T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Olanları doğru anlayalım, tamam mı!

Jandarma bandosu eşliğindeki 'Amerikan milli günü'nde, DYP lideri Tansu Çiller'le konuşurken, partisinin öndegelen isimlerinden biri, "Bizim yokluğumuzda çıkardıkları bir yasayla, devletin normal zamanda da istediği her şeye el koyabilmesini mümkün kıldılar" dedi. Demek kaçırmışım.

Haberi arşivimde buldum. Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni (TSK) ilgilendiren üç yasa TBMM'den 'jet hızı ile' geçmiş. DYP'li politikacının dikkatini çeken konuyla ilgili şu bilgiyi veriyor gazete (Hürriyet, 30 Haziran 2001): "TSK'ya yalnızca seferberlik döneminde değil, gerginlik ve kriz dönemlerinde de, özel kurum ve kuruluşlardan yararlanması imkânı getirildi. Sadece yurtdışı tehditler için geçerli olan bu düzenlemeyle, değirmenler, fırınlar, fabrikalar, sanayi kurumları, inşaat ve tamirde kullanılabilecek araçlar, âletler, kılavuzlar, işçiler, yaralı ve hasta askerlere bakılabilecek binalar ve evler, ilâçlar, tıbbî araç ve gereçler 'Milli Savunma mükellefiyeti' kapsamına alındı. TSK, bu hizmet karşılığında ücret ödeyecek."

Bu özetten, lüzum görüldüğünde para karşılığı el konulabilmesi için, her şeyden önce 'kriz' durumu olması gerektiği anlaşılıyor. Demek ki, Refahyol döneminde çıkartılan 'Başbakanlık kriz merkezi yönetmeliği' içerisinde bulunan bir kolaylık yasa haline getirilmiş... O yönetmelik, esasen, devlete böyle bir hak tanıyordu...

Konuya ilgi duymamın sebebi, şu sıralarda okuduğum bir kitapta karşıma çıkan şaşırtıcı bir bilgi. Kitapta, bizde şimdilerde yasalaştırılan, daha önce (1998) yönetmelik halinde çıkartılmış olan düzenlemeye benzer bir görüşün daha 1975'te tanıdık bir isim tarafından savunulduğu yazıyor: Samuel P. Huntington... "Dünyamız dinler, kültürler ve medeniyetler arası çatışmalara gebe" tezinin sahibi olan Huntington, bu tezi yüzünden çok eleştirildi. Eleştirenler arasında kendi ülkesinden isimler de vardı. Ancak, okuduğum kitabın yazarı, Harvard profesörünün dediklerine kulak verilmesi gerektiğine inanıyor. Söylemeye çalıştığı özetle şu: "Huntington'un dedikleri daha sonra gerçekleşiyor..."

Örnek, bizde şimdilerde yasalaşan 'kriz durumları' ile ilgili düzenleme... "Devlet içinde devlet" diye anılan Council on Foreign Relations (CFR) adlı kuruluşun üyesi olan Huntington, 1975'te, CFR tarafından yayımlanan "The Crisis of Democracy" (Demokrasi krizi) adlı raporda, "Amerika'nın ihtiyacı olan, demokraside ciddi revizyona gitmektir" demiş... Ona göre, demokratik kurumlar olağanüstü durumlara cevap vermede yetersiz kalmaktaymış... Neyi kast ettiğine iki örnek vermiş Huntington: Three Mile Island'daki nükleer sızma ile Küba'dan botlara binip ABD'ye sığınmak üzere Miami kıyılarına yığılan insanlar... Rapor, "Tecrübeli, kıdemli ve özel yetenekli liderlerin demokrasinin iddialarını görmezden gelme hakları olmalıdır" temennisini dile getiriyormuş...

Demokratik gelenekleri göz ardı edebilme hakkını lidere tanıma temennisi... İlginç...

"Amerika'da hergün yüzlerce rapor yazılıyor" diyecekleri önceki tespiti hatırlatarak uyarırım: "Huntington'un dediklerine kulak vermek gerekiyor..." Nitekim, CFR adına hazırlanan raporun gün ışığına çıkmasından sadece üç yıl sonra, Başkan Jimmy Carter, Huntington'u Milli Güvenlik Konseyi'ne güvenlik planlaması koordinatörü olarak atamış. Huntington'un ilk işi de, bir 'başkanlık memorandumu' hazırlamak olmuş; o memorandum, 1979 yılında, bir başkanlık direktifiyle Federal Kriz Yönetimi Birimi (FEMA) oluşmasına zemin teşkil etmiş... Sivillerin yönetimindeki FEMA, bir ulusal kriz durumunda, hükümetin bütün işlemlerini ele alma yetkileriyle donatılmış...

1979'da ABD'de kurulan 'kriz yönetimi birimi', 1998'de 'başbakanlık kriz yönetimi merkezi' olarak bizde de yansımasını buldu. Meclis'ten muhalefetin çekildiği günlerde de, uygulama, ayrıca yasal çerçeveye kavuşturuldu.

Dünyada ve Türkiye'de olup bitenleri 'tesadüf sonucu' görmek de mümkün, benim gibi "Orada pişen, bize de düşer" gözüyle bakmak da. Türkiye kendi başına bırakılmayacak önemde bir ülke, o sebeple 'bize özgü şartlar' epeydir gündemde. Benzer gelişmelere, bazen bizden önce bazen bizde denendikten sonra, başka ülkelerde de (özellikle ABD'de) rastlanıyor. Dünyaya gözlerini kapatanların bu benzerliklerin farkına varmaları elbette mümkün değil.

Huntington'un CFR arkadaşlarından Yale Üniversitesi profesörü Richard Cooper da, yine CFR adına, 'para politikaları' konulu bir araştırma grubunu yönetmiş... Grubun tavsiyesi, devletin elindeki altın rezevlerinin serbest piyasaya arz edilip satılması olmuş... Cooper, dışişleri bakanlığında ekonomik işlerden sorumlu müsteşar yardımcılığına atanmış bir süre sonra; IMF, onun döneminde, altın rezervlerinden bir bölümünü satmış...

Bu bilgileri okuduğum 'Rule by Secrecy' ("Gizli yönetim", NY, 2000) adlı kitapta (s. 25) bizim bugünlerimize de ışık tutan pek çok ayrıntı var. Kitabın özelliği, anlattıklarına "Komplo" denilmesinden çekinmeyecek itibarlı bir yazar (Jim Marrs) tarafından kaleme alınıp bu tür kitapları basan kıytırık yayınevlerinden olmayan dev HarperCollins Publishers'ın damgasını taşıması...

Yeni dünya düzeni demokrasinin içeriğiyle oynanarak- oluşuyor, benden duyurması...


9 Temmuz 2001
Pazartesi
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED