|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Birkaç yıl önce Sofi'nin Dünyası adıyla bayağı bir kitap yayımlanmıştı. Gerçekten de bayağı idi; zira iddialara göre bu kitap "herkesin anlayabileceği bir tarzda" yazılmıştı. Böylelikle halkın felsefenin en çetin meseleleriyle irtibat kurması mümkün olabilecek ve dileyen herkes felsefeyle tanışabilecekti. Nitekim bazı üniversite öğrencileri bu kitap hakkındaki kanaatimi sorduklarında, kendilerine, "herkesin anlayabileceği tarzda" (pornografik bir sûrette) yazılmış olmasının dahî bu kitabın satıldığı semtlere uğramamak için kâfî bir sebep teşkil ettiğini söylemiştim. Herkes herşeyi anlayamazdı ve herkesin herşeyi anlaması gerekmiyordu çünkü. Kendimi bildim bileli "herkes için" ve "herkese hitab etmek amacıyla" yazılan şeylerden ve herkese hitab etmeye çalışan kimselerden uzak durmaya çalıştım; "herkes"i ciddiye almadım; "herkes için" birşey yapmaya uğraşmadım... Çokluk başkalarına da "başkalarını" değil, evvelemirde "kendilerini" önemsemelerini önerdim. ("Demokrasi" oyunuyla aramın iyi olmamasının en önemli nedenlerinden biri de budur sanırım!) Bu toprakların çocuklarının "Ben Hakikatim" demeyi öğren(e)medikleri, hatta bunu niçin öğrenmeleri gerektiğini kavrayamadıkları sürece adam i'dâdına giremeyecekleri muhakkaktı; öncüleri "Ben Hakikatim" demeyi bıraktıkları, demedikleri/diyemedikleri için ardılları da bir türlü adam olmayı beceremiyor değiller miydi zaten? Bir kimsenin "kendi hakikati" yoksa, hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim ki o kimsenin "hakikati" yoktur! Ben hep böyle inandım ve bugüne değin de hep inandığımı söyledim. Hakikati kalmamış, bâhusûs kendileri 'hakikat' olmaktan çıkmış olanlar başkalarının hakikatlerine bayilik yapmaktan öte bir iş yapamazlar; ürettikleri değil, pazarladıkları mamûllerle övünüp dururlar; belki bu arada kendileri geçinir ama kazananlar da hep başkaları olur. Hikmet'i "Sofinin Dünyası"nda arayanların kendilerine lâzım olan şeyi bulmaları mümkün olmadığına/olamayacağına göre, Süleymaniye'nin raflarındaki tozu kaldırmaktan gayrı adam gibi yapabilecek neyimiz var ki?!? Bir hiç! Evet, hem de koskocaman bir hiç! Adam olabilmek için adam gibi işler yapmak, adam gibi adamların dizinin dibine oturmak, adam gibi metinler okumak! Bütün bunlar çocuklarımıza ne kadar yabancı... öyle ya, dile getirilmesi bile ne denli ürküntü verici.... Evet ne kadar ürkütücü, niçin adam olmamız gerektiğini dahî bilememek... - "Süleymaniye'deki elyazmalarını okuyacak kadar eskiyazı öğrenmeye vaktim yok! Eskiyazı okuyabilsem bile içeriğini anlayacak birikimim yok!" Yani benim adam olmaya niyetim yok! Çünkü aslında benim bir derdim yok! Çünkü benim ortada kendisine işaret edilebilecek bir "benim" yok! - "Ne zaman Süleymaniye Kütüphanesi'nin tozlu raflarında duran ve keşfedilmeyi bekleyen Türk mamûlü düşüncelerle müşerref olacağız?" Cündioğlu yazarsa belki! Ya yazmazsa, ya köşesinde o güyâ anlı-şanlı (!) medeniyetimizin zenginliklerini sergilemekten (!) kaçınmayı sürdürürse, ya adına "herkes" denen gürûha karşı çıkmayı bir alışkanlık haline getirirse, ya binlerce yazı yazıp ikide bir "Gazâlî sonrası"ndan dem vurur da canımızı sıkarsa?!? Biz de gider "hikmet"i Sofinin Dünyası'nda ararız... "Türk mamûlü düşünceler" ile müşerref olmak yerine, bayilik yapmayı marifet biliriz... Kendimize kendimizden gitmeyip kendimizi elin aynalarında seyretmeye çalışırız... Off, kim söyleyecek bu çocuklara "hikmet"in gazete köşelerinde aranamayacağını, aransa bile bulunamayacağını?!? Evet kim söyleyecek bu çocuklara hikmet'in teşhir edilemeyeceğini?!? Gazete köşelerinde "hikmet" teşhir edilebilir mi? Hikmet herkese herkesin anlayabileceği tarzda gösterilebilir mi?!? Hayır! Binlerce kez hayır! "Hikmet"e ancak işaret edilebilir... Hikmet ancak îma sûretiyle farkedilebilen ve yine îma tarikiyle kendisine yaklaşılabilen bir şeydir! "Hikmet" çağırılan, beklenilen değil, bilâkis ayağına gidilendir; yanına çıkılandır! - "Artık bu üretilen düşüncenin kendisini tartışmanın zamanı gelmedi mi? Eğer bunu tartışmayacaksanız, bin tane daha 'hayır vardı' yazısı yazmanızın hiçbir anlamı yok. Çünkü bunlar ne okuyana, ne de yazana birşey kazandırmıyor." Doğru, yazana hiçbir şey kazandırmıyor! (Zira tecrübeyle sabit!) Peki ya okuyanlara?!? Doğru, okuyanlara da birşey kazandırmıyor! (Zira o da tecrübeyle sabit!) İyi ama size kim söyledi ki günlük yazılar insana birşey kazandırır diye?!? Unutmamalı ki "hikmet" kazanca râm olanların değil, kaybetmeyi meslek edinenlerin Leylâsıdır!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |