T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hayrola, yeni bir 'hareket' mi var?

Önceden kesip sakladığım ve kaç zamandır "üzerine yazmayı" kurduğum "kupür" şimdi önümde.

Evet, bir gazete yazısı...

Yazar (ismi lazım değil), "toplumsal kokuşma"yı konu edindiği yazısında, toplumu yozlaştırmada siyasetçinin başlıca rol oynadığı sonucuna varmış

Toplum (ve "özellikle" bürokrasi) iyi...

Ama siyasetçi kötü...

Bu yozlaşma süreci 1945'te başlamış.

1945'ten önce, yani Millî Şef asr-ı saadetinde "kamu hizmetleri" rüşvetsiz, aracısız, iltimassız görülebiliyormuş.

Bunu nasıl tespit etmiş?

Tabii ki "siyaseti iyi tahlil" ederek...

Siyaseti iyi tahlil ederek bugün vardığı sonuç ise şu:

"Türkiye'de halkın yargı organlarına güveni yok. Halkın büyük kısmı devletten ve diğer kamu tüzel kişilerinden hizmet alabilmek için 'rüşvet' ödüyor. Yasama organı olan parlamento 'ekonomiyi düzeltmek' adı altında vergi kaçakçılarını koruyor. Gazeteciler, devleti yönetenleri doğrudürüst eleştirecek ve onları 'doğru yola' sevkedecek bilgilerden yoksun."

"İşte toplumun hali" dedikten sonra, dehşetengiz bir saptamada daha bulunuyor:

"Böyle bir toplum, en tepeden başlayarak kendisine layık bir seviyesizliği yöneticilerinde yaşamaktadır..."

Neden?

El cevap:

"1945'ten beri siyasetimizin tahlili gösteriyor ki, toplum siyasetçiyi değil, her alanda siyasetçi toplumu yozlaştırmakta başlıca rol oynamıştır..."

"Bileşik kaplar" teorisi ne oluyor bu durumda.

Cevap yok.

Gel gör ki, bu saptamaların sahibi de bir siyasetçi; üstelik milletvekili seçilmiş, "kabine"ye girmiş...

Peki, bu "kokuşma"nın tedavisi yok mu?

Olmaz mı?

"Halkımızın çok büyük çoğunluğunun devletin bağımsızlığı ve ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne bağlı kalmaya devam edişi ve halkın yüzde seksen beşinin güven duymaya devam ettiği Silahlı Kuvvetler..."

Bir de "ikaz"da bulunuyor:

"Siyasetçi zümresi kendisini ıslah ederse, ne ala..."

Etmezse?

O zaman ölümlerden ölüm beğenin; daha önce üç kez başınıza gelen o 'kaka şey'in yinelenmesini istiyorsunuz demektir ki, bence siz iyiden iyiye kaşınıyorsunuz...

Merakımı mucip oldu:

"Siyasetçiyi uyarma" görevine koşulmuş Türk entelijansiyası, neden bu işi hep de "kriz" arefelerinde gündeme getiriyor ve olayı, hiç de yeri, zamanı, sırası değilken, bir "dehşet tablosu" içinde sunuyor?

Bilmediğimiz yeni bir şeyler mi dönüyor yoksa ortalıkta?


9 Temmuz 2001
Pazartesi
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED