T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Tecrübe

1970'lerde Mücadele Birliği tecrübesini yaşadım. Oluşum, büyüme ve ayrışma tecrübesini...

Oradan bugüne, FP bünyesindeki gelişmelere bilhassa ayrışma süreci açısından bazı tesbitler taşınabileceğini düşünüyorum.

Önce Merkezde bir sancı başlıyor. Bir temsil krizi ya da yeterlilik sorgulaması denebilir buna. Merkeze güven tartışılıyor ve o güne kadar kader beraberliği yapmış insanlar yolların ayrılma noktasına geldiğini hissediyorlar.

İşte bu noktada, merkezde biraz da insanların "önemli adam sayılma" zaaflarından kaynaklanan bir "yargılayıcılar ekibi" oluşuyor.

Yargılayıcılar ekibinin misyonu, geride kalanlara, ayrılanların günah dosyasını anlatmak ve başka ayrılışları önlemek tarzında şekilleniyor.

Bu özel misyon, merkezde bir topluluğu oldukça tatmin ediyor. Başkalarını yargılamak her zaman kendini üstün bir konumda görmek demek bir bakıma. Bu bir makam adeta. Bir statü. O statü içinde insanlarda kusur bulmak farklı bir damak tadı veriyor.

Bu yargılama sürecinin, gerçekten tırpanlayıcı olduğunu ifade etmek lâzım. Dün ortak sevgilerde, heyecanlarda buluştuğunuz insanda kusur bulmak ve onu dışlamak özel bir halet-i ruhiye gerektiriyor.

Ardından konuşma boykotu geliyor: Geride kalanlar, ayrılanlarla en yakınları da olsa konuşmayacak, temas kurmayacaklar. Çünkü onlar dâvâyı terk ettiler!!! "Terk etme" ifadesinin altında biraz da "ihanet" suçlamasının saklı olduğunu unutmamalı.

Ayrılanlarla konuşanları takip, ayrı bir meşgale oluyor geride kalanlar için. Çünkü onlar, muhtemel ayrılma adayları olarak görülüyor. Bir süre sonra ayrılanlarla konuşanların "ihraç"ına geliyor sıra... Yargılıyor ve ihraç ediyor Yargılayıcılar ekibi...

Ben 1978'de ayrıldım Mücadele Birliği'nden...

Benden önce ayrılanlar olmuştu. Bir süre ben de konuşma boykotu uyguladım benden önce ayrılanlara...

Benden sonra da bana boykot uygulayanlar oldu.

Bana boykot uygulayanlar, hatta arkamdan beni yargılayanlar da sonra boykot hedefi oldular.

Şimdi, Mücadele Birliği'nden geriye kalan, bir dünya ayrılan, boykot uygulayan, yargılayan ve iyice küçüldükten sonra dün kaybettiklerini yeniden toparlamaya çalışan merkez irade var.

Hani ne derler: Ba'de Harabi'l-Basra...

Bu süreçte müşahede ettiğim iki hususu bugün anmak yararlı olacak.

Birisi şu: Merkez ekibi ayrılanları genelde suçlayacak bir malzeme bulmayı tercih ediyor. İstiyor ki, bariz yanlışları olsun ve geride kalanlara "Bakınız ne günahlar işliyorlar" diye örnek gösterilebilsin. Hatta belki ayrılanın misyon kaybına uğraması da temenni ediliyor. Gitsin, kaybolsun ve ibret-i âlem olsun... Asla başarılı olmasını, hele aynı misyon etrafında önemli, dikkat çekici, saygın hizmetler görmesini istemiyorlar. Burada da sebep, geride kalanların kafasının karışmasını önlemek...

İkinci husus şu: Uzunca ayrışma sürecinde önce ayrılanlarla sonradan ayrılmak zorunda kalanların yolu bir biçimde kesişiyor. Tabiî, ortada birbirini yargılamış, boykot uygulamış olmanın burukluklarıyla birlikte... Ve eğer yürekleri genişlemişse, "Birbirimizi nasıl yargılamış, nasıl küsüşmüştük" diye şakalaşıyorlar. Ama bir burukluk payı her zaman kalıyor geride.

Bunları yazarken, hiç kimseyi rencide etmek değil niyetim. Şunu amaçladım yazarken:

-İnsanlar değişik sebeplerle bir ayrışma noktasına gelebiliyorlar. Gelmemeleri mutlaka iyi olur. En tercih edileni, çok iyi niyetlerle inşa edilen misyonun büyüyüp gitmesidir ama, insanların kurduğu oluşumlarda da zaaflar ortaya çıkabiliyor. Bu ortamlarda insanları arkadan yargılamaktan, terk ve ihanet suçlamalarından kaçınmak gerekiyor. İnsanların yanlış yapmalarından mutluluk duymamak, başarısızlıkları için dua etmemek gerekiyor. "Bizden ayrılanın burnu sürtülsün" dememek gerekiyor. Belki biraz zor ama, ayrılanlar başarılı olma yolunda ise, onların başarılarını küçümsememek, yok farz etmemek gerekiyor. Yargılamaktan hassasiyetle kaçınmak, bir süre sonra bizi de yargılayan birisinin bulunabileceğini düşünmek, dün yargıladığımız insanlarla günün birinde yollarımızın kesişebileceğini unutmamak gerekiyor. Allah'ın yargılama alanına müdahale etmemek meselâ...

Bir örnek diye söylüyorum, Mücadele Birliği'nden ayrılanlar misyonlarını kaybetmediler, değişik yerlerde belki ama, gene ana mecra içinde hizmet ediyorlar. Belki bulundukları her yerde, dünden getirdikleri tecrübelerle, farklı yapılanmalara karşı bir ünsiyet alanı oluşturuyorlar.

Bu dönemlerde, biraz rahmet kanatlarını kuşanmak lâzım. Geniş yürekli olmak lâzım. İhanet sözcüğünü çok çok az kullanmak lâzım. "Selâmet"ler dilemek lâzım. Üstelik gerçek bir dua niyetiyle... Bir misyonun ifasında Kader'i belirleyen İrade'nin farklı seslere müessiriyet lutf etmiş olabileceğini de hesaba katmak lâzım.


9 Temmuz 2001
Pazartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED