkesi'nde gerçekleştirilecek. Şenliğin, ülkede gerek üniversite öğrencilerinin, gerekse bağımsız kısa film yönetmenlerinin gerçekleştirmiş olduğu filmlerin gösterim olanağı bulamaması sorunundan yola çıkılarak düzenlendiği bildirildi. "Öğrenci Kenti, Öğrenci Filmleri ve Kısa Film Şenliği"ne Anadolu Üniversitesi'nin yanı sıra İstanbul, Gazi, ODTÜ, Selçuk, Erciyes, Bilgi, Galatasaray, Marmara, Mimar Sinan, 9 Eylül ve Ege üniversiteleri ile bağımsız kısa film yönetmenleri katılacak. Şenlik kapsamındaki filmler, kurmaca, belgesel ve deneysel tarzlarda olacak. Şenlik kapsamında iki de panel düzenlenecek. 14 Mart'ta "Kısa Filmin Dünü, Bugünü ve Yarını" konulu panele Prof. Dr. Oğuz Adanır, Doç. Dr. Selahattin Yıldız, öğretim görevlileri Semir Arslanyürek ve Ersan Ocak katılacak. İkinci panelde ise 16 Mart günü "Sinema Eğitimi" tartışılacak.

 
İtalyan Ordinaryüsten Türkiye'ye aşk mektupları
Türk gibi İtalyan
Türkiye'yi ve Türk insanını tanımadan eleştiren ve yargılayanlara en iyi cevabı, Türkiye'deki insanlarla birlikte yaşayanlar veriyorlar. İtalyan Ordinaryüs Profesör Anna Masala'nın kaleme aldığı "Türkiye'ye Aşk Mektuplarım" adlı kitapta, Türkiye'nin güzellikleri ve insanlarının özellikleri anlatılıyor. Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanan ve İtalyan Ord. Prof. Dr. Masala tarafından yazılan "Türkiye'ye Aşk Mektuplarım" adlı kitapta, 37 başlık altında Türkiye'nin çeşitli bölgelerinin güzellikleri ve insanların özellikleri anlatılmakta. Kitabın önsözünde Masala, hiçbir zaman hatıra defteri tutmadığını ifade ederek, "Neyse Türklere bağlı hayatım gözlerimin önünde... Arkadaşlarımın ve tanıdığım kişilerin yüzleri, ifadeleri bir film şeridi gibi geçiyor. Kokular ve renkler anılarımı canlandırıyor. Şarkılar, türküler herşeyi seslendiriyor. Hayatımın en büyük gerçek aşkı olan Türkiye'ye aşk mektuplarımı böyle yazıyorum" diyor. Türk dünyasına yaklaşmaya başladığında 19 yaşında olduğunu anlatan Masala, kitabın önsözünde ayrıca şu görüşleri dile getiriyor: "Türk tarihini, dilbilgisini ve edebiyatını çalıştıkça Türkiye'yi sevmeye başladım. Yıllar boyunca Türkler'in dostu olmak istedim, bunun için çok çalıştım. Bugün bu şeref bana yetmiyor. (Manevi Türküm) diyebilmek isterim, hatta Atatürk'ün sözleriyle (Ne mutlu Türk'üm diyene) diyebilmek isterim." Türkiye'de büyük bir misafirperverlik gördüğünü anlatan Masala, "Mehmetçik" demenin de "Türkiye" demek olduğunu söyledi. "Bütün yollar Roma'ya çıkar" sözünü hatırlatan Masala, bütün deniz yollarının da İstanbul'a çıktığını belirterek, iki kıyıya dokunarak Boğaz boyunca zikzak gidilebildiğini ve insanın o zaman kendini bir cennet ırmağında zannettiğini kaydediyor. "Belki derviş olamadım ama bütün hayat hocalarım Türk'dür. Bu nedenledir ki Atatürk'ün bir cümlesindeki kelimeleri değiştirerek (Ne mutlu Türk dostuyum diyene) derim" şeklinde ifade kullanan Masala, Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli'nin kırk yıldan beri manevi hocaları olduğunu kaydediyor. Mevlana'ya, yeni dünya görüşünü ve insanlık ruhunu borçlu olduğunu anlatan Masala, görüşlerini eserine şöyle aktarıyor: "Yunus Emre'ye tevazumu, tasavvuf şiirine sevgimi, Hacı Bektaş'a da Anadolu insanına sevgimi borçluyum. Fakat manevi dünyamda başka evliyalar, başka hocalar, başka şairler de yaşar. Türkiye'den uzak olduğum zaman, gurbet illerine düştüğüm zaman hiç yanlız değilim. Hatta Hacı Bayram Veli'nin, Eşrefoğlu Rumi'nin, Hasan Dede'nin, Abdal Musa'nın ve hepsinden önce de Ahmet Yesevi'nin, İstanbul bütün evliyalarının, Anadolu'daki dedelerin aydınlık yüzlerini görüyor, kalbimde hissediyorum."

28 Şubat 2001
Çarşamba
 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED