|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kendi krizlerini kendileri yarattıktan sonra, bunların çözülmesini "büyük başarı" biçiminde sunan koalisyon liderleri, yeni bir başarının altına daha imza attılar.. "Milli Telekom" sloganı ile bayrak açıp, tekbirler getirerek İMF'ye saldıranlar, sonunda, "ayıp ediyorsunuz, ama sizin istedikleriniz olacak" şeklindeki bir bildiri ile, "ricat zaferi" kazandılar.. Koalisyonun içindeki bu benzersiz uyumu, herhalde piyasalar pek iyi değerlendiremedi ki, Borsa dün öğleden sonra yine düşüşteydi.. Bereket Ecevit, sık sık tv kameraları önüne çıkıp, "yaşıyormuş gibi" görüntüler veriyordu.. Böylece, cuma günkü gibi "ya yaşamıyorsa" şeklinde endişeler duyulmadı ve Borsa dibe, döviz kuru tavana vurmadı.. Yani buna da şükür!. Gelelim "Bahtsız Kemal Derviş"e.. Geldiğine de, geleceğine de bin defa pişman olduğu kestirilebilen Kemal Derviş, önceki akşam nefes nefese Ankara'ya döndü.. Tahmin edilen gelişmeler belliydi.. Derviş uçaktan inip, doğru Rahşan-Bülent Ecevit'lerin "Oran"daki evine veya "Buran"daki çalışma mekanlarına gidecek.. Orada kendisine çabalarından ötürü teşekkür edilecek.. En azından, bir el-yapımı çay ikram edilecek.. Sonra Ecevit, Derviş'le kameraların karşısına geçecek.. - Sayın Derviş, ülkemizin esenliğe kavuşması ve Türk lirasının değerinin düşürülmesi yoluyla dış-satımın artırılması konusunda, Ankara-Washington arasında sürekli gidip gelerek, büyük öz-veride bulunmuştur.. Kendisine teşekkür ediyorum.. diyecekti.. Beklenen gelişmelere göre, Derviş de bu övgülerden sonra, Ecevit'in sırtını pat-patlayacak ve şöyle cevap verecekti: - Ben sayın Ecevit'e, 1970'lerden beri hayranım.. 2001 yılında bu hayranlığım daha da arttı.. Zaten ben hem Sosyal Demokratım, hem liberalim, hem de Kemalistim.. Eşim Cathy de, hem Jeffersonist, hem federalist, hem de radikal liberaldir.. Ne yazık ki, beklenen bu uygar ve sevgi dolu gelişmeler gerçekleşmedi.. Kemal Derviş önce Hazine Müsteşarı Öztrak'ın evine gidip, bürokratları ile 2-3 saat çalıştı.. Sonra arkadaşı Prof. Göle'nin evinde akşam yemeği yedi.. Arkasından, konutuna gidip, yapayalnız uyudu.. Çünkü artık onun için "yabancı olduk şimdi" şarkısı çalınıyordu Ankara kulislerinde.. Kemal Derviş, artık "koalisyonun 4'üncü ortağı" statüsünden çıkartılmıştı.. O artık, "İMF'nin Ankara'daki görevlisi" koltuğuna oturtulmuştu.. Nitekim Derviş nefes-nefese Washington'dan Ankara'ya dönmesine rağmen, Telekom ve Melekom konulu pazarlıkların yapılması görevi, İstanbul'dan çağırılan Hüsamettin Özkan'a verilmişti.. Belli ki, Sayın Ecevit, Sayın Özkan'ın, Sayın Bahçeli ve Sayın Öksüz'le, daha derin diyaloglar kurduğunu görmüştü.. Başkent Hastahanesindeki göz ve kulak onarımlarından sonra, Başbakanın gözü ve kulağı, Sayın Özkan'ı daha iyi görüp, duyar hale gelmişti.. Artık, Ankara'daki gerçek "Sayın Öksüz", Sayın Kemal Derviş'ti.. Aslında şu İMF'nin kaynak dilimleri taksit taksit gelmek yerine, peşin verilseydi, Kemal Derviş o gün, Sayın Tantan'dan daha hızlı biçimde Hükûmet dışına ışınlanırdı.. Neyse.. Ankara böyle.. Ya Türkiye'nin geri kalan bölümleri ne durumda? Herkes baygın.. İşi kapananlar, işsiz kalanlar, Borsa'da para kaybedenler falan, Ankara'daki yüksek siyaset oyununu, içi geçmiş şekilde izliyor.. Milliyet'in verdiği rakamlara göre de, 1,7 milyon Türk, Amerika'nın "green card" piyangosunun sonuçlarını bekliyor.. Herhalde, Ecevit'in sağlık durumu ve Kemal Derviş'in çırpınmaları, New York'tan daha rahat izlenir.. ŞAKA
Neremi, neremi?
Rahmetli tiyatro sanatçısı Bedia Muvahhit, gemi ile Cezayir'e giderken, kaptan gelmiş yanına.. Eliyle karayı işaret etmiş.. - Bedia Hanımefendi.. Oran göründü, demiş.. Bedia Hanım, "Oran"ın bir Cezayir kentinin adı olduğunu bilmediği için, kaptanı azarlamış: - Terbiyesizlik etmeyin, diye tepki göstermiş.. KISSADAN HİSSE - Ankara'nın ORAN'ına bakınca da, keşke güzel şeyler görebilsek.. "Kara göründü" desek en azından.. NOSTALJİ
Zaten herşeyi Özal bu hale getirdi!.
Her türlü kötülük, bu Özal'la başladı.. Ne vardı P.T.T.'yi Telekomlaştıracak yani.. Yok efendim, dijital santrallarmış, GSM cep telefonlarıymış, uydularmış.. Ne güzel, idare ediyorduk eski yöntemlerle.. Şehirlerarasını santrala yazdırıp, ne güzel saatlerce beklerdik.. "Acele" diye yazdırınca da, en geç 1 saat içinde bağlanırdık.. Ses gelmeyince, telefonun ağızlığına üfleyip, sesin geleceğini sanırdık.. Zırt-pırt telefonla konuşmanın bir anlamı mı var yani?. Hele o cep telefonları yok mu? - Alo.. Ne haber?. Daha daha ne var ne yok? Sen de iyimisin? "İletişim çağı" diye, "tele-geyik muhabbeti" çağına soktu bizi bu Özal!. Uydunuz oldu da, ne oldu yani? İşte bu Telekom yüzünden, İMF'nin uydusu olduk.. Eskiden de sürekli ekonomimiz iflas ederdi ve İMF'ye teslim olurduk hep.. Ama eskiden bunu haysiyetli yapardık.. Herşeyi Özal mahvetti.. Ecevit'i bile, kendine benzetti.. Ecevit'in de aklı Washington'da.. Eski telefonlar ne güzeldi..
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |