T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R

Türkiye'nin yolsuzluk haritası

Halkın güveni açısından biz gazetecilerin durumu "İç güveysinden hallice"; silâhlı kuvvetlere, üniversitelere, eğitim kurumlarına, muhtarlara, polise, yargıya, sendikalara, belediyelere, hatta Kızılay'a gazetelerden fazla güveniyor halkımız... Gazetelerden aşağıda devlet organları, Meclis ve siyasi partiler var... Medya patronlarına ise ateş püskürüyor; "Türkiye'de yolsuzluklarla mücadelede medya patronları engel mi?" sorusuna "Evet, engel" diyenlerin oranı yüzde 62...

'Yolsuzluk' denildiğinde, bizim aklımıza, bankaların hortumlanması, ihalelerde dönen büyük rüşvetler geliyor... Bunlar da yolsuzluk tabii; ancak milyarlarca doları bulan 'yolsuzluk ve rüşvet sanayii' nasıl bir sosyal tabana oturuyor? Halk olarak biz, hakkımız olan işimizi gördürmek isterken bir engelle karşılaştığımızda, ya da hakkımız olmayanı elde etmek için rüşvet veriyor muyuz? Yolsuzluk tabanda ne kadar yaygın? Nerelerde?

Başında Dr. Can Paker'in bulunduğu TESEV, uluslararası kuruluşlardan da destek alarak, Fikret Adanır, Ali Çarkoğlu ve Burhan Şenatalar'a bir 'yolsuzluk raporu' hazırlatmak üzere çalışma başlattı. Üç aşamalı düşünülen raporun ilk bölümü için, Türkiye'nin 'temsil' değeri bulunan 17 ilinde, 3021 denekle geçen yılın ekim-kasım aylarında yüzyüze görüşülerek bir tür 'sosyal değerler haritası' çizilmiş oldu... Önümüzdeki günlerde başlatılacak ikinci aşamada iş dünyasında, üçüncü aşamada ise bürokraside yolsuzluk sergilenecek...

Türkiye'de rüşvet yaygın bir uygulama; bunu biz de biliyoruz, uluslararası kuruluşların hazırladığı raporlar da bu gerçeğe ışık tutuyor. Ama ne kadar yaygın? Bu sorunun cevabı TESEV'in bulgularında var. Yolsuzluk konusunda ilk sıralarda akla gelebilecek kurumlar raporda tahmin edebileceğiniz sırada yer alıyor: Trafik polisi, gümrükler ilk sırada (7.6), vergi daireleri ve maliye (7.1), tapu daireleri (6.8), belediyeler (6.4), trafik dışı polis (6.1), devlet hastaneleri (5.6)... Sıralamada en altta silahlı kuvvetler var (2.7)...

Bu sıralamaya ulaşmak için çok yönlü sağlamalar yapılmış; deneklerin kendileri veya çevrelerinde birilerinin rüşvet verip vermedikleri de sorulmuş sözgelimi. Bir kaç yönlü sorgulama sonucunda çıkan manzaraya bakarak, "Halkın yarısı (49) hiçbir durumda rüşvet vermeye yanaşmıyor" diye sevinebilirsiniz de, yüzde 19'un işini her durumda rüşvetle çözme yoluna saptığına bakıp hayıflanabilirsiniz de... Bir de, rüşvet verdiği halde, bir kaç seçenekli soruların hepsine "Vermem" cevabını uygun gören 'yalancı tipler' var...

Araştırmanın 3021 denek üzerinde yapıldığını biliyoruz; bu kişilerden 540'ı, ya bizzat kendisinin veya hane halkından birinin taraf olduğu 800 ayrı rüşvet olayını 'itiraf' etmiş... Zor bir iş bu. Rakam, deneklerin yüzde 18'ini teşkil ediyor ki, bayağı yüksek bir oran saymamız gerekiyor. Kadınlar (15) erkeklere (21) nazaran daha az taraf oluyor rüşvet olaylarına...

Raporu hazırlayanları sevindiren, rüşvet ortamından kimsenin mutlu olmadığının ipuçlarını elde etmeleri kadar halkın yolsuzluğun ortadan kalkmasının yolları konusunda fikir sahibi olduğunu anlamaları olmuş... Trafikte ve gümrüklerde devletin denetiminin artmasını öğütlemiş denekler, devlet hastanelerinde kapasite artırımı zorunluğuna işaret etmiş, polisin ve öğretmenin maaşının yükseltilmesini ilk sıraya koymuş... Hemen her devlet kurumundan "Yasalara uygun davranış" (40), "Halka eşit muamele" (34), "Savurganlık yapmamak" (12), "Saydamlık" (9) beklediğini söylemiş...

Halkın belediyelerde (78), devlette (74), hatta özel sektörde (45) torpilsiz iş bulmanın imkânsız olduğuna inanmasını ilginç buldum ben. Bir de, kurumlara işi düşenlerin verdiği güven notunun o kurumları tanımayanlardan daha düşük olması ilgimi çekti; bir kurumu tanıdıkça onu daha güvenilmez bulmak bize özgü bir durum olmalı... Neyse ki, halkımız, en fazla öğretmenlere (7.6), sonra sırasıyla subaylara (6.8), yargıçlara (6.2) güveniyor... (Gazetecilere güven yine düşük: 4.7).

Bu tür araştırmalarda âdettir, halkın gündemi de tespit edilmeye çalışılır. Görüşülen insanlara, "Türkiye'nin en önemli üç sorunu nedir?" sorusu yöneltildiğinde, benim de bekleyebileceğim bir sıralama ortaya çıkmış. "Enflasyon ve hayat pahalılığı" (34) demiş insanlar ilk sorun olarak; ardından "İşsizlik" (26), "Rüşvet ve yolsuzluk" (14), "Eğitim" (8), "PKK/Güneydoğu sorunu" (6), "Demokrasi ve fikir özgürlüğü" (5), "Sağlık ve sosyal güvenlik" (3) ve "Ahlâkî yozlaşma" (3) gelmiş... Gözlerim "İrtica" diye bir madde aradı, ama anladığım kadarıyla Türk halkının gündeminde PKK var da, 'irtica' yok...

Ağızlarını "Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü" cümleciğiyle açanlara, bu raporun hiç de hoş olmayan bir haberi var: Türkiye'de yaşayan insanlar giderek homojenlikten uzaklaşıyor... Tercihler, eğilimler, güven ve sorun sıralaması bölgelere ve nesillere göre müthiş değişiyor çünkü. Gençler, rüşvete ve yolsuzluğa, yaşı 40'ın üzerinde olanlar kadar 'ters' bakmıyor meselâ; ya da "En önemli sorun PKK ve Güneydoğu" diyenler, Güneydoğu dışındaki bölgelerde daha az...

Ülkemizde yolsuzluk yaygın, ama rapordan anladığım kadarıyla, halkımız, rüşvet ve yolsuzlukla mücadeleye destek vermeye hazır... En sevinilecek durum da bu.


28 Şubat 2001
Çarşamba
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED