T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Yapay şelaleye hayır!

Büyükşehir çalışıyor. Evet "slogan" bu, ama lafta kalmıyor, gerçekten bu çalışmanın türlü örnekleri ile her gün karşılaşıyoruz.

Meselâ sadece İSKİ'nin gerçekleştirdiği projeleri düşünün bir; akla ziyan geliyor. Nedir o bir ara "Her gün bir açılış, her gün bir temel" diyorlardı, bir ay falan sürdü. Olağanüstü bir performans; üstelik memleketin şu yaşadığımız şartlarında.

Şimdi de "Yeni binyılın çevre atılımı" başlatıldı. Büyük bir ağaçlandırma, yeşillendirme, güzelleştirme faaliyeti yürüyecek.

Sıraselviler'e serviler dikilecek. Laf aramızda servilerin bir kaç kat daha yükseğine çıkan apartmanlar arasında bu fidanlar büyümek için nasıl bir ceht gösterecekler, nasıl zorlanacaklar göreceğiz. Ama çare yok. Modern şehir evvel emirde yüksek bina, asfalt ve araba demek değil mi?

Kavşaklar ağaç ve çiçekle donanacak, parklar açılacak.

Park denilince duralım biraz.

Tarihî bilgi falan sıralamadan fikrimi söyleyeyim. Park tabiattan kopan şehrin (insanın) onu özleyişini ifade ediyor. Ve onu yeniden, ancak bu defa kendi bildiği ve düzenlediği şekilde inşa etmesini belgeliyor.

Her neyse bir şu kadar yüzyıldan beri modernleşen şehirlerin ayrılmaz bir parçası olmuş.

Ama yine de insanoğlu tabiatın doğal hali ile ilişkisini bu parklar aracılığı ile bir türlü gerçekleştiremiyor. Hep bir şeyler eksik kalıyor. Öyle olmalı ki; pek çok parkta dağlardan koparılmış; taşlar, granit parçaları; onların etrafında dağların çiçeklerini, bitkilerini hatta dikenlerini falan görüyoruz. Hadi buna da eyvallah diyelim. Ne de olsa küçük ölçekli bir taklit. Ama son zamanlarda büyük ve küçük şehirlerimizin olur olmaz yerlerinde yapay şelaleler yapıldığına şahit oluyoruz ki, işte buna dayanmak mümkün değil. Taklidin, yapaylığın bu denli ileri götürülmesi ters tepki doğuruyor. Ömründe doğal şelaleler görmüş, onların civarında yaşamış, bir kaynak suyundan kana kana içmiş her fert, bu manzarayı içi burkularak seyrediyor. Ve bu yapay şelalelerin çoğu da gayet acemice dizayn edildikleri için iç burkuntusu bir yüzçevirmeye dönüşüyor.

Büyükşehrin "çevre atılımı" için şehrin çeşitli yerlerine astığı afişler içinde "süs havuzları ve şelaleler" pankartını da gördüm. Lütfen bu yapay şelale fikrinden vazgeçilsin. Havuzlar da her olur-olmaz yere değil, uygun mekana kurulsun. Mesela Sultanahmet'te Halide Edib Adıvar'ın büstünün önünde avuç içi kadar bir meydancık var. Orada ağaçlar, oturulacak sıralar, araba parkedilmesin diye (maalesef) açıklığı kapatan iri beton kütleler içinde süs bitkileri ve tabi epeyce insan kalabalığı var.

Ortaya o koca havuz niçin yapılmış? İçinde kocaman metal fıskiyeler. Ve bu havuz atılan kağıt parçaları, pet şişe ve mısır koçanları ile çöp deposu gibi duruyor. Yersiz bir uygulama.

* * *

Hakkında bir sürü yazı yazdığım Gülhane'nin yeniden saray bahçesine dönüştürülüp aslî hüviyetine kavuşturulması için yapılan proje uygulamaya geçmek için Anıtlar Yüksek Kurulu'nun onayını bekliyor. Umarız olumlu bir projedir ve umarız Anıtlar Yüksek Kurulu bu işe bir an önce onay verir.


28 Şubat 2001
Çarşamba
 
MUSTAFA KUTLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED