|
|
|
|
Sadece tekel basını değil, aynı sermayenin sahip olduğu televizyon kanalları da, Türkiye'yi yanıltıyor.. Bakın "ekonomi programı" diye sunulan ekran muhabbetlerine.. Türk ekonomisi ve ülkenin ekonomik potansiyeli, sadece "İstanbul Borsası"ndaki iniş-çıkışlardan ve "döviz piyasası"ndan izleniyor.. Bunların yanında, "faiz hadleri" üzerindeki geyik muhabbetini de eklerseniz, ortaya "ekonomi programı" denilen sanal-gerçek çıkmış oluyor.. Bu "yanıltma oyunu" (deception game) sonunda, Türk kamuoyu son ekonomik krizi de bir "şok", bir "sürpriz" olarak karşıladı.. Yapısal bozuklukları ve özellikle her çeşit kamusal harcamalardaki artışları, ele alamadılar.. Boşaltılan bankaların fonlanmasının, ekonomi üzerindeki negatif etkilerini, işleyemediler.. Sağlığı tartışmalı bir başbakanın ötesinde, kimlerin, hangi güdümlerle, ekonomiyi yönlendirdiğini teşhir edemediler. Anadolu sermayesine ideolojik baskılarla getirilen engellemeleri, ayrıcalıklı teşvik politikasını, ihracatın, turizmin, reel sektörlerin nasıl dışlandığını, hiç ele almadılar.. Varsa faizler, yoksa borsa yorumları.. Ve bunları izleyip, okuyan "halk" da, sanki kriz beklenmedik bir olaymış gibi, şoka girdi.. Çok muteber kişiler olarak sunulan isimlerin çevirdikleri dolapları da, bunlara savcılar el atınca öğrenmedik mi? Medya semayesinin koyduğu oto-sansürü aşmak, çok zor.. Ne iktidarın bilinçsiz icraatını, ne de bir avuç insanın çevirdiği dolapları öğrenmek mümkün bu modelde.. Diğer krizler gibi son krizin sorumlusu olan iktidar kadrolarının değişmesi şart.. Ama bu yetmiyor.. Türk medyasının da, hem sermayesi, hem de üretim yapan çalışanları ile, ciddi bir "yapı değişikliği"ne girmesi gerekiyor. Türkiye, batmaz, batmayacak.. Nice krizler atlattık.. Ama Türkiye'nin uyutulmaması, aldatılmaması gerekiyor. Türkiye, Sovyetler Birliği'nin son dönemine benziyor.. Hem siyasette, hem ekonomide kapalı rejimi seçen ve haberleşmede de merkezden güdümlenen Sovyetler'in, "çöküş noktası"na geldiğini, Gorbaçov fark etti.. Ekonomide "yeniden-yapılanma" (perestroika) ve siyasette "şeffaflaşma" (glasnost) bu şekilde başlatıldı. Ancak, Gorbaçov aynı anda iki alanda reformu başlatamadı.. Siyasette şeffaflaşma (glasnost), demokratikleşme, çok seslilik başladı. Buna karşı, ekonomide devletçi, merkeziyetçi yapı korundu.. "Komünist Parti-Kızıl Ordu" oligarşisi (nomenklatura), ekonominin merkezden güdümünü, elden bırakmadı. Sonuçta ekonomik iflas, siyasi çöküşü de getirdi.. Türkiye, hem siyasette, demokratikleşmeyi, temizliği, şeffaflaşmayı başlatmak zorunda.. Hem de, özelleştirmelerle, globalleşmeye uyumla, "serbest piyasa ekonomisi" için gerekli yapılanmayı başarmak durumunda Türkiye.. Yani "önce ekonomiyi halledelim, sonra siyaseti temizleriz" demek mümkün değil.. Devletçilik ve kapalılık, ekonomiyi olduğu gibi, siyaseti ve demokrasiyi de vuruyor. Hırsızlıklar, ekonomik krizlerin ana sebepleri arasında.. Bankaların boşaltılmasına göz yumup, bunları kamu parası ile fonlamak, ekonomik iflası da getirdi.. Yani Türkiye'de de, "perestroika" ve "glasnost", inter-aktif ilişki içinde.. "Temiz siyaset" ile "ekonomik istikrar", birbirlerine bağımlı.. Ama bugünkü medyanın yapısı, yapılması gerekeni ve gerçekleri değil, "yazılabilenler"i ve "söylenilebilenler"i gündeme getiriyor.. Ekonomi ve siyaset programları da, ekrandaki geyik muhabbetlerinden ileri geçmiyor. ŞAKA
Soru-Cevap
SORU- Hazine ve Merkez Bankası, kriz döneminde bile "vekaleten" idare edilebildiğine göre, bundan ne ders çıkar? CEVAP- Başbakanlık ve bakanlıklar bile "asaleten" idare edilemediğine göre, hiçbir şeyden hiçbir ders çıkmaz.. SORU- Bu krizin faturasını halk mı ödeyecek? CEVAP- Hayır.. Ecevit "halkçı" olduğu için, bu krizin faturasını "millet" ödeyecek. TESEV
"Yolsuzluk" neleri içeriyor?
TESEV'in başlattığı "yolsuzluk araştırması"nın ilk bölümü tamamlandı.. "Türkiye ortalaması"nı temsil eden 3201 kişinin yansıttığı görüntüden bazı satırbaşları şöyle.. -Türkiye'deki gündemin en önemli maddeleri (yüzde oranları ile) şu şekilde sıralanıyor: Enflasyon-Hayat Pahalılığı (yüzde 34), İşsizlik (yüzde 26), Rüşvet (yüzde 14), Yolsuzluk (yüzde 8), Eğitim (yüzde 7), PKK-Güneydoğu (yüzde 6), Demokrasi-Fikir Özgürlüğü (yüzde 5), Sağlık-Sosyal Güvenlik (yüzde 3), Ahlak (yüzde 3) Pek çok tablonun bulunduğu TESEV araştırmasını özetlersek.. Türk halkı "torpil"den ve "eşit olmayan davranışlar"dan, rüşvet kadar şikayetçi.. Bu açıdan en fazla belediyelerde (yüzde 78), sonra devlette (yüzde 74) ve arkasından özel sektörde (yüzde 45) kişilere ayrıcalıklı davranıldığına inanılıyor. Rüşvet (veya haraç) açısından en fazla şikayet e dilen hizmet merkezleri sırasıyla şöyle: Trafik, Gümrük, Vergi, Tapu, Belediye, Devlet hastaneleri, Mahkeme, İlk-Orta Öğretim, Silahlı Kuvvetler.. TESEV anketine göre, polisin ve öğretmenin maaşı artırılırsa ve Tapu'da, Mahkemelerde, Hastanelerde bürokrasi (doğrusu kırtasiyecilik) azaltılırsa, rüşvet ortamı yok olabilir..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |