T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Milliyet iddiasına uygun davranmalı

Her Allah'ın günü, televizyonlarda, "Basında güven" reklâmlarıyla karşılaştığımız Milliyet gazetesi, 'güven' kavramına fazla önem vermiyormuş gibi davranıyor. Gazetecilik mesleğinin en fazla dikkat etmesi gereken 'yazı işleri ve yayın' ile 'patronaj' arasındaki o nâzik çizgi Milliyet'te kırıldı; tamir için kendilerine fırsat verdiğimiz halde, yayın bölümündeki meslektaşlarla gazetenin sahibi, olan-biten karşısında aldırmaz bir tavır sergiliyor...

Bir hatırlatma: Milliyet, Doğan Medya Grubu'nun (DMG) yayın organlarından... DMG, bütün gücüyle, RTÜK yasasının çıkması için çabaladı. Hükümetin, Meclis'i haftalar boyu çalıştırarak çıkardığı yasa, Cumhurbaşkanı Sezer tarafından, "Basın özgürlüğünü kısıtlayıcı maddeler içerdiği, medyada tekelciliği tırmandıracağı" gerekçeleriyle veto edildi. Yasanın son maddelerinin Meclis'te kabul edildiği gece, Milliyet, mesleğin uluslararası jargonunda 'editorial integrity' (yayın onuru) diye geçen alanda ağır bir yara aldı. O gece, gazetenin beş yazarının köşesi, büyük ihtimalle politikacıları rencide etmemek için, sansüre uğradı...

Hasan Cemal, Derya Sazak, Melih Aşık ve Meral Tamer, o gün hükümetten ve ANAP'tan istifa eden Sadettin Tantan'ı öven, Meliha Okur da Berna Yılmaz'ın Raif Zihnalı'ya sattığı villayı konu alan yazılar yazmışlardı; Medyakronik sitesi, "Bu beş yazarın yazıları ilk baskılarda yer almıyor" iddiasını dile getirdi. Siteye göre, bir milli maç yüzünden baskıya geç girildiği için az sayıda gazeteye uygulanan sansür dikkat çekince, sansürlenen yazılar daha sonraki baskılara girmişti...

Beş yazıya birden sansür uygulandığı dönemler oldu geçmişte; ancak o sansürler, dikta dönemlerinde uygulandığı için, Türk basınının övünç kaynağıydı. Milliyet'te uygulanan sansür ise, iddiaya göre, yayın yönetiminin eseriydi.

Konuyu burada işledim. Kulis'te adını geçirdiğim Milliyet ombudsmanı Yavuz Baydar, "Okurdan bana bir tepki ulaşmadığına göre sansür söz konusu olamaz" anlamına gelen bir açıklama gönderdi. Baydar'ın görev anlayışını takdir etmekle birlikte, okurdan "Yazarlarımızın yazıları nerede?" tepkisi gelmemesinin sansür yaşanmadığına delil teşkil etmeyeceğini, esas açıklamayı Milliyet yayın yönetmeni Mehmet Yılmaz'dan beklediğimi bildirdim. Sağolsun, Mehmet Yılmaz, "Böyle bir şey olmadı, beş yazara sansür uygulandığı iddiası bütünüyle yalan" cevabını gönderdi.

O yalanladı, ama 'Medyakronik', hemen o gün, iki yazarın Tantan bölümü traşlı, üç yazarın ise sütunları bulunmayan Milliyet baskılarını servise koyuverdi. Öyle anlaşılıyor ki, Milliyet, 7 Haziran günü, bazı baskılarında, Hasan Cemal, Derya Sazak ve Meliha Okur'un köşeleri olmadan, Melih Aşık ve Meral Tamer'in köşeleri ise Tantan ile ilgili değiniler çıkartılarak okura ulaşmış... Deliller, Yavuz Baydar'ın iyi niyetli akıl yürütmesine de, Mehmet Yılmaz'ın kategorik yalanlamasına da aykırı bir manzara ortaya koydu. 6 Haziran gecesi Milliyet'te 'sansür' anlamı taşıyan bir şeyler olmuş, ama ne? Kim yapmış?

"Basında güven" iddiasını seslendiren bir gazetenin bu 'suçüstü' manzarasını sessizce geçiştirmeye çalışması anlaşılır gibi değil. Konuya ilişkin son yazımda, "Ya gazetenin ombudsmanı Baydar kendiliğinden konuyu enine boyuna araştırmalı, ya da gazetenin sahibi onu (veya bir başkasını) konuyu araştırmakla görevlendirmeli; sorumluluk Aydın Doğan'ın" demiştim.

Milliyet'in "Basında güven" iddiası, bu dâvete icabet edilmedikçe havada kalmaya mahkum.

Çok değil, iki yıl önce, ABD'nin en itibarlı gazetelerinden Los Angeles Times benzer bir tartışmanın odağında bulmuştu kendini. Kentte inşa edilen Staples Center ile ilgili bir reklâm ekinin (10 Ekim 1999), gelirinin proje sahipleriyle paylaşıldığı kimselere bildirilmeden yayımlandığı anlaşılmıştı. İlk ayaklanan gazetenin kendi yayın kadrosu oldu. Yazarlar, haberciler, "Bizim mesleğimiz yayın onuruna dayanır; güvenilir olmak istiyorsak, o yayınla ilgili soruşturma açılmalı" teklifiyle ayaklandılar. Gazetenin yayın yönetmeni Kathryne Downing, "Ben ve yardımcılarım uygulamada bir etik sorunu görmemiştik" diye kendini savundu iki saat süren özür dileme toplantısında. Tepkiler sürünce, yönetim, medya muhabiri David Shaw'u "Ne oldu?" sorusunun cevabını bulmakla görevlendirdi. Shaw'un taraflarla görüşerek kaleme aldığı raporu, L. A. Times tarafından 14 sayfalık ek olarak okurlara da iletildi.

İtibarına düşkün bir gazete böyle davranır.

Milliyet konusundaki iddia, bizde benzeri uygulamalar çok yaygın olduğu için anlamakta zorlanılacak, yönetimin reklâm anlaşması yapmasını 'etik sorunu' saymaktan çok daha ciddi. İddia, gazetenin beş yazarının yazılarının, medya grubunun çıkarlarına zarar verebileceği düşünülerek, sansür edilmesi... Düpedüz sansürden söz ediyoruz. 'Gazetecilik' sözcüğü ile bir arada düşünülemeyecek bir uygulamadan... L. A. Times'ın belediye muhabiri Jim Newton, "Belediye başkanı Riardon ile ben akçalı ilişkiye girip hakkında yazı yazsam gazetem beni kovardı, şimdi gazetenin kendisi başkanla akçalı ilişkiye giriyor; bu ahlâkî mi?" diye sormuştu toplantıda, Milliyet'ten ise ses çıkmıyor...

Aydın Doğan, gazetesinin, "Basında güven" iddiasının yaralanmasından rahatsız değil mi? Nasıl olmaz?


10 Temmuz 2001
Salı
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED