|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hükümetin ömrünün Şubat'taki krizin ardından tamamlandığı bir gerçektir ve 21 Şubat'tan sonra Kemal Derviş sayesinde nominal olarak ayakta durmakta, reel olarak kesinlikle bir anlam ifade etmemektedir. Tıpkı, uygulamakta oldukları ekonomik programın reel sektör için hiçbir reel anlam ifade etmemesi gibi. Türkiye şu anda, teknokratlaştırılmış bir hükümetle idare ediliyor ama artık anlaşılıyor ki bu bile koalisyonun ömrünü daha fazla uzatamayacak. Çünkü, hem Derviş'in yapmak istediklerinin ilk grubu tamamlanmış yani Türkiye uluslararası finans sisteminin denetimine açılmıştır; hem de bundan sonra yapılacakların artık bu hükümet eliyle tahakkuk ettirilmesinin mümkün olmadığı anlaşılmıştır. Ne IMF ne de hükümet gizleyebilir
Bunun en açık delili de hükümetin 1,5 aydır yaşanan Telekom krizinde diz çöktürülmüş olmasıdır. Bu delil, "Program sizin programınız. Biz size bir şey dayatmıyoruz" diyen IMF ile Dünya Bankası'nın Telekom yönetimindeki atamaları gerekçe gösterip, kredilerde ayak sürümesi ve sonunda da istediğini yaptırmayı başarmasıdır. Bu saatten sonra, IMF ile hükümet arasında güvene dayalı bir ilişkinin varlığından söz etmek mümkün değildir. Dahası, hükümetin piyasalardan programa güven talep etmesi de anlamsız hale gelmiştir. Ne hükümet IMF'ye, ne IMF hükümete ve ne de piyasalar her ikisine güvenmektedir. Birinci program 19 Şubat'ta iflas ettiğinde bu kuruluşu "çağdışı" olmakla suçlayan Başbakan'ın; iki gün önce de "dalgalı kur" uygulamasını "IMF dayatması" olarak nitelendirmesi hem bu güven bunalımını hem de aslında muhatabını nasıl gördüğünü anlatmaya yetiyor. Hükümetin bilinçaltı IMF'ye icra memuru muamelesi yapıyor. IMF de Türkiye'ye, parayı ödememek için bin takla atan kötü niyetli borçlu gözüyle bakıyor. Nefret ve aşk
Ecevit'in dün, Telekom konusunda IMF'nin istediğini yapmayı kabul eden şu açıklaması, bu iki psikolojiyi de gayet güzel tarif ediyor: "IMF, Telekom Genel Kurulu tarafından seçilen yeni yönetimin niyet mektubundaki kriterlere uygun olmadığını iddia etmektedir. Bu görüşe katılmıyoruz.... Ancak, aramızdaki ilişkinin bu şekilde yapay bir pürüzle gölgelenmemesi için Telekom Yönetim Kurulu'nda gerekli değişikliğin yapılması amacıyla Telekom Genel Kurulu'nun toplantıya çağrılmasını kararlaştırdık." Hükümet haklıysa niye IMF'nin dediği oluyor, IMF haklıysa 1,5 aydır yaşanan rezalet neyin nesidir? Bu iki sorunun cevabı yok. Çünkü, Türkiye-IMF ilişkileri hükümetin kurduğu bir mantık üzerinden değil, varlıklarını borçlu oldukları Derviş'in oluşturduğu konsept üzerinden gelişiyor. Gerçek şu ki; hükümet IMF'yi "büyük bir nefretle" sevmektedir! MHP'nin trajedisi
Bu aşk-nefret ilişkisi içinde durumu en umutsuz olan partinin MHP olduğuna da şüphe yoktur. Büyük umutlarla geldikleri iktidarda bugüne kadar kendilerine ait tek bir icraata imza atamayan MHP'liler IMF karşısında sergiledikleri part-time milliyetçilik yüzünden de sürekli dayak yemekten kurtulamıyorlar. Önce Tarım Bakanı, ardından da Ulaştırma Bakanı marifetiyle, parti ilkelerini koruma adına iki ileri-bir geri direnerek mahallenin namusunu kurtardıklarını zannediyorlar ama yaptıklarının oynanan oyuna heyecan katmaktan başka bir anlam taşımadığını farkedemiyorlar. IMF'ye verilen Niyet Mektubu'nun ve ardından üç liderin gönderdiği teminat mektubunun altında MHP Lideri'nin de imzası bulunduğuna göre bu göstermelik milliyetçiliğin, "bugün bürokrat atamasına karışan yarın neye karışmaz" türünden ağlaşmaların anlamı nedir? Hükümet ortağı olarak taahhüt ettiklerini içine sindiremiyorsa MHP'nin yapacağı bellidir: Ya sevecek ya da terkedecek!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |