T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Madımak terörü" (devam...)

Mehmet Ertuğrul Yavuz'un "Madımak terörü ne zaman bitecek?" başlıklı yazısına konu olan 2 Temmuz tarihli Medyakronik değerlendirmesini cumartesi günü bu sütunda okudunuz. Medyakronik'te imzasız yayımlanan bu değerlendirmeyi bana yazdıran asıl neden, kendilerinden "İslamcı basın" olarak söz edilen gazetelerin 2 Temmuz'da "Sivas"tan bucak bucak kaçmasıydı. Zaman ve Milli Gazete "Sivas"ı tek sözcükle bile hatırlamamış; Yeni Şafak ise, "Sivas'ta alınan güvenlik önlemleri"nden söz ederek günü geçiştirme yolunu seçmişti. 2 Temmuz'da "Sivas'ta Tezgah/Başbağlar'da Katliâm" başlıklı diziyi yayına sokan Akit'in "arsızlığı" tabii ki bu çerçevenin dışındaydı.

Bu manzara karşısında şöyle demiştim: Türkiye'de işlerin yoluna girdiğinin önemli bir işareti de, "İslamcı basın"ın 2 Temmuz'larda "susma"yı bırakıp "Madımak"ı anlayıp anlatmaya başlaması olacaktır. "Madımak oteli" içeride o kadar insanla cayır cayır yanarken, otelin önünde içerdekiler aleyhine sloganlar atarak gösteri yapan Sivaslıların "ne yaptıklarını" anlamadan ve anlatmadan bu ülkede işler yoluna girer mi? Otelde kıstırılmış insanların "ateist" ya da "komünist" olmalarının dışarıdaki göstericilerin "ne yaptıklarını" anlamak açısından hiçbir önemi yok... Oteli kimin ateşe verdiğini ya da olaylara kimin hangi hareketinin sebeb olduğunu filan da tartışmıyoruz. "İslamcı basın"dan açıklamasını istediğimiz tek şey şu: Alevler içindeki otelin önündeki gösteriye katılanlar ne yapıyorlardı?

Yavuz, "kendilerine İslamcı denilenler"i her yıl 2 Temmuz'da "samimiyet testi"nden geçiren "Madımak terörü"nden rahatsız olduğunu söylüyor. Konuştuğumuz konunun böyle bir tepkiye tahammülü olmasa da, Yavuz'un bu "rahatsızlığı" beni gülümsetti. Ortada alevler içindeki "Madımak oteli"ni kuşatmış yüzlerce gösterici dururken, "rahatsız" olmak için bula bula aklınıza bu göstericileri yılda bir kez hatırlatan "samimiyet testi" gelecek! Ve bunun adı da "Madımak terörü" olacak... Dışarıya çıkmalarına izin verilmediği için dumandan zehirlenip ölen onlarca insanın hiç önemi yok; yeter ki dışarıda olanların canını daha fazla sıkmayalım... "Kurbanlar"ın hikayesinden "rahatsız" olmanın sırası değil; yeter ki dışarıdaki "arkadaşlar"ı her yıl uygulanan bu "samimiyet testi"nden ilelebet muaf tutalım... Başkalarını bilmem ama Yavuz'un bu adaletsiz "psikoloji" ve "tarih"e uzak olduğunu sanırdım...

İkinci Savaş sonrası pek çok Avrupa ülkesinde yürürlüğe giren bir yasa var. Bu yasa, "Tehlikede olan bir kimsenin yardımına koşmamayı" cezalandırıyor. Ateşe verilmiş bir oteldeki insanlar aleyhine sloganlar atarak gösteri yapmayı ya da bir kenarda sigarasını tüttürerek olan biteni seyretmeyi filan değil; tehlikede olan bir kimsenin yardımına koşmamayı cezalandırıyor. Bana sorarsanız, iyi de ediyor... İkinci Savaş boyunca Yahudi komşularının gaz odalarının yolunu tutması karşısında parmağını kımıldatmayan Avrupalılara bir ders olsun diye getirilmiş bu yasa. Bu ilgisizliğin üstesinden tek başına "moral"le gelinemeyeceği anlaşılınca, işin içine "hukuk" da sokulmuş.. Biz de benzer bir yasa yok; biz bu işlerin "insani" yollarla halledilebileceğine inanmış olacağız ki, benzer bir yasal düzenlemeye gitmemişiz. Ama şimdi bir kez daha görüyoruz ki, gitmemekle yanlış yapmışız. Görülen o ki, "moral" bize hiç yetmiyormuş; "ilgisiz" kalmakla yetinmeyip, can veren insanlar aleyhine gösteri de yapabiliyormuşuz... Yani "Solingen"i de aratır bir toplumsal ruh halimiz varmış...

Yavuz'un bir karşı argüman olarak Başbağlar'ı hatırlatmasına hiç anlam veremedim. 33 insanı gözünü kırpmadan öldürenler hakkında kim farklı düşünebilir ki? Yüce devletimiz bu cinayetlerin faillerini de yakalasın ve (eğer kendisi yargılamak istemiyorsa) "insanlığa karşı suç" işlemiş bu katilleri de üzerine para vererek Lahey'e biz postalayalım...

"Madımak oteli"nin önünde gösteri yapanların büyük çoğunluğunun "İslamcı" olduklarını hepimiz biliyoruz. Pekiyi onların "İslamcı" olması, bizi "Madımak terörü"nün "İslamcılar"ın bir eseri olduğu sonucuna götürür mü? Tabii ki hayır... Bu ülkede, alevler içindeki bir otele, içindekiler "ateist" ya da "komünist" de olsalar ilgisiz kalamayacak, kovayı kapıp "seğirtmeden" duramayacak Müslüman ya da "İslamcı" yok mu? İşte ben de diyordum ki, onlar 2 Temmuz'larda "İslamcı basın"da kalemi de ellerine alsınlar...


9 Temmuz 2001
Pazartesi
 
KÜRŞAD BUMİN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED