|
|
|
|
Demokrasinin 'en mükemmel sistem' olduğunu kimse iddia etmiyor, ancak bir ülkede yaşayan insanların kendilerini doğrudan yönetme tarzı olarak 'demokrasi', kurumlar arasında dengeyi, insanlar arasında saygıyı, birey-devlet ilişkilerinde de uyumu sağlayabiliyor. Demokrasinin erdemi, en fazla, ondan mahrum olunan ortamlarda anlaşılıyor. Türkiye, özellikle bir ekonomik krizin bütün ağırlığıyla etkilerinin hissedildiği bir 28 Şubat günü, kurumlar arası dengelerin kaybolduğu, toplum katmanlarının birbirlerine kuşkuyla baktığı, devletin birey karşısında azmanlaştığı bir ülke görüntüsünü veriyor. 'Demokrasi' demeye bin şâhit gereken sistem için yine de o sıfatın kullanılmasının meşru bir tek ölçüsü var: Seçimle gelmiş parlamentosu açık... 'Kuvvetler ayrılığı' ilkesini koalisyonu oluşturan üç partinin lideri işletmiyorlar; yasamayla yürütme organları liderlerin ağzına bakıyor... Yarım kalan MGK'nın yeniden toplanıp olaysız dağılması bazılarına göre büyük olay. Oysa, asıl 'büyük olay', geçen hafta başlamadan biten MGK'da Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından sarf edildiğini Başbakan Bülent Ecevit'in duyurduğu sözlerin hâlâ geçerliliğini korumasıdır... Cumhurbaşkanı, iktidarı, demokrasiler için vazgeçilmez bir şart olan 'kuvvetler ayrılığı' ilkesini işlemez hale getirmek ve yolsuzlukların üzerini örtmeye çalışmakla itham etmişti. Araya giren ekonomik kriz bile o sözlerin etkisini azaltmış değil... Bir ara, "Yolsuzluklarla iyi mücadele ediyor" görüntüsünü vermeyi başaran Ecevit Hükümeti, bugün, yolsuzlukların üzerine şal örtmeye çalıştığı ithamına mâruz. 'Beyaz enerji' adıyla başlatılan operasyonda, enerji bakanlığı ihalelerine 'fesat karıştırıldığı' ortaya çıktı; bu sebeple bazı işadamları ve bakanlık üst düzey bürokratları gözetim altında tutuluyor. Ancak, devlet katındaki yolsuzluk, işadamı-bürokrat arasında olup bitemez; esas bağı sağlayan siyasetçi boyutunun üzerine ise gidilmiyor, gidilemiyor... Gitmeye kalkışan yargı mensuplarına çeşitli engeller çıkartılıyor. Sadece Yeni Şafak'ta yayımlanan haberler bile, doğru veya yanlış, 'mavi akım projesi'ne yolsuzluk kaynağı olarak bakanların haklılığını düşündürecek çapta; ancak vahim iddialar suskunlukla karşılanıyor... Yolsuzluklar konusunda duyarsızlığın iktidarı yıpratıcı muazzam bir etkisi var; bu yüzden, son ekonomik krizin bile yandaş kayırma amaçlı kullandıldığına inananlar çok. Devalüasyondan kısa süre önce ellerindeki Türk liralarını dolara çevirerek büyük vurgun vuran bankalar ve borsa aracı kurumları olduğu iddiaları ortalıkta dolaşıyor. Bir-kaç kişi arasında kalması gereken mahrem bilgilerin ilgisiz çevrelerle paylaşıldığı ileri sürülüyor. Bu iddiaların üzerine gidilmemesi sistemi derinden yaralıyor. İktidarın toplumun hassas olduğu konulardaki vurdumduymazlığının bir tek sebebi var: Bu hükümetin alternatifi bulunmuyor... Daraltılmış bir siyasi arenada gidilen seçimde, sandık, parçalanmış bir tablo çıkardı ortaya; o tablodaki '28 Şubat' damgası, kurulan hükümeti de belirledi. Bugünkü hükümet, demokrasinin kanallarının tıkandığı gerçeği üzerine oturuyor ve ne yaparsa yapsın önünün kesilmesinin mümkün olmadığını biliyor. Bu 'olağandışı' konumunu, sistem-içi dengeleri daha da bozmaktan, bireyi devlet karşısında çâresiz bırakmaktan çekinmeyerek sürdürüyor. Kısa süre öncesine kadar 'büyük başarı' diye takdim ve toplumdan fedakârlık talep ettiği ekonomik programı, devalüasyon kaçınılmaz olduğunda, "Zaten bozuktu" diye karalama cüretini hangi hükümet gösterse ömrü biterdi; bu hükümet daha nice başarısızlıklara imza atmak üzere hâlâ işbaşında... Bu durumu, artık herkesin bildiği üzere, 28 Şubat'ta altüst edilen siyasi dengelere borçluyuz. 'Silâhsız kuvvetler' adıyla karşımıza çıkartılan ve sistemin kanallarını tıkamanın aracı olarak kullanılan sivil unsurlar, oyuna geldiklerinin farkındalar bugün. Demokratik kanallar kısıldığında, bundan, toplumun bütününün zarar gördüğü gerçeğini onlar da anladı, ama epey gecikmeli olarak... İşçi bugün dört yıl öncesinden daha fakir, işveren dört yılda gücünü kaybetti, esnaf yıkıldı, tüccar kepenk kapattı, sanayici kapısına kilit vurdu... Sakıp Sabancı'nın, "Yüzde 40 fakirleştim, ağam" dediği bir ortamdayız. Genci ve yaşlısıyla, bizim insanımız, geleceğe olan umudunu yitirdi... Demokrasinin 'en mükemmel sistem' olduğunu iddia eden yok; ancak, 28 Şubat'ın gözlere soktuğu gerçeği, bu 28 Şubat günü, kulaklarımıza küpe yapmak zorundayız: Demokrasi elden gittiğinde nefes almak zorlaşıyor, umut kayboluyor...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |