T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Arınç'a ne denebilir ki...

-Ve Bülent Arınç da "Yenilikçi ekip" karesi içine girdi. FP'nin kapatılmasından sonra bir tek parti ile yola devam edebilmek amacıyla yaptığı girişimlerden sonuç alamadığını açıkladı. Erbakan Hoca ile yaptığı son görüşmede şunu söylemişti:

"Toplum yenilenme istiyor. Ailelerimiz, çocuklarımız, tabanımız istiyor. Ben de istiyorum. Değişim talebinin gerisinde kalan parti kaybetmeye mahkûmdur."

Ne denebilirdi ki "Çocuklarımız böyle istiyor" diyen Bülent Arınç'a? Bu, gerçekten çıplak bir gözlemle varılacak sonuçtu. Bir bakıma kendi çocuklarınızda olan biteni kavramaktı. "Adını ve amblemini değiştirip FP'ye devam etmek" gerçeklerden kopuştu. Önümüzdeki seçimlerde ilk defa oy kullanacak genç nüfusun nabzı, kendi evlerimizde bile böyle atıyordu. Aslında, Türkiye gerçeğini kavramak için Bülent Arınç'ı bile doğru anlamak yeterli olabilir.

-Toplumun bir kesimine hep kuşku ile bakan bir cenahta "Yeni"ye ilişkin tedirginliklerin başladığı gözleniyor. Ona bağlı olarak "Yeninin içini boşaltma" söylemi gelişiyor. "Nereniz yeni ki?" soruları ve peşinden gelen "eski dosya" teşhirleri medyadaki köşe başlarında arzı endam ediyor. Bu soruları görmek ve cevaplar geliştirmek lâzım. Cevaplar geliştirirken de hem yeni sesin ulaşması amaçlanan toplum kesimlerinin beklentilerini gözetmek, hem de ana doğruları ıskalamamak gibi bir hassasiyet önem taşıyor.

- "Yenilikçi hareket"i besleyen bir rüzgâr oluştuğu muhakkak. Cumartesi günü Kayseri'deydim. DP'den bu yana bildik hassasiyetle politikaya ilgi gösteren kimi insanlar, "Eğer gerekli elele tutuşmalar gerçekleşirse DP'nin yakaladığı rüzgârla buluşulabilir, buralarda böyle bir heyecan var" dediler.

- "Gerekli elele tutuşmalar..." ifadesinin altını çizdim. BBP'nin adı geçti orada. Bildiğim kadarıyla Yenilikçi hareketin mimarları henüz BBP kadrolarıyla iletişim yolunda bir adım atmış değiller. Bu işler, statüler katılaşmadan yapılırsa sağlıklı olur diye düşünüyorum. Şöyle her iki hareketin zirveleri, statülerden arınmış bir üslûpla, benim durduğum yerden, yani hesapsızlar ve beklentisizler cenahından bakarak "işin içinden nasıl çıkılır?" sorusu etrafında bir görüşme yapsalar... BBP'nin son ANAR anketinde oyu yüzde 3.6 gözüküyor. Önemli bir rakam. Ama ortada "nasıl elele tutuşulacak?" sorusu var... Bu konuya kim kafa yordu bugüne kadar bilemiyorum. Bence vakit geçiyor.

-Melih Gökçek'e kardeşçe: Şimdi elele tutuşma zamanı. Keşke iki parti olmadan yenilenilebilseydi. Ama üç olmamalı. Ben şans da görmediğimi ifade etmek isterim. Bu koyundan üç tane post çıkmaz asla.

-Rize gezimde 10 metre arayla yapılmış iki cami görmüştüm. Kavgalı akrabalar yaptırmışlar. Bir de fıkra var hani. Akşam ezanının sesi geliyor uzaklardan. Adam oğluna demiş: Git bak bakalım oğlum, nerede okunuyor ezan, diye... Çocuk çıkmış: Bizim camiden baba, diye seslenmiş. Adam: Öyleyse Aziz Allah! demiş. FP zemininde oluşan iki yapının ilişkisi böyle olmamalı, diyorum. İlerde sık sık paralel duruşlar sergileneceğini hep akılda tutmak lâzım. Camileri, ezanları, bayramları ayırmak gerekmiyor, demek istiyorum.

-Cami deyince, burada bir temel konuyu daha vurgulamak istiyorum. Liderlerin Cuma çıkışlarında siyasî manzaralar sergilenmesini oldum olası yadırgadım. Liderleri öven sloganlar atılmasının da, cami kapısında siyasî sorulara cevaplar verilmesinin de şık olmadığını düşünüyorum. Buralarda ibadetin kendine has derinliğinin yaralanmaması doğru olur. Orada siyasetçinin de ayrı bir statüsü yoktur, bırakalım siyasetçi de tevazu ve mahviyet ikliminden kopmasın. Medya zorlasa da cami kapılarında soru cevaplamamaya itina edilmeli bana göre. Hatta medyaya "Bu mekanların nezahetine özen göstermeliyiz" gibi cevaplar verilmesi de, benzeri durumlar için uyarıcı olacaktır.

THY'NİN AYIBI:

7 temmuz 2001 Cumartesi günü yaşadığım bir THY skandalını buraya almak istiyorum. 4 kişi olarak Kayseri'ye uçacaktık. Eşim, bir arkadaşım (Adem Ergül) ve onun eşi... Kayseri'de günler önce planlanmış müşterek bir programa katılacaktık. 5 Temmuz'da biletlerimiz alındı, okeylendi. Sabah 06.00'da havaalanına vardık. Uçuş kartlarımızı almak üzere kontuara gittik. Kontuardaki bayan benim biletim dışında üç kişinin bilet rezervasyonlarının iptal edilmiş göründüğünü söyledi. Bilgisayar kayıtlarına göre "yolcu veya yolcu yakını birisi" Taksim Havayolları bürosundan üç bileti iptal ettirmişti. Yolcular bizdik, biletler elimizdeydi, biletlerimizin Taksim'le hiçbir ilgisi yoktu, çünkü havaalanından alınmıştı ve birileri biletlerimizi iptal ettirmişti. Uğraştık, didindik, yedekten bile üç bilet bulamadık ve ben mecburen gittim ve üç kişi havaalanından geri döndüler.

Sebep neydi? O gün benim gittiğim uçakta Kayseri'deki ayin için gelen Patrik Bartholomeus'la birlikte birçok Hristiyan din adamı ve yolcu vardı. Acaba o grupları götürebilmek için, rastgele bir iptal operasyonu mu yapılmıştı. Ve piyango bize mi çıkmıştı?

Bunları THY yönetimi (Sayın Cem Kozlu) ve Ulaştırma Bakanı Sayın Enis Öksüz açığa çıkaracak. Ben, bu tür rezervasyon iptallerinin, on yıllar öncesinde, köy otobüslerinde ya da korsan otobüs firmalarında kaldığını sanıyordum. Ama Çağdaş THY 2001'de yaşattı bana bu garabeti. Bir cevap bekliyorum. Yoksa bundan sonra THY'ye ayarlı bir randevu vermemeli miyim? Yoksa "Sakın THY'nin bilet okeyine inanıp doğrudan havaalanına gitmeyin, orada biletinizin meçhul bir el tarafından bilgisayara girilerek iptal edildiğini öğrenip geri dönebilirsiniz. En iyisi evden çıkmadan önce biletinizin hâlâ bilgisayar kayıtlarında mevcut olup olmadığını te'yid edin" mi demeliyim?

Cevabınızı bekliyorum Sayın Bakan, Sayın Genel Müdür...


10 Temmuz 2001
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED