T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Kasko mu, kazko mu?

Bu yılın başında 98 model bir "vw-polo" otomobil satın aldım. Aracın alımı sırasında maddi yönden biraz sıkıştığım için kasko, sigortasını yaklaşık birbuçuk ay sonra yaptırabildim. 8 Şubat'ta Axa-Oyak bayiinden kasko yaptırdım ve takdiri ilahi, bundan dört gün sonra bir trafik kazası yaptım.

Axa-Oyak sigorta şirketi yetkilileri, trafik kazası ile poliçe tarihi arasında kısa bir süre olduğunu ileri sürerek, konuyu araştırmaları gerektiğini bildirdiler. Ama aradan 20 gün geçti ve hâlâ arabam serviste, tamire başlanması için sigorta şirketinin onayını bekliyor.

Ve ben bu bayramda arabama binemeyeceğim. Muhtemelen daha haftalar boyunca beklemek zorunda kalacağım.

Axa-Oyak ile yaptığımız sözleşmede "Bu poliçe 8 Şubat 2001 günü saat 12.30'dan itibaren geçerlidir" diye yazıyor. Yani dört gün sonra olabileceği gibi, dört dakika sonra bile olsa, muhtemel bir kazaya karşı "sigorta taahhüdü" sözkonusu. Kaza dediğimiz şeyin de ne zaman olacağı belli olmuyor.

Bu durumda Axa-Oyak, açıkça bana karşı haksızlık ediyor, benim zamanımı çalıyor ve uğradığım zararın telafisi konusunda hiçbir şey yapmıyor.

Diğer yandan, ben zaten kaskoya yatırdığım prim tutarıyla arabamdaki hasarı tamir ettirebilirim. Üstelik ortada polis tutanağı var.

Bu kadar organize bir sahtekarlığı gerçekleştirmenin masrafı, tamir ücretinden çok daha fazla tutar. Buna rağmen Axa-Oyak'ın sergilediği tutum, bu şirketi yönetenlerin iyi niyet sahibi olmadığını ortaya koyuyor.

Axa-Oyak yöneticileriyle her türlü zeminde hesaplaşmamı sürdürmeye kararlıyım. Hem mağdur edildiğim için, hem de sahtekar yerine konulup manen aşağılandığım, hakarete uğradığım için.

(İlgilenen olursa, bu arkadaşımızın ismini, araç plakasını bildiririz.)

Son ekonomik gelişmelere olumlu yaklaşım denemesi

Yandık, bittik, kül olduk... Battık, batıyoruz... Bu sıkıntı bizi duman etti...

Her taraftan aynı feryatlar yükseliyor. Ne kadar böyle gidecek? Bir umut ışığı gören yok mu? Halkın morale ihtiyacı var. Hepimize biraz umut lazım. Yok mudur kurtaracak; yok mudur bahtı karalara iyimser bir yaklaşımla durum değerlendirmesi yapacak biri diye aranırken, arkadaşım M. Ali Verçin (Albaraka Türk Proje ve Pazarlama Yönetmeni) "Aradığın adam benim" diye seslendi.

İşte arkadaşımızın görüşü:

1999'da IMF destekli yürütülen ve Türkiye'nin son şansı olarak takdim edilen program haklı gerekçelere sahipti. Öncelikle belirtmek gerekir ki ağır bir siyasi faturası kuvvetle muhtemel olan böyle bir ekonomik istikrar programını (Özal dönemi dahil son 12 yıl) bütün hükümetler devreye sokmaktan imtina etmiştir.

Bu programın daha en başta pek çok eksiği olmasına rağmen, başlıca dört önemli başlık altında yapılması gerekenler konusunda mutabakat sağlanamamıştır.

1. TL zaten değerlenmişti ve sabit kurlar dönemi başlayacağından bu değerlenme devam edecekti. Bir devaülasyon yaparak programa başlanmalıydı.

2. Sabit kurlar döneminde ithalat artıp ihracat azalacağından bunun tedbirini almak gerekiyordu. Vadeli ithalatta KKDF oranının % 10 olması ve ihracat dövizlerine % 5'e kadar prim verilmesi gibi.

3. Silah alımları ve askeri harcamalar kısılmalıydı. Kısılma oranı % 50 civarında olmalıydı. Türkiye Awacs Uçakları (Erken uyarı sistemi) projesiyle dünyada bu alanda ikinci olacaktır. Helikopter projesi tamamlandığında yine dünya ikincisi olunacaktır. İnanılır gibi değil ama tank projesi de tamamlandığında yine dünya ikincisi olunacaktır.

4. Kamuda azami tasarrufa gidilmeliydi.

Bu eksikliklerin bu programı akamete uğratacağına dair dar platformlarındaki uyarılar dikkate alınamadı. Buna rağmen çok olumlu bazı sonuçlar ortaya çıktı.

I. Artık sürdürülebilir olmaktan çıkan iç borçlanma faizleri % 100'lerden % 35'lere indi. Yaklaşık 20 - 25 katrilyon liralık iç borçlanma % 35 - % 45 faiz aralığında gerçekleşti. Bu devlet hazinesine en az 10 katrilyonluk bir tasarruf imkanı sağladı.

II. BDDK (Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) gibi harika bir kuruma sahip olduk. İddia ediyorum ki bu kurum bugünkü yapısıyla 10 yıl önce kurulsaydı bugünkü bankacılık problemlerinin hiç biri olmayacaktı.

III. Batmış ve battığı için irrasyonel davranarak piyasaların dengesini bozan bankalara müdahele edildi ve mülkiyetleri TMSF'ye aktarıldı. Bu bankalardaki tüm yolsuzluklar gün ışığına çıktı.

IV. Koalisyon ortakları siyasi bedel ödemeyi göze aldılar. Bu unutulmuş bir fedakarlık türüydü Türk siyasi hayatı için.

Son devaülasyon artık "olmazsa olmaz" bir hal almıştı. Çünkü:

- Devaülasyon artık mukadder bir beklenti haline gelmişti. Böyle bir dönemde kimse vadesi bir ayı geçen işlem yapmaya cesaret edememekteydi.

- İthalat ucuzladığı ve ihracat pahalılaştığı için dış ticaret açığı 20 milyar dolar seviyelerine yaklaşmıştı.

- Yurt içinde üretim maliyeti arttığı için her türlü iş yeri kapanmakta ve insanlar işlerini kaybetmekteydi. Araba ithalatındaki patlamayı göz önüne aldığımızda göreceğiz ki aslında reel değeri 15 milyar TL olması gereken bir ithal arabayı biz en fazla 11 Milyar TL'ye almışız. Öte yandan normal şartlar altında 8 milyar olması gereken bir yerli otomobilin fiyatı da 10 milyar TL civarında oluştu.

Uzun dönemde iyimseriz Kısa dönemde yapılması gerekenler yapılmaktadır

15 Şubat günü bu ülkede yatırım yapmak, yeni iş yeri açmak bir fikir olarak bile iş dünyasının gündeminden düşmüştü.

Ücretlilerin az kazandığı ve bu devaülasyonun işlerini daha da zorlaştırdığı doğrudur. Ama gerçek olan bir şey var ki o da eğer bu devalüasyon yapılmasaydı, mevcut işlerini de kaybedeceklerdi.

Şu anda umut doğdu, gelecek artık daha iyi olacak. Bunu askeri harcamalarda bir azalma olduğuna dair bir bilgi piyasalara ulaşmadığı halde, ihracatçı dövizine bir prim düşünüldüğüne dair bir belirti olmamasına rağmen, bugün dünden daha iyimserim (Kur ayarlaması yapıldığından KKDF'nin şimdilik % 6 olarak uygulanmasında bir sakınca yok).

IMF'ye verilen taahhütler yerine getirilmeli ve askeri harcamaların kısılması için ne gerekiyorsa yaparak tekrar bir sabit kur programı açıklanmalıdır. Yatırım ile ilgili vergi ve harçlar (bilhassa stopaj ve muhakkak kurumlar vergisi stopajı ile kira stopajı) kaldırılmalı, ertelenmeli veya en azından hafifletilmeli.

Bu ekonomik istikrar programı gerekli ve kaçınılmaz bir programdır; geleceğimiz için moral bozmadan herkesin desteklemesini öneririm. Başka bir yol da yok başka ve makul bir yol öneren de.

Olumsuz ve karamsar değerlendirmeleri zaten başkalarından yeterince dinleyip okuduk; dolayısıyla yapılan bazı yanlışlıkları ve eksiklikleri tekrar belirtmeye gerek görmedim.

KAZALAR OLMASIN

Kadıköy Belediyesi ve Bahariye Sürücü Kursu katkılarıyla, "Trafik, Çevre ve İlkyardım" konularında ücretsiz olarak seminer verilecektir. Seminer bugün ve her ayın son çarşambası 15-17.00 arası, Sefer Karakoyunlu tarafından Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde verilmektedir. Ayrıntılı bilgi için: 0216.414 27 47


28 Şubat 2001
Çarşamba
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED