T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Siyaset, gelenek, yenilenme

Türkiye, görüntüsü ekonomik olan gerçekte ise daha derin siyasi, kültürel boyutları olan bir krizden geçiyor. Ülkenin siyasi ve ekonomik karar mekanizmalarını elinde tutan zihniyetin "yönetme krizi"yle karşı karşıya oluşu bunalımın derinliğini daha da artırıyor. Yaşamakta olduklarımız yıllardır yapay tehdit ve bunalım politikalarıyla iktidarlarını sürdürme gayretinin, örtmeye çalıştıkları zihniyet krizinin deşifre edilmesinden başka bir şey değil. Türk siyasetinin zihni ve idari krizleri tüm derinliği ile açığa çıkarken, iktidar odaklarının sürekli dışlamaya çalıştığı, çevrede tutunmaya özen gösterdiği, güç merkezine yaklaşır gibi olduğu durumlarda da devlet refleksini tüm gücüyle harekete geçirip tekrar çevreye ittiği siyasi hareketin krizi güncel kriz kadar önemli. Zira sonuçları bakımından ülkeyi bir sömürge durumuna düşüren yönetimin günahına ortak olmamış çevrelerin alternatif gözüyle/umuduyla baktığı siyasi temsiliyetin krize girmesi Türkiye'nin geleceğini de etkileyecek bir başka bunalımın, kendi tarihi, kimliği, kültürü ile buluşmasını; ertelenmiş krizlerin önünü tıkadığı ülkede siyaset üretebilen bir zihniyetin ertelenmesi anlamına gelir.

Kapatılan Fazilet Partisi'nin mensuplarının siyaset zihniyeti anlamında durdukları yerin farkında olup olmadıkları ayrı bir soru, ancak, temsil ettikleri sosyolojik tabanın Türkiye için ifade ettiği misyon bu sorunun algılama sınırlarını aşan bir tarihi sürekliliği gerekli kılıyor. Nitekim aynı kadro içinde yaşanmakta olan gelenek/ci, yenilik/ci tartışmasının dayandığı sosyolojik yapı, kültürel doku göz önüne alındığında hem temsil durumunda oldukları kitlenin bu kadrolara yüklediği misyon, hem bu kültürel kimliğin merkez-çevre ilişkisi anlamında durduğu yer anlamında tartışmaların nereye doğru evrilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

En son olarak Bülend Arınç'ın uzlaşma formüllerinin pratiğe geçmemesi karşısında ikili yapılanmanın önlenemez bir noktaya geldiği resmileştirilmiş oldu. Bu noktada, bu girişimden hareketle bile gelenek/cilik, yenilik/cilik ayrımının sosyolojik temelleri açısından nereye oturduğunu çözümleyebiliriz. Aslında temsili yetenekleri ne düzeyde seyrederse seyretsin periferiye itilmiş bu siyasi ve kültürel tabanın farklılaşmaya yüz tutan taraflardan birini tercih etmek zorunda kalmayı en son seçenek olarak gördüğünün işareti sayılmalıdır.

Siyaset etme kendi başına bir zihniyet oluşumunun ifadesidir. Siyasi anlayışın, zihniyetin, kavrayışın oluşumunu formel/kunumsal yapıların değişimi yeniden şekilleneceğin ilişkin indirgemeci siyaset anlayışı kendi içinde bir açmaz, problematiği taşır. Kendi geleneğini oluşturabilen siyasi akımlar kalıcı olabilir, siyaseti şekillendirebilirler.

Kendi geleneğini oluşturabilen siyaset anlayışları gelişen şartlarda yeni siyaset oluşturma, kültürel ve zihni dinamiklerini yeniden üretebilme dinamizmini gösterebiliyorsa yaşama, varlığını meşrulaştırma hakkını elde ederler. Bu yeniden üretim aslında süreklilik içinde yenilenmedir; sanıldığının aksine geçmişi sırtında bir kambur gibi algılama pragmatizminden tümüyle farklı bir siyasi duruştur. Pragmatizmle günü kurtarabilirsiniz ama bir siyasi akım olarak yarınlarınızı emanet edemezsiniz. Bu genellemeden (zira genellemelerin somutlaştırılmadığı sürece büyük yanlış-anlaşılma-ları barındırma tehlikesi vardır) sonra günlük politik tutum açısından gelenek/cilik ve yenilik/cilik ayrımının nereye tekabül ettiğine, tarafların nasıl bir duruş sergilediğine bakarak geleceğe ilişkin bir şeyler söylenebilir.

Geleneğe sığınarak, gelişmeye/yenilenmeye kapalı durarak içe kapanmak ne kadar muhalif muhtevaya sahip olursa olsun muhafazakarlaşma tehlikesini beraberinde getirir. Oysa, iktidar aygıtını elinde tutan zihniyetle arasındaki mesafe göz önüne alındığında, gerçekten muhalif ve buna paralel olarak da altarnatif olmaklığı zorunlu kılan bir yapılanmanın toplumsal ve kültürel zeminde temsili bir karşılığının olduğu sonucuna varabiliyoruz. Alternatif siyasi zihniyet, muhalif tavır geleneğe takılıp kalarak kendi kendini tutuculaştırma, umut olma imkanın yok edebiliyor.

Geleneği ihmal ederek yenilenme hatta değişim adı altında geçmişin dolayısıyla yaslandığı kültürel ve sosyolojik tabanın inkarı üzerine yeni bir siyaset inşası mümkün değildir. Bu zeminde yürütülecek bir siyaset olsa olsa merkeze yerleşmiş (başka türden) muhafazakarlıktır ve tüm alternatif olma imkanlarının elden kaçırılması anlamına gelir.

Bu iki açmaz karşısında, her iki tarafın kolayca içine çekileceği ve de çekilmek istendiği yer; muhafazakarlığın yani tutuculuğun, siyasi tutuklaşmanın; yani, iktidar aygıtlarına egemen olmuş siyaset zihniyetinin türevi olmaktır.

İki taraf da, sahici bir siyasi çizgi olup olmadıklarının sınavından geçmektedirler.

Bu iki siyasi oluşumun göstereceği tutumla umut bağlayanların nezdinde ya "tüm varları yok sayıp yeniden başlama" kararı vermelerine ya da "kendini yeniden üretebilen bir geleneğe sahip siyasi çizgi" oluşun rüşdünü göstererek meşruiyet kazanmalarını sağlayacaktır.


10 Temmuz 2001
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED