|
|
|
|
28 Şubat sürecinin üzerinden dört yıl geçti. Ama 28 Şubat'ın gölgesi, bir heyula gibi duruyor hala Türkiye'nin üzerinde. Heyula diyorum; çünkü 28 Şubat, yakın tarihimizde eşi-benzeri bulunmayan ve toplumun üzerinden bir silindir gibi geçerek ülkedeki tüm dengeleri alt üst eden, sarsan "tuhaf" bir deneyim olarak tarihe geçecek. Postmodern teoriler ve postmodern söylemler, büyük ölçüde Fransa'dan neşet etti. Aydınlanma Çağı'ndan bu yana düşünsel olarak Batı imgesini meşrulaştıran Batı kültürünün temel dinamiklerini ve kodlarını Fransızlar üretiyor. Pozitivizmi, laikliği, rasyonalizmi hem de en kaba ve katı formlarıyla Fransız aydınları formüle ettiler. Bir de madalyonun öteki yüzü var: Fransa, sadece pozitivist, laik ve rasyonalist düşüncenin "kale"si değil; aynı zamanda karşıt oluşum ve hareketlerin de en yoğun olarak zuhur ettiği bir karşıtlıklar (veya ifrat ve tefritler) ülkesi. Pozitivizme, laikliğe ve rasyonalizme karşı en güçlü dinsel, sanatsa lve düşünsel hareketler ve söylemler de Fransa'dan zuhur etti. Örneğin bugün Fransa, Katolik geleneğin ve kurumların en güçlü ve örgütlü olduğu ülkelerden biri. Yani iki aşırı uçta gezinen, gidip gelen iki karşıt söylem veya gelenek "birarada varolabiliyor". (Bu "birarada varolmak" ifadesi, bir hayli irkiltici geliyor bana. İrkiltici geliyor; çünkü aslında bu iki karşıt gelenek gerçekte birarada varolamıyor; aynı coğrafyada farklı dünyalarda yaşıyorlar.) Karşıtlıkları, tastamam karşıt kutuplarda yer almaları, her iki geleneğin de varlığını meşrulaştıran ve her iki geleneği de canlı tutarak yeniden ürettiren temel etken. Avrupa'daki diğer Aydınlanma hareketleri içinde dünyada, özellikle de Batı-dışı dünyanın zihinsel melekeleri imaginatif ve yaratıcı şekillerde işleyemeyen aydınları arasında en etkin olan Aydınlanma hareketi, Fransız aydınlanması. Ancak Fransız Aydınlanması'nın Fransa'da bile çoktan aşıldığı bir zaman diliminde, "aydınlanma"nın en asgari dinamikleri olan analitik, eleştirel ve "bağımsız" düşünebilme özelliklerinden yoksun olan Türkiye'nin "aydın" bile olamayan literati'leri arasında adeta bir tür din gibi algılanması oldukça düşündürücüdür. Çünkü Fransızların çocukları Fransız aydınları, Fransız aydınlanmasını çoktan tarihteki yerine yollamış durumdalar. Şu an postmodern söylemlerin Lyotard, Baudrillard, Deleuze, Derrida gibi teorisyenleri Fransa'nın çocukları. Fransa kökenli postmodern teorinin en ilginç uygulamasına Fransızlarla öteden beri platonik bir aşk ilişkisi içinde olan Türkiye'de rastlanması, acaba bir tesadüf olarak mı görülmeli? Aydınlanma diye diye bizim elitlerimiz, sonunda, dört yıl önce Türkiye'yi tastamam bir karanlığın içine sürüklediler. Postmodern 28 Şubat darbesinin en hararetli savunucularının, Fransız aydınlanmasını (pozitivizmini, laikliğini, en ilkel hale getirilmiş tezahürleriyle rasyonalizmini) asla dokunulamaz bir amentüye dönüştüren önceden solcu olduğu söylenen elit ve "aydın" takımından müteşekkil olması, sizce de üzerinde çokça kafa patlatılması gereken tuhaf bir olay değil mi? Türk solunun eski tüfeklerini 28 Şubat'ın yegane svunucuları yapan çelişkiler bir yana, bugün Türkiye, 28 Şubat'ın neden olduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal türbülans'larla (alt-üst oluşlarla) fena halde kan kaybeden, tam bir "canlı cenaze"ye dönüşmüş durumda. O yüzden topluma her bakımdan büyük faturalar ödeten 28 Şubat'ın masaya yatırılmasının ve yepyeni, taptaze başlangıçların nasıl ve hangi dinamikler ve temeller üzerine bina edilebileceğinin kıyasıya tartılmasının tam zamanı gibi geliyor bana. Umran dergisi, Şubat sayısında tam da böylesine zorlu bir işe soyunmuş. Yaklaşık 150 sayfalık özel bir 28 Şubat sayısı yayımlamış. Özel sayının hazırlanmasında kilit rol oynayan Abdullah Yıldız, sunuş yazısında, 28 Şubat fenomenini (dergide yazılarına ve görüşlerine yer verilen yazar, bilimadamı ve siyasetçilerin geliştirdikleri argümanlardan yola çıkarak) çok nefis bir şekilde ana hatlarıyla özetlemiş. Dergide, hemen her kesimin görüşüne yer verilmeye özen gösterilmiş. Mustafa Erdoğan'ın "28 Şubat İrticai bir kalkışmadır" başlıklı yazısı ile Meral Akşener'le yapılan konuşmada, yoğun bir şekilde tartışma açması, konuşulması gereken görüşler dile getiriliyor. Burada daha fazla isim zikretmeye gerek duymuyorum; çünkü 40'a yakın yazardan hiç birine haksızlık etmek istemiyorum. Yalnız İbrahim Karagül'ün yazısını zikretmeden geçemeyeceğim. Zira 28 Şubat'ın küresel bağlantılarını ve uzantılarını, dilini, mantığını, söylemini İbrahim Karagül kadar açık ve seçik bir şekilde özetleyen başka kimseye ben şahsen rastlamadım. Esas itibariyle ne olduğu tam olarak bilinmeyen ama hayali olarak icat edilen bir irtica fobisi ve paranoyası üzerine hayata geçirilmeye çalışılan 28 Şubat'ın bu ülkeye ne denli pahalıya patladığını, tüm yönleriyle öğrenmek istiyorsanız Umran'ın 28 Şubat Özel Sayısı'nı kaçırmayın derim. (Umran'a ulaşmak için telefon numarası: 0212-533 72 02)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
|
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © ALL RIGHTS RESERVED |