|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı'nn içine düştüğü zillet yıllarını hatırlatıyor. Galata bankerleri ve Duyûn-u Umumiye'nin kuralları, bilmem bu kadar acımasız mıydı? Hiç değilse, iletişim yokluğu sebebiyle, halk gelişmelerden haberdar değildi. Ancak birinci dünya savaşı sonrasında, fiili işgal ile karşı karşıya kalınca, durumun vahametini kavrayabildi. Ankara ve IMF
Dün Ankara'ya geldim. Politikacılar halâ Türkiye'yi yönettiklerini sanıyorlar. Uçuruma yuvarlanışın pek farkında değiller. Ülke kendini IMF'ye beğendirmeye çalışıyor. Telekom yönetimi değişecek. Tabiî bu durum Kemal Derviş'in de çok aleyhine. IMF'nin desteği, dezavantaja dönüşüyor. Zira millet, ister istemez onu müstemleke valisi gibi görmeye başladı. IMF'ye aslında kızmaya hakkımız yok. Türkiye öyle bir borç batağına sürüklenmiş, piyasalar öyle tedirgin hale gelmiş ki, en ufak bir haber veyahut tereddüt, şartları daha da kötüye götürüyor. Ek bütçe yasası çıktığı zaman, o günkü rakamlara göre, 2001 yılındaki 48 katrilyon liralık toplam gelirin neredeyse bütünü, 41,3 katrilyon lirası, iç ve dış borç faizi için ödenecekti. Böyle bir ödeme planı içinde, faizlerin düşmesi imkânı var mı? Ecevit, faizlerin IMF programı dolayısıyla düşmediğini belirtiyor. Ama baş sebeb halktaki güvensizlik duygusu. Faizlerin düşebilmesi, bankaların eskiden olduğu gibi hükûmete itimat edip, Hazine bonolarını daha uzun vadeyle daha ucuza almalarıyla mümkün. Başta, Demirbank olmak üzere, devlet kağıdı alan herkes, batmış veya zor duruma düşmüş. Bankalar takas ile, ancak zararlarının bir bölümünü telâfi edebilmiş. Devalüasyondan doğan riski, takas edilen kâğıtlarla, devlete yüklemişler. Bundan sonra kim korkulu rüya görmek ister? Mevcut hükûmet devam ettikçe, güven geri gelmeyecek ve Türkiye krizden çıkamayacaktır. Hükûmete itimat kalmadı
Dünya da bu hükûmete itimat etmiyor. Telekom, koalisyon partilerinin çıplak gerçeği göremediklerini belli eden bir örnek. Koyun can derdinde, kasap et derdinde. IMF, siyasi rant paylaşımının halâ sona ermediğini, bu vesileyle bir kere daha tesbit etti. MHP'nin atadığı kişiler, işlerinin erbabı bile olsalar, ağızlarıyla kuş bile tutsalar, bir anlam ifade etmez. Telekom yönetimine atamalarda, partilere kontenjan ayrılması, başlı başına bir falsoydu. Böylece, tarafsız ve etkili yönetim anlayışı ihlâl edilmiş oluyordu. Ecevit'in sağlığı ve yaşı da bir başka dert. Güven bunalımının temelinde yatan meselelerden biri de bu. Mevcut partiler umut vermiyor. Buna mukabil, istikbal vaad eden Tayyip Erdoğan'a yasaklı muamelesi yapılıyor. Bu hükûmet giderse istikrarın sarsılacağı havası yaratılıyor. Oysa, kayyuma teslim edilmiş bir yönetim, başarısızlığın bedelini ödemeyen bir siyasi kadro yüzünden, ülke bugünkü şartlarda içinden çıkılamayacak gibi görünen ekonomik bunalımın tam göbeğinde yaşıyor. Demokrasi olmadan siyasi istikrar, siyasi istikrar olmadan da ekonomik istikrar olmaz. Milletin değerlerine sırt çeviren, resmi ideoloji mahkûmu bir tarz-ı siyaset ile, varabileceğiniz nokta, ancak içine düştüğümüz bu zillet çukurudur. Bu çukurdan sizi, şerefine RTÜK Yasası'nı değiştirmek istediğiniz Aydın Doğan bile kurtaramaz. BİR AÇIKLAMA
Aydın Doğan Petrol Ofisi'ni satın aldı; Petrol Ofis özelleştirildi ama, devletin hemen hemen bütün kurumları, halâ akaryakıtını Petrol Ofis'ten temin ediyor. Ray Sigorta'nın, devlete ait bir çok kurumun sigortasını yapma imtiyazı sürüyor. Milliyet'in sahibi, porno yayıncılıktan mahkûm olduğu için Basın Kanunu'nun 7'nci maddesine göre imtiyaz sahibi olamaz, ama oluyor. RTÜK Yasası'na göre ihaleye giremez, ama giriyor. İhaleye fesat karıştırıyor. (Bu filmin sonunu pek yakında göreceğiz.) Kimi korkuyla, kimi bir açığı bulunduğu için, Aydın Doğan'ın yanlışlarına, yasa ihlâllerine dokunamıyor. Şimdi talimat vermiş gazetesine, birkaç sefer olduğu gibi, bu sefer de gül işini dillerine dolamışlar. Gardania'nin ortağı Ömer Disperati'den öğrendiğimize göre, bugüne kadar İstanbul Belediyesi'ne, sadece 1999'da 60 bin, 2000'de 160 bin gül satılmış. 2001 yılında, öyle iddia edildiği gibi 1 milyon gül satışı yok. Hiç gül satışı yok. 1999 ve 2000 yılında, toplam 220 bin gül satışından, ödemelerdeki gecikme ve paranın değer kaybetmesi de göz önüne alındığında, ancak 5-10 milyar lira bir kâr, ya sağlanmış, ya sağlanamamış. 2001 için alınan 110 milyar liralık yer örtücü ihalesiyle ise, Emin Şirin'in hiçbir ilgisi yok. Gardania 47 senelik bir şirket. Yalova depreminden sonra da, diğer üreticiler gibi büyük bir sıkıntı yaşıyor. Gazetesini, kendisini yakın takibe aldığım için, beni karalamak için kullanmaya çalışıyor Aydın Doğan. Zaten çiçekçilik işiyle uğraşan Emin Şirin herkesten pahalıya mal mı satmış belediyeye? Kendisine haksız bir ödeme mi yapılmış? Petrol Ofis'in ayrıcalığı Emin Şirin'e mi tanınmış? Meselâ İETT ve İDO, Petrol Ofis'ten yakıt alınca -ki alıyor-, bu olay da Milliyet'te manşet yapılacak mı? (Aydın Doğan herkesi sindiriyor. Beğenmediklerini, manşetinden teşhir ediyor. Ama, bu filmin sonunu pek yakında göreceğiz.) Bizim ailemiz, sokakta, sadece limon mu satsın? Emin Şirin'in açıklaması
Emin Şirin Haberx'te (www.haberx.com) Milliyet'in suçlamalarına cevap verdi. İyi ki, özgür siteler var. Kartel yıkılınca -ki yıkılacak ve her biri işledikleri suçun cezasını çekecekler- bu özgür siteler özgür gazeteler haline gelecek. Her fikir serbestçe tartışılabilecek. Patron tahakkümü sona erecek. Fikir namusu kazanacak. İşte Emin Şirin'in Haberx'teki açıklamaları: "...Şirin Çiçekçilik'in kurulduğu 1994 senesinde Refah belediyelerinden tanıdığım bir tek kul yoktu. Kimilerinin "Köprüde limon satarız" dediği gibi, ben de, seralarda dükkânlarda satılacak kesme gül üretimine başladım. Şirin Çiçekçilik'in, belediye ile hiçbir ilgisi yok. Gardania firması ile işbirliğim kendilerinin de senelerdir üzerinde çalıştıkları bahçe ve peyzaj gülleri konusunda oldu. Büyükşehir'in 1999 senesinde 60 bin gül aldığı doğru. 2000 senesinde 160 bin gül aldılar; 2001 senesinde de benim bildiğim kadarıyla 1 milyon 82 bin 751 gül ve çalı aldıkları doğru değil, hiç gül almadılar; aldılarsa da bilmiyorum; zaten bilmem de gerekmez. Yazıda belirtilen gül ithalatları benim mümessili olduğum Meilland firmasından yapıldığı doğru, ancak bu işlerden de benim kazandığım doğru dürüst bir para yok. Belediye, Meilland firmasını seçmeden evvel, İtalya'yı, Hollanda'yı, Fransa'yı didik didik araştırdı. Milliyet'in manşetten verdiği haberin "manâsına" gelince: Bu yazı ile, benim İstanbul Belediyesi'nden veya başka bir belediyeden, eşimin Fazilet Partisi milletvekili olması dolayısıyla, özel bir avantaj sağladığım ima ediliyor. Bu yanlış. Bilakis, Nazlı Ilıcak ile evli olmam bana, iş hayatımda, devamlı bir handikap oluşturdu. Ben, eşimin medyada ve siyasette olması dolayısıyla, kendi arzumla, bir çok işi yapmaktan, yanlış anlaşılabileceği veya Milliyet'in manşeti gibi içi boş ama sansasyonel tenkitlere maruz kalabileceğim için yapmadım. Diğer taraftan da, yine eşimin doğru gördüğü fikirler doğrultusunda, müesses nizamla mücadele etmekten çekinmemesi sebebiyle, resmi, siyasi ve özel sektördeki her çevre de benimle, onlarca senelik dostluklara dayanan münasebetlerinde mesafe koydular. Ben de bunu anlayışla karşıladım. ...Mümessili olduğum Meilland firması 5 nesildir sadece gül geliştiriciliği ve üretim yapan, dünyanın gül konusunda en tanınmış şirketi. Geliştirdikleri gülleri 3 kategoride sınıflandırmak mümkün: Çiçekçilerde satılan, vazo için seralarda üretilen kesme güller, bahçe gülleri ve belediye ve peyzaj uygulamaları için geliştirilmiş olan peyzaj gülleri. Bu sınıfların her birinin karakteristikleri ayrı. Peyzaj gülleri de 10 seneyi aşkın araştırma sonucu ortaya çıkartılan, asgari 30 sene ömürleri olan, çok bol miktarda ve uzun süre çiçeklenebilen, sulama hariç asgari bakım isteyen dayanıklı güller. Bu güllerin belediyelerdeki uygulamalarına bakıldığında da, metrekareye yapılan yatırım ve bakım açısından en ucuz ve en iyi netice veren yatırımlardan bir tanesi. ...Benim ile evvela Çölaşan vasıtasıyla, şimdi de diğer yayın organları kanalıyla uğraşan Aydın Doğan ve diğer kişilere son sözümü söyleyeyim: Nazlı Ilıcak benim hem eşim, hem dostum. Üslubunu bazen aşırı bulmakla beraber, hukuk devleti, demokrasi ve yolsuzluklar konusunda yaptığı mücadeleyi doğru buluyorum ve destekliyorum. Bu desteğin maliyetinin farkındayım. Hiç kimsenin zannettiği kadar işim ve param pulum da yok. Benim üzerimden Nazlı Ilıcak ile uğraşmaktan vazgeçin. Ben, bana maliyeti ne olursa olsun, kendisine verdiğim desteğe devam edeceğim. Yaptığım gül işinde yanlış hiçbir taraf yok. Eğer sizlerden herhangi bir kimse, bu işi Türkiye'nin menfaatlerine daha iyi bir şekilde yapmaya hazırsa, kendisine işi hemen devretmeye hazırım. Doğrusu "Köprüde limon satmak" severek, hiç çekinmeden yapacağım bir iş. Türkiye'nin temiz bir medyaya kavuşmasını, çoğulcu demokrasinin, hukuk devletinin Türkiye'de yerleşmesini temenni ediyorum. Nazlı Ilıcak'ın kendisine ve etrafına cefa çektiren mücadelesinin başarılı olmasını diliyorum."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |