T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
IMF kötü, tamam; ama bu iktidar ne?

Bugünün dünyasında en sevimsiz kurumların başında geliyor IMF; küreselleşme karşıtları, Seattle'dan Göetebourg'a, IMF'yi de protesto ediyorlar... Zorda kalıp IMF'yi dâvet eden ülkelerin işi hiç kolay değil; Güney Amerika'da Brezilya ve Arjantin, Asya'da Endonezya, gözleri IMF merkezinde, yüreği pıt pıt atan hükümetler eliyle yönetiliyorlar. Dışarıya bakmaya gerek yok; Türkiye'nin son iki yıllık IMF mâcerası yeterince göz açıcı. Şu son birkaç gün içerisinde yetkili-yetkisiz ağızlardan çıkan IMF eleştirileri argo sözlüklerini zenginleştirecek çeşitlilikte. IMF Türkiye'de de sevilmiyor.

Burada ayrıca hatırlatmaya gerek yok, ancak yine de kayda geçirelim: IMF gibi kurumlar sevgi üzerine oturmazlar; çalışma esasları arasında 'kitlelerin takdirini kazanmak' diye bir madde yoktur. Hemen her ülke (bu arada Türkiye) üyesi olsa da, merkezinin bulunduğu ve bütçesinin büyük bölümünü sağlayan ABD'nin çıkarları istikametinde faaliyet yürütür IMF. Son yıllarda, görevleri arasına, ilişki kurduğu ülkelere 'nizâmât' vermeyi kattığı da meçhul değil. Ecevit hükümetinin imzasıyla yürürlüğe giren 18. anlaşmada, çoğu ekonomik içerikli görünse bile siyasi değişikliklerin de ihmal edilmediği bir dizi yapısal düzenleme yer alıyor.

Türkiye, IMF'yi dâvet eden bugünkü hükümetin hiç de azımsanmayacak katkılarıyla ekonomisi berbat edilmiş bir ülke. Son on yıl içerisinde israf edilip soyulan paranın yekûnu, TOBB araştırmasına göre, 195 milyar dolar. Toplanan vergilerin bütünü kredi fâizlerini ödemeye yetmiyor; bütçede yatırımlara tek kuruş ayrılamıyor. Bir süre sonra memurlar ve emeklilere maaş, kamu işçilerine ücret ödenemeyecek. IMF ilgileniyor da durum değişiyor mu? IMF, ilk iş olarak, dış kredi kuruluşlarının, yabancı bankaların, hükümetlerin Türkiye'ye verdikleri borçların ödenmesini garanti altına aldı; onlar IMF'ye şükran borçlu olmalılar... Ancak, musluğu açık tuttuğunda vatandaşın cebine düşen tek kuruş yok; musluğu kapattığında ise, herkes nefes alamaz hale geliyor...

IMF ile doğru olan ilişki tarzı, onu ülke sınırları içine sokmamaktır. Turgut Özal'ın işbaşında bulunduğu 1984-1990 arasında, Türkiye, IMF'yi uzakta tutmayı başarmıştı. Bugünkü gibi IMF'siz yapılamayan ortamlarda ise, bu uluslararası örgüt ile sağlıklı ve yararlı bir işbirliğinin yollarını bulmak gerekiyor. 'Stand-by' anlaşmaları, 'niyet mektupları' kaleme alırken, çizgiyi doğru yerden çekmek şart.

Türkiye'de şu sıralarda yaşanan sorun, sunulduğu gibi IMF'nin 'yerine getirilemez şartlar' ileri sürmesinden kaynaklanmıyor; bunu iddia edenler yalan söylüyorlar. Tersine, IMF'nin istediği ve üçlü koalisyonu oluşturan partilerin, anlaşmanın altına Türkiye adına imza koyanların taahhüt ettiği konuların çoğu, yerine getirilmesi Türkiye'nin ve Türk vatandaşlarının lehine düzenlemeler. Yolsuzlukların, devletin hortumlanmasının, yıpratıcı kadrolaşmanın, kaynakların çarçur edilmesinin, partizanlığın önünün kesilmesi neden aleyhimize olsun ki?

Sorun, Türkiye'de siyasetin, özellikle iktidarı eline geçirmiş olanların, yeni düzenlemelerin hedeflediği türden bir yapı içerisinde yaşayamayacaklarını anlamalarından kaynaklanıyor. Yolsuzluk, hortumlama, kadrolaşma, ülkemiz siyaseti için, süs balığının içinde yaşadığı kavanozdaki su gibi; IMF, kredi vermek için şart koştuğu disiplinli bir ekonomik yapıyla kavanozun içindeki suyu boşaltmış oluyor. Şu anda yaşanan, okyanusa fırlatılarak vatandaşlarla beraber hayat kavgası vermek zorunda kaldığını hisseden siyasetin süs balıklarının nâfile çırpınışlarıdır...

IMF'nin yarın daha da rencide olmamızı getirecek şartlarla Türkiye'nin kapısına dikilmesi mümkün değil mi? Elbette mümkün. Seattle'dan Göetebourg'a, sokaklara dökülen insanlar, bize bunun mümkün olduğunu anlatmaya çalışıyorlar zaten. Şu sırada yapılması zorunlu iyileştirmelere karşı direnip sonunda beyaz bayrak çeken siyaset esnafının bu 'teslimiyetçi' tavrı, maalesef, o ihtimali daha da yakınlaştırıyor. Siyaset esnafının burnunu sürterek istediği sonucu her seferinde almaya alışan IMF, yarın, hepimizin onurunu kıracak başka taleplerle karşımıza çıkmaktan geri durmayacaktır. Aciz iktidar, sergilediği aceze tavrıyla, ülkenin geleceğini karartıyor...

Türkiye'yi bu durumdan kurtarmanın bir yolu bulunmalı.


10 Temmuz 2001
Salı
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED