T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Hüsam Bey sizlere ömür

Biz onu Yassıada duruşmalarının "erkek ses"i olarak tanıdık. Hırçın, cerbezeli, daha da önemlisi cesur.

"Hiç muğber değilim efendim. Hiç... Hiç..." diye ünleyen o kırık ve hüzünlü sese inat, mahkeme heyetine karşı Yassıada sürecinin "meşru" olmadığını haykırmış, o teamül dışı muvazaa yargılamaya karşı "hukuk"u savunmuştu.

Hüsamettin Cindoruk'tu adı...

Menderes'in avukatı...

Müvekkilini ipten almayı başaramamıştı ama, çıkıp çatır çatır "savunma" yapmıştı; Başol'ların, Egesel'lerin, Yassıada'yı bir intikam arenasına çeviren Millî Birlik Komitesi'nin devr-i saltanatında, bırakın savunma yapmayı, konuşmak bile başlıbaşına bir "cesaret"ti...

Aynı "erkek ses" 12 Eylül'ün sıkıdüzeninde de duyuldu.

Yine hırçın.

Yine cerbezeli.

"Biz emanetçiyiz" diyordu. Taşıdığı emaneti, ortalık durulduktan, ülke "siyaset yasağı" ayıbından kurtulduktan sonra sahibine iade etti.

Vefa adamıydı.

Sorumluluk taşıyordu.

Dahası, ülkesini seviyordu.

Onu kayıtlayan, yalnızca "Demirel sevgisi" değildi.

Demokrattı da...

"Antimilitarist" söylemin kökleşip kurumsallaşmasında payı vardı. Hırstan uzak bir siyasetçi profili çiziyordu; ayağına gelen liderlik fırsatını elinin tersiyle itmiş, ihtirasların adamı olmadığını kanıtlamıştı.

Sonra ne olduysa oldu, Hüsamettin Bey, "demokrat" ve "hukukçu" kimliğinden sıyrılıp, bir başka sıkıdüzenin kuyruğuna takıldı.

28 Şubat'çı oldu.

Önce, baba ocağı DYP'den çaldığı milletvekilleriyle şemsiye DTP'yi kurdu (Bir "emanetçi dükkanı", bir "geçiş partisi" değil, kendisini Çiller karşıtlığıyla ifade eden kaçkınların kümelendiği bir uğrak partisiydi DTP), sonra tipik bir "ara-rejim hükümeti" olan Anasol-D'nin Başbakan Yardımcılığı'na yazıldı.

Parlamento üzerindeki asker vesayeti, "Çiller tehlikesi"nden daha az tehlikeydi Hüsam Bey'e göre.

Kuvvetler ayrılığı ilkesini tepetaklak eden, hukuku rafa kaldıran, "laikler ve karşıtları" diskurunu siyaset yordamına dönüştüren süreçten ise hiç rahatsız değildi.

Mustafa Karaalioğlu'na verdiği mülakatta, 28 Şubat'taki rolünü inkâr etmiyor zaten.

Bekledik ki, Yassıada duruşmalarının erkek sesi, parlamentoyu teslim alan, "icra"yı çalışamaz hale getiren olağanüstü militer süreci ve geleneksel güç odaklarını refüze etsin.

Hayır...

O çıktı, parlamentonun Refah Partisi'nin vesayeti altında olduğunu söyledi.

Siyasal krizden çıkış yolu olarak da, 27 Mayıs'ın seçkinler ve imtiyazlılar kastı olan "Senato" uygulamasını önerdi.

Hüsam Bey artık yok...

Öldü...

Yassıada duruşmalarının erkek sesi, bundan böyle, uzak ve eski bir anı olarak yaşayacak tarih sayfalarında...

Allah taksiratını affetsin...


28 Şubat 2001
Çarşamba
 
M. ERTUĞRUL YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED