|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Siyasetin "sıfır noktasında" başlayan yaz aylarını hareketli geçireceğe benziyor Türkiye. IMF ile Hükümet arasındaki çekişme, Türkiye'nin "siyasi modelsizliğini" bütün vehametiyle resmediyor. Yönetim krizinin sonuçlarını gidermek üzere dünyayı yardıma çağıran bir ülke olarak, dünyanın gözü önünde aşırı hamasetle davranan yöneticileri olduğu izlenimini her geçen gün biraz daha pekiştiriyor. Kemal Derviş'e saldırarak popülist siyasal meşruiyet kotarmaya çalışan bir ülke durumunda adeta Türkiye. Önüne konan herşeyi tam bir "modelsizlik" ve "stratejisizlik" içinde değerlendiriyor. Sonuçta dünyanın gözünde yönetilip yönetilmediği bile tartışmalı hale geliyor. Derviş'in "uluslararası dinamikleri yerli değere dönüştüren" bir siyasallaşmanın göbeğinde durduğunu belirtmiştik. Buna karşılık Türkiye'nin "yerli değerleri uluslararası dinamiklerle buluşturan" bir siyasallaşma üretimi içinde olması gerektiğini ve ancak bu yolla birinci tür siyasallaşmanın göğüslenebileceğini söylemiştik. Sağ ve sol temelli siyasal ayrışmanın ve buna bağlı olarak inşa edilmiş olan "merkez"in işlevsizleştiği Türk siyasal yaşamında böyle bir siyasal denklemin Türk siyasal hayatını ayağa kaldıracak tek diyalektik olduğu giderek daha çok belirginleşiyor artık. İşte bu noktada "yeni oluşum"ların Türk siyasal hayatını nasıl kavradıkları çok önemli olmaya başlıyor. Yeni oluşumların kaçınması gereken tutumlar da böylece netleşiyor. "Alaturka küreselleşmecilik" ile "milliyetçilik" arasında savrulmadan kaçınmak yeni oluşumların en dikkat etmesi gereken siyaset biçimleri olarak görünürleşiyor. Dünyadaki en liberal ülkelerin bile yanına yaklaşmaya cesaret edemeyeceği radikal-liberal sosyal politikaları muhafazakar siyasetçilerin dilinden duymaya başlamak veya sosyal devlet ve "yeni kamuculuk" ile devletçiliği birbirine karıştıran anlayışlarla "yeni sol" etiketi ile tanışmak kaygılarımızı haklı kılıyor. "Alaturka küreselleşmecilik", küreselleşmenin getirileri ile Türkiye özelinde politika yapmak isterken, küreselleşmeyi ideolojik unsur içeriği olmayan bir kategori gibi sunuyor. Buna tepki olarak yükselme fırsatı yakalamaya çalışan milliyetçilik ise Türkiye'nin bağımsızlığı adına idari ve siyasi standartlarını aşağıya çeken refleksler üretiyor. Bu dilemmanın geriletici etkisi "yeni oluşumlar" için de fazlasıyla geçerlidir. O nedenle bir oluşum çabasının ne kadar "yeni" olduğunun ilk ölçütü olarak, Türkiye'nin idari ve siyasi standartlarını yükseltmek üzere tekliflerinin neler olduğu belirlenmelidir. Öncelik olarak bunu almayan bir "oluşum"un Türkiye'nin bağımsızlığını korumaktan bahsetmesi de dünya ile paralel bir siyasallaşma üretimine girişmek iddiası da havada kalacaktır. Bu tabii çerçeve bir siyasi dil üretilmeden siyasi pozisyon almaya dönüşemez. Bir siyasi dil üretimi ise herşeyden önce "farkındalık" ile başlar. Dünya gerçeklerinin ve dünyadaki modellerin farkında olmak, o modellerin aynen uyarlanabileceği anlamına gelmez. Buna karşılık Türkiye gerçeklerine vurgu yapmak dünyanın işler kıldığı modeller karşısında sürekli bir asayiş mantığı üretmeyi de getirmemelidir. Oysa verili siyaset şimdi bu hat temelinde parçalanmaktadır. Üstelik Türkiye köşeye sıkıştıkça her iki hat daha da radikalleşmektedir. Bunun sonucu ise siyasi partilerin birbirine zıt kutuplarda da yer alsalar da aynı "siyasetsizleşme" zemini üzerinde sabitlenmiş olmalarıdır. Gerçek bir yeni oluşumun izleyeceği hat, siyasetin bu ülkenin yurttaşları için bir "tutunum" noktası olmasını sağlayacak zemini inşa etmek üzere pozisyon almasını sağlamaktır. Bunun için de teknik modellerden önce insanlara "yurttaş" olmanın değerinden kaynaklanan bir dil ile hitap etmelidir siyaset. Yurttaş olmanın değerinden yükselen bu dilin modelleri olarak gündeme gelmelidir siyasi çözüm önerileri. "Siyasi dil", "siyasi model" ve "siyasi çözüm" hiyerarşisi içinde hareket eden bir oluşumun, "alaturka küreselleşmecilik" ve "milliyetçilik" çelişkisine düşmeden, Türkiye'nin idari ve siyasi standartlarını yükseltmeye talip olması, onu gerçekten "yeni" ve heyecan verici kılacaktır. Dolayısıyla, bugünlerde herkesin yaptığı gibi "yeni oluşumların" neresinin "yeni" olduğunu araştırırken "yeni" kısmından çok "oluşum" kısmına bakmak gerekir. Siyasi bakış bunu gerektirir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |