T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Öznenin şiddeti,şiddetin öznesi

400 küsur yıllık modern tarih, Müslüman toplumların özne olma konumlarını (ve dolayısıyla özgüvenlerini) yitirdikleri bir tarihtir. Modern tarih boyunca, önce Avrupalılar'ın doğrudan, açık şiddete dayalı; 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra ise Amerikalılar'ın dolaylı olarak, yani örtük şiddete dayalı söylemler ve pratiklerle dünya üzerinde hegemonya kurmaları ve bu şiddet yüklü hegemonyayı sürdürmeye çalışmaları, ikinci dünya savaşından bu yana Müslüman toplumların yeniden-özne olma süreçlerini "tetiklemiş" ve hızlandırmıştır.

Modern tarih boyunca Müslüman toplumların hem kendi kültürel dinamikleriyle hem de modernlikle yaratıcı, ufuk ve çığır açıcı şekillerde yüzleşmeyi ve hesaplaşmayı başaramamaları, onları, özne konumundan nesne konumuna düşürdü. Bu 400 küsur yıllık zaman diliminde dünyada hakim olan kavramları ve kurumları hep Batılılar (Batı Avrupa ülkeleri) üretti; diğer toplumlarsa tüketti. Yani bu süre zarfında hep Batılılar özne oldular, diğer toplumlarsa nesne. Bu süreçte Müslüman toplumlar hiçbir zaman özne olamadılar: Hep ya doğrudan ya da dolaylı olarak tanımlandılar, belirlendiler, şekillendirildiler, yönlendirildiler.

Modern tarih süresince genelde Batı-dışı toplumların, özelde ise Müslüman toplumların yaşadıkları tecrübeyi (veya pratiği) özne olamama, nesne olma durumu olarak tanımlıyorum. Burada nesne olma durumunun iki boyutu veya tezahürü olduğunu görüyoruz: Birinci boyut, "doğrudan nesne"lik; ikinci boyut ise "dolaylı nesne"lik şeklinde tezahür etmektedir.

Doğrudan nesne olma durumu, modernliğin başlangıcından Avrupa hegemonyasının sona erdiği 20. yüzyılın başlarına, özellikle de İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna kadar süren bir zaman aralığını kapsıyor: Bu dönemde, Avrupalılar açık sömürgecilik yoluyla diğer toplumları fiilen, doğrudan sömürgeleştirmeye, kendilerine bağımlı hale getirmeye çalıştılar: Bu süre zarfında dünyada hakim olan veya hakim kılınan tüm kavram ve kurumları, strateji ve projeleri Avrupalılar geliştirdiler; dünyanın diğer toplumlarına da hakim kılmaya çalıştılar.

Burada Avrupalılar Özne, diğerleri Nesne olarak konumlandırıldı. Başka bir deyişle, Avrupalılar "iyi", "güzel", "gelişmiş"likle; diğerleri ise "kötü", "çirkin" ve "gelişmemiş"likle özdeşleştirildi. Yani Avrupalılar tanımlayan, belirleyen, yönlendiren; diğerleri ise tanımlanan, belirlenen ve yönlendirilendi.

Bu tür bir ilişki biçiminin sonsuza kadar böylece sürmesi elbette ki mümkün değildi: Çünkü bu ilişki biçimi tek taraflı hakimiyeti, tahakkümü esas alan bir ilişki biçimiydi ve hem söylemsel düzlemde, hem de pratikte şiddete dayalıydı. Bunun en somut sonucu, Avrupalıların diğer toplumları açıkça sömürgeleştirmeleri oldu.

İnsanlık veya uygarlıklar tarihinde aynı zaman diliminde farklı uygarlıklar yeryüzü üzerinde bir anda varolmuşlar ve diğer uygarlıkları nesne olarak konumlandırma yoluna gitmemişlerdir. Oysa modernlikle birlikte Avrupalılar, diğer uygarlıkları ve toplumları nesne olarak konumlandırdılar; siyasi, ekonomik, askeri ve teknolojik güç ve zor kullanarak kendilerine bağımlı hale getirmeye çalıştılar. (Schumpeter, Adorno ve Marx'ın farklı gerekçelerlele de olsa, modernliği, "yaratıcı ama tahripkar" (creative destruction) bir fenomen olarak adlandırmalarının nedenleri şimdi daha iyi anlaşılıyor olmalı). Bu, açıkça bir saldırıydı; saldırganlıktı; o yüzden şiddete dayalı söylemler ve pratikler üretti ve o yüzden ancak ikinci dünya savaşının sonuna kadar varlığını sürdürebildi.

Bu süre zarfında Avrupalılar, sadece diğer kültürlere ve uygarlıklara mensup toplumların zihinsel ve fiziksel kaynaklarını tarümar etmekle; yani diğer toplumları nesne olarak konumlandırmakla yetinmediler; kendi içlerinde de birbirlerini (farklı ırkları, etnisiteleri, cinsiyetleri, sınıfları vesaire) nesneleştiren gayrı insani bir tecrübe veya pratik ürettiler. Ve sonuçta bu doğrudan nesneleştirme süreci, iki büyük dünya savaşının yaşanması ve dolayısıyla Avrupalıların dünya üzerinde kurdukları hegemonyanın bitmesiyle sonuçlandı.

İkinci dünya savaşından sonra Avrupa'nın yerini Amerika aldı. Bu süreçte özne-nesne ilişkisi görünüm değiştirdi. Bu kez, "doğrudan nesneleştirme" çabasının yerini "dolaylı nesneleştirme" çabası aldı. Açık sömürgecilik yerini örtük veya yeni-sömürgeciliğe bıraktı.

Dolaylı (yollarla) nesneleştirme çabalarının tezahüründe müslüman toplumlarda yaşanan gelişmelerin, oluşumların, direnişlerin ve silkiniş çabaları kilit, belirleyici rol oynadı. İslami siyasi, kültürel ve entelektüel söylemlerin özne olma çabaları, önce Batı mitinin (efsanesinin, büyüsünün) yıkılmasına yol açtı; sonra da Amerikalıların temsil ettikleri ve yeniden üretmek için yoğun çaba gösterdikleri Batı hegemonyasının sarsılabileceği korkusunun kök salmasına neden oldu.

Şu an, Amerika'nın başını çektiği Batı bloğunun, İslami söylemleri terörle özdeşleştirme, "bitirme", "tüketme", "hadım etme" yöntemlerine başvurarak bütün stratejilerini ve projelerini İslami yükselişi ve tehdidi durdurma kaygısı ile hareket ettiği; İslami söyemleri ve dolayısıyla İslam'ı özne olarak konumlandırdığı bir süreç yaşıyoruz.

Bu süreç, insanlık tarihinin yeniden yazılacağı, müslümanların özne olma bilincine vararak, ona göre hareket edecekleri yepyeni bir gelecek vadediyor bize. Burada sormamız ve üzerinde kafa yormamız gereken hayati soru/n şu: Bu geleceği görebiliyor ve bunu "kurmak" için gerekli hazırlıkları yapıyor muyuz?

Bu soruyu cevaplandırabilmek için özne-dil ilişkisi üzerinde durmamız gerekiyor. Çünkü dil, özne'nin evidir. O yüzden dil sorununu açıklığa kavuşturmadan özne olabilmek, "yer"e sağlam basabilmek ve geleceğe "emin adımlar"la yürüyebilmek mümkün değildir. Özne-dil ilişkisini Çarşamba günkü yazıda tartışalım.


9 Temmuz 2001
Pazartesi
 
YUSUF KAPLAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED