T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İsrail stratejisinde Türkiye ve "borçlar"

'Askeri' konular aslında 'siyasi'dir. Bu tür konular da 'strateji' çerçevesinde ele alınmak zorundadırlar. Ancak, 'siyasetin can çekişmesi' askeri konulara ilişkin bir kayıtsızlığı ve umursamazlığı da beraberinde getirir.

İsrail'in Türkiye'ye üstün olduğu noktalardan biri de buradadır. Orada, bu konular basında enine boyuna tartışılıyor. İsrail basını, Savunma Bakanı Binyamin Ben-Eliezer'in dün gerçekleşen Ankara ziyareti nedeniyle Türkiye ile ilişkilere dair yazılara geniş yer veriyor. Bu çerçevede Jerusalem Post'ta Efraim İnbar'ın "İsrail-Türk Antantı" başlıklı önemli bir 'strateji yazısı' yayımlandı. Yazı şöyle başlıyor:

"İsrailliler miyop biçimde Filistin meselesine odaklanmışken, Ortadoğu'da uluslarararası ilişkilerde geçen ayın en önemli olayı pek dikkat çekmeden gerçekleşti. Düzinelerce Amerikan, İsrailli ve Türk pilotu Türkiye'nin ortasında, büyük ölçüde Arap ülkeleri ve İran'ı rahatsız edecek türden bölgenin en sağlam bağlarından biri haline gelmiş olan üçlü ilişkinin bir parçası olarak, hava tatbikatında biraraya geldiler... İlk kez gerçekleşen bu üçlü hava gücü gösterisi, üçlü ilişkide bir başka önemli ilerlemeyi ifade eden Amerikan Savunma Bakanı Donald Rumsfeld'in Haziran başındaki ziyaretini izledi. Görevdeki Bush yönetiminin balistik füze savunmasına verdiği büyük önceliğin, Türkiye'deki füzesavar sistemine İsrail'in Arrow balistik füzesavar füzelerinin eklenmesine dair üçlü işbirliğinde yeni bir anlayışa yol açtığı anlaşılıyor. Ankara 1998'den beri Washington'u İsrail ile Arrow sistemine dayalı resmi bir füze savunma işbirliği için zorluyor."

Efraim İnbar, bu 'bilgileri' verdikten sonra, 'stratejik saptamalar'da bulunuyor. "Sıkı Amerikan-İsrail-Türk askeri işbirliği, birçok Arap ülkesi tarafından İsrail'in isteksizce de olsa kabulüne yol açacağı için barış sürecine olumlu bir etkiye sahip. Bu işbirliği, İsrail'in askeri bakımdan güçlü olduğu ve haritadan kolayca silinemeyeceği nosyonunu güçlendiriyor. Dahası, bu ilişki bölgede hala beslenen Arap ihtirasları ve intikamcılığı üzerinde yatıştırıcı bir etki yapıyor.

Gerçekten de, Ankara, Kudüs ve Washington arasındaki eşgüdüm Irak, Suriye ve İran gibi (tümü de Türkiye ile sınırdaş) haydut ülkeleri caydırmakta yararlı..."

Prof. İnbar, Türkiye-İsrail ilişkilerinin 'işlevi'ni İsrail'in çıkarları açısından daha da geniş 'stratejik plan'da şöyle açıklıyor:

"Amerika ve Ortadoğu'daki en yakın müttefikleri arasındaki işbirliği... Haşimi Ürdün'ün Filistinli milliyetçiler ve İslamcı radikallerle uğraşmasında elini kolaylaştırıyor ve dış askeri tehditten daha az kaygılanmasını sağlıyor. Herbiri Haşimilere yönelik yıkıcı faaliyetler yürüten Şam, Bağdat ve Tahran, Amerikan-İsrail-Türk şemsiyesi altında daha güçlü bir Ürdün ile karşı karşıya kalıyorlar."

İsrail'in Türkiye ile askeri işbirliğinin 'stratejik ufukları' ta Körfez'e uzandırılıyor:

"Suudi Arabistan yerine Doğu Akdeniz'den Bağdat'a yönelik kuvvet projeksiyonunun birçok avantajı var. Basra Körfezi'nin savunması için bu 'kuzey stratejisi' ABD, Türkiye ve İsrail'i daha da yakınlaştırıyor... Katar ve Umman gibi Körfez ülkeleri, bir Türk ve İsrail varlığına Irak, İran ve Suudi Arabistan'ın ağırlığını dengeleyeceği için karşı değiller."

Bu 'stratejik anlayış' hiç kuşkusuz İsrail'in yararına. Ancak, Türkiye'yi sıradan bir 'Ortadoğu ülkesi' ve 'İsrail'in yedek gücü' haline indirgeyen bir anlayış. Bundan bir yıl önce, İsrail'in Amerika'daki think-tank kalelerinden Washington Institute'da Alan Makovsky'nin yönettiği "Türkiye-İsrail-Suriye ve Bölgenin Geleceği" başlıklı bir panelinin Efraim İnbar ve ben, iki konuşmacısıydık. İnbar, aşağı yukarı yukardaki görüşlerini dillendirdi. Bense, Türkiye-İsrail ilişkilerinin, Türkiye'yi küçülten ve bölgenin diğer ülkeleriyle sürekli ve en azından potansiyel ihtilaf halinde tutacak 'askeri yönü'ne 'siyasi ve stratejik' eleştirileri seslendirdim. İnbar, bana ve izleyicilere 'Türkiye'nin çıkarlarının İsrail'le özdeş olduğunu' anlatmaya kalktı. Ben ise, nüfusunun üçte birinden fazlası Türkçe konuşan, tümüne yakını Müslüman olan ve görünen bir değişim içinde bulunan İran ile, İsrail'in keyfine uygun biçimde 'düşman' olmamızın, İsrail'in çıkarına olabileceğini ama Türkiye'nin çıkarına olmadığını söyledim.

Kafasından çıkartmadığı 'kippa'sıyla dindar olduğunu övünçle ifade eden ve Türkiye'deki muadilinin hiçbir askeri merkeze alınması mümkün olmayan açık sözlü İnbar'ın Türkiye'ye dair görüşleri, bizim bazı etkili kurumlarımızda biz Türkler'inkinden, ne yazık ki, daha fazla 'makes' buluyor.

Bununla birlikte, İsrail'in Türkiye'ninkiyle her yönden örtüşmeyen 'stratejik bakış açısı'nın, Türk Genelkurmayı'nca tümüyle paylaşılmadığının işaretlerini yine İsrail basınının Tel Aviv çıkışlı haberlerinden memnunlukla görebiliyoruz. Arieh O'Sullivan imzalı ve "Ben-Eliezer bugün Türkiye'de" başlıklı haber, İsrail Savunma Bakanı'nın, Ankara'ya "sallantıdaki askeri anlaşmalardan ötürü İsrail'in duyduğu can sıkıntısını aktaracağı'ndan söz ediyor. Aynı haberde, Ben-Eliezer'in, İran'ın, İsrail'i olduğu kadar, "Türkiye'nin laik rejimini de tehdit ettiğine" dikkat çekeceği, İsrail savunma kaynaklarına atfen vurgulanıyor.

Haaretz'in Amnon Barzilai imzalı haberinde ise, Ben-Eliezer'in "İsrail askeri endüstrisini ve milyonlarca dolarlık kontratları" ilgilendiren görüşmeler yapacağı bildiriliyor.

Türkiye'nin IMF önünde iki büklüm olmasına yol açan "borçlar"ı sadece bankalar sisteminden mi kaynaklanıyor dersiniz?


10 Temmuz 2001
Salı
 
CENGİZ ÇANDAR


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED