T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Güven yokluğu ve Arjantin!.

Türk piyasalarındaki dalgalanmaların nedeni, genel olarak iki maddeye bağlanıyor.. - Güven yokluğu

- Arjantin'in negatif etkisi..

Bu "güven yokluğu" meselesini anlamak kolay değil..

Acaba kim, neye güven duymuyor ki?

Başbakan Ecevit'in olayları ele alış biçimi mi, yoksa sağlık durumu mu endişelendiriyor piyasaları acaba?

Oysa, gül gibi götürüyor işini..

Koalisyonun "benzersiz uzlaşma"sını, aksatmadan sürdürüyor.. Belli ki, şu "İMF'nin kredisi" meselesi olmasa, Derviş'i de bir günde Bahçeli'nin ve Öksüz'ün ayaklarının önüne atabilirdi..

Sağlığına gelince, en azından "görüş" meselesini halletti..

Haberlere göre, Rahşan Hanım'la çarşıya çıkıp, 600 milyon liraya altı tane gözlük almış.. Üstelik bu 600 milyonu cebinden ödemiş..

Daha önce de yazmıştım..

Çiçek Pasajı'ndaki "Entellektüel Cavit" için, "içmez ama içirir" denilir..

Çünkü Entellektüel Cavit'in lokantasına giden herkes, tıka-basa içer.. Ama Cavit, ağzına tek damla alkollü içki koymaz..

Bazı politikacılar da, bu açıdan Entellektüel Cavit'e benzetiliyor..

- Çalmaz ama çaldırır, deniliyor..

Acaba kimler bu tanıma uymakta?

Ecevit, altı adet gözlüğün 600 milyon lira olan bedelini cebinden öderken, aynı anda, el koyulan "boşalmış" bankaların kamuya yükünün 5 katrilyon T.L.'yı bulduğu açıklanıyordu..

Bülent Ecevit, bu açıdan çok tutarlı..

Onun Başbakanlığı döneminde, Türkiye "kokuşmuşluk" açısından dünya sıralamasında ön saflara geçti..

Ama Ecevit'in adı, tertemiz..

Entellektüel Cavit için, ne deniliyordu?.

- İçmez ama içirir!.

Demek ki, piyasaları krizden krize koşuşturan bu yönetim kadrosuna güvenmemiz gerekiyor..

Peki ya "Arjantin'in negatif etkisi" ne oluyor?

Arjantin denilince aklımıza ya "Tango", ya da "Milonga" gelirdi şimdiye kadar..

Astor Piazzola'nın "Liber Tango"sunu falan düşünürdük.. "Carlos Gardel'in ülkesi" derdik..

Spora meraklı olanlar da, Maradona'dan veya 1950'lerin efsanevi sürücüsü Fangio'dan söz ederdi..

Şimdi, bizim Derviş'e benzeyen bir Cavallo'ları, bizimki gibi bir bütçe açıkları ve bizimkinden farksız İMF bağlantıları var..

Baksanıza.. Arjantin'in Devlet Başkanı De la Rua da, "bu kadar büyük borçla ve böylesine aşırı harcama ile, ekonomik durgunluktan çıkamayız" demiş..

Ama şu "globalleşme" denilen bela yok mu? Arjantin hapşırınca, Türkiye de nezle oluyor? Ya da tersi..

Sonuçta, bütün dünyanın borçlu ve kötü yönetilen ülkeleri, birlikte hapşırıp, burunlarını silmeye başlıyorlar..

Türkiye'de durum biraz daha kötü..

Çünkü Arjantin'in kişi başına düşen ulusal gelir payı, 8000 dolar..

Yani, Arjantinli bireylerin direnme stoku daha fazla..

Bu yüzden Türkiye'de, Borsa'ya ve dövize bağlı olarak para kaybedenler, bir yandan hapşırıyor, bir yandan salya sümük ağlıyor..

Ecevit de, "Hayret.. Böylesine istikrarlı bir hükûmete neden güven duyulmuyor" diye şaşıp şaşıp kalıyor..

ŞAKA

Beraber götürseler!.

Çarşamba akşamı, Türkiye'deki büyük bir yabancı sermayeli sanayi şirketinin yöneticisi, çevresine dert yanıyordu..

- Ne yapacağız bilmiyorum.. Zararımız 12 milyon Euro'yu buldu bugün..

Sonra da, "acaba Türkiye'den çıksak mı" diye tartıştıklarını konuştu..

Dinleyen Türklerden biri de, "çıkacaksanız, giderken şu koalisyon liderlerini de beraber götüremez misiniz" diye sordu..

NEFES ALDIK

Çankaya Zirvesi'nden kriz çıkmadı!.

Başbakan Ecevit'in Çankaya'da Cumhurbaşkanı Sezer'le yaptığı görüşmenin sonunu, endişe içinde bekliyorduk..

Çünkü ana gündem maddesi, Sezer'in veto ettiği "Tütün Yasası" idi..

Ödümüz patlıyordu..

Ecevit, tütün konusunda ileri geri konuşacak..

Sezer de kızıp, bir paket Marlboro sigarasını Ecevit'in başına atacak..

Böyle sahnelerin, kamuoyuna yansımasından ve bilmem kaçıncı krizin patlamasından korkuyorduk..

Böyle birşey olmadı ki, görüşme sonrasında basına açıklamalar yapan Ecevit, Cumhurbaşkanı Sezer'e değil, "başka kötü niyetli çevreler"e çattı..

Böyle sapasağlam, istikrarlı ve başarılı bir hükûmeti, "ancak iç ve dış kötü niyetli çevreler"in, güvensizlik konulu yıpratmalara hedef kılabileceğini söyledi..

Tabiî basını da sorumlu davranmaları konusunda uyardı..

Odasındaki televizyondan Ecevit'in kapı-önündeki açıklamalarını, canlı yayında izleyen Cumhurbaşkanı Sezer, herhalde derin bir nefes almış ve "Oh.. Bunu da atlattık" demiştir..


13 Temmuz 2001
Cuma
 
MEHMET BARLAS


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED