T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Asıl anlaşmazlık, IMF ile TSK arasında mı?

Acaba, IMF ile Türkiye arasındaki TELEKOM kaynaklı anlaşmazlıkta, Enis Öksüz ve MHP, sadece bir "görüntüsel rol" mü oynuyorlar?

Acaba, TELEKOM konulu anlaşmazlıkta, IMF ile karşı karşıya gelen taraf, "Türk Silahlı Kuvvetleri" mi?

Acaba Enis Öksüz ve MHP, bu konuda "Niyet Mektubu"na direnirken, TSK'nın yerine kamuoyunda hedef olmayı üstlenen, bir "paratoner" işlevi mi yapmaktalar?

Genellikle askeri içerikli haberler veren "Middle East Newsline"da, bu kuşkuları ön plana çıkartan bir haber-yorum vardı.. (Menewsline.com/stories/2001/july/07-08-3.html)

Buna göre, IMF'nin Türkiye'ye 1,5 milyar dolarlık kaynak paketini dondurmasının sebebi, Türkiye'de askerlerin, TELEKOM'un özelleştirilmesine koydukları engellerdir..

IMF yetkililerine dayanarak yapılan habere göre, askerler 1,5 milyar dolarlık fiber-optik iletişim ağının, özelleştirmeden etkilenmesine karşıdır..

TELEKOM Yönetim Kurulu'na atanan iki emekli subay da (em.gen.Devrim Çorbacıoğlu ve em.alb.Ziya Öztoprak), IMF'nin öfkesini artırıyor.. IMF, Türk hükûmetine "TELEKOM Yönetim Kurulu'nda değişiklik yapın" derken, aslında bu açıdan olaya yaklaşıyor..

Bu haber-yorum, IMF-Türkiye arasındaki TELEKOM anlaşmazlığını ne ölçüde doğru yansıtıyor, tabiî ki bilemiyoruz..

Ama şöyle bir manzaraya bakalım..

Herşeye "evet" diyen MHP ve onun bakanı Öksüz, kendi deyişleri ile böyle bir "kıytırık mesele"de, neden böylesine direniyorlar?

Sayıları 29'a varan "özerk kurumlar"dan sadece TELEKOM'un böyle gürültü kopartması, dikkat çekici değil mi?

Ve, IMF'nin her "dayatma"sını zarif biçimde kabul eden Ecevit, neden TELEKOM Yönetim Kurulu üyelerinin belirlenmesindeki anlaşmazlıkları çözmek için, yardımcısı Özkan'ı görevlendiriyor? MHP'nin direnişi sonucu, Yönetim Kurulu'na özel sektörden üye almak yerine, IMF ile ipleri kopartmak göze alınarak, asker kökenli üyeler atanıyor?

TELEKOM'un özelleştirilmesinin, Türkiye'nin ulusal ve askeri çıkarlarına ne tür etkiler yapacağını değerlendirecek ölçüde, bu konuyu bilmiyoruz..

Ayrıca, bir yabancı haber kaynağının değerlendirmesine bakıp, "işte olayın kaynağı, askerlerle IMF'nin karşı karşıya gelmesidir" diyerek, meseleyi kesip atmaktan da yana değiliz..

Ama belli ki, IMF'yi kaynağı kesme noktasına getiren anlaşmazlığın içeriği, kamuoyuna yansıtılandan çok farklıdır..

Bazılarının ağızlarından kaçırdıkları gibi, bu, "Türkiye'nin rejimine dışarıdan bir müdahale" şeklinde de yorumlanabilir..

Ve hatta, Kemal Derviş'in TELEKOM yönetim kadrosu konusundaki ısrarı, onun mimlenmesine ve hakkında dosyalar açılmasına da sebep olabilir..

Belki de Ecevit'in, kendisine IMF'den gönderilen mektubu Derviş gelmeden değerlendirememesi de, bu kaygıları içermektedir..

Ancak hepimizin, asker-sivil, bilmemiz gereken gerçekler var ortada..

17 Ağustos depremi ile başlayan ve 18 Şubat "devlet krizi" ile tırmanan olaylar dizisi, Türkiye'de "Devlet" dahil, her kurum ve olgunun yeniden-yapılanması gereğini ortaya çıkarttı.. İçinde bulunduğumuz sosyo-politik ve ekonomik ortam, "değişim" ihtiyacını her alanda yansıtıyor..

Bu noktada yapılacak temel tercih hataları ve değişime direnişler, Türkiye'yi temel ve stratejik ittifaklarından bile dışlayıp, Orta- doğu'daki bir izolasyona itebilir.. "Batı" ile ilişkilerin, genellikle ve ağırlıkla, askeri içerikle sınırlanmasına ve bunun da İsrail üzerinden sürdürülmesine tanık olabiliriz..

İhtimalleri de, gerçekleri de, bilerek tartışmakta yarar vardır..

ŞAKA

İyi ki bilmiyorlar!.

Çiller, iktidarı eleştirmiş..

- Ecevit ve iki yardımcısı, hiçbir şey bilmeden, meseleleri dahi anlamadan, bir ülkenin idare edilebilirliğini ispat ettiler, demiş..

Çiller'in gözlemlerine katılıyoruz..

Ama işaret etmemiz gereken bir nokta var..

- Eğer Ecevit ve iki yardımcısı, gerçek durumu bilip anlasalardı, korkudan dudakları uçuklar ve birgün bile o koltuklarda oturamazlardı.. Mutluluklarını, bilgisizliklerine borçlu bunlar..

CİDDİ UYARI

Demirel'in "seçim çağrısı", önemlidir

Bu satırların yazarı, Süleyman Demirel'in siyasal çizgisini ya da vizyonunu beğenenlerden değildir.. Demirel'in güçlü olduğu dönemlerde, sürekli eleştiriler seslendirdik..

Özellikle Demirel'in 9'uncu Senfoni dinleyerek çağdaş uygarlığı aradığı 28 Şubat dönemindeki sorumluluğunu, sürekli yargılıyoruz..

Eğer Erbakan Başbakanlığı, koalisyon ortağı Çiller'e devredip, "erken seçim"e gitmeyi kabul ettiği gün, Demirel transferlerle Mesut Yılmaz'a hükûmet kurdurmayı pompalamasaydı.. Türkiye bir seçime gitseydi.. Bugün ne ekonomi, ne "temizlik" meselesi, ne de siyasi boşluk, Türkiye'yi huzursuz eder noktada bulunurdu..

1997'de "erken seçim"i engelleyen Demirel'in, şimdi hiçbir iktidar gücü olmadığı bir dönemde, "erken seçim şarttır" diye vurgulamasını, hem doğru buluyoruz, hem de buna önem veriyoruz..

Gerçekten, demokratik rejimlerde tıkanıklığı aşmanın tek yolu "seçim"dir..

Halkın tutmadığı, her yaptıkları fiyasko ile sonuçlanmış ve hem iç hem de dış güveni yitirmiş bu koalisyon iktidarı yönetiminde geçen her gün, Türkiye'yi aşağıya çekiyor..

Siyaset de, doğa da "boşluk" kabul etmez..

Seçilmişler koltuklarını dolduramayınca, bunu, siyaset dışı olması gereken kesimler doldurmaya çalışır..

Demirel'in sözlerini, deneyimli bir politikacının, aldığı duyumları, kamuoyuna "uyararak yansıtma"sı biçiminde algılıyoruz..


9 Temmuz 2001
Pazartesi
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED