T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Bu Başbakanla olmuyor

Bu hükümetle, bu ortaklarla, daha da önemlisi bu Başbakan'la olmuyor. Üçüncü krizin ağır faturasını üstlenmek durumunda kalan Enis Öksüz (Çünkü, geleceğini Kemal Derviş'in bulmayı taahhüt ettiği paraya endekslemiş yalaka basın, Türkiye'nin önündeki engel olarak her defasında Ulaştırma Bakanı Öksüz'ü işaret ediyor), "Maşallah, turp gibi Başbakanımız var... Sağlığı da pek yerinde!" dese de, hakikatte durum hiç de öyle görünmüyor.

Belki sağlığı yerinde, hayati tehlike arzedecek bir rahatsızlığı da yok ama, karşımızda yorulmuş, tükenmiş, dünyaya ilişkin tüm hesaplarını kapatmış bir adam var ve o "titredikçe" borsa düşüyor, döviz fırlıyor, piyasalar karışıyor.

Oturup köşesinde, tatlı tatlı anılarını yazmak dururken, o tutup, o namütenahi iradenin de ittirmesiyle memleket yönetmeye soyundu ve hem kendine, hem bizlere zulmetmiş oldu.

İyiniyetli bir adam aslında.

Nasıl derler, naiv...

Oturuşu, kalkışı, yürüyüşü, ses tonu...

Biraz da saf galiba.

O ne idüğü belirsiz "inançlara saygılı laiklik" anlayışıyla Cumhuriyet tarihinin en büyük "linç kampanyası"na (Merve Kavakçı olayı) imza atmış olsa da, onu benzerlerinden ayıran bazı hususiyetlere sahip yine de...

Ve şair...

Bu sütunun önceki sahibine göre, şiirin imgeden, alegoriden, eğretilemeden mamul bir "söz sanatı" olduğunu kavramaktan uzak bir şair.

Daha doğrusu, kötü bir şair.

Ülkeyi de kötü yönetiyor.

"Umut" olarak pompalandığı ilk Başbakanlık yıllarında ülkeyi "yokluk" ve "kuyruk"la tanıştırmıştı... (Gaz yoktu, tuz yoktu, ampul yoktu. Şeker ve yağ karneye bağlanmıştı. Kötü kokulu Maltepe sigarasını ancak karaborsadan temin edebiliyordun. Üstüne üstlük, bir de terör... Patlayan bombalar, havada uçuşan kollar bacaklar, taranan kahvehaneler... Ve gazetelerde, Ankara'da kapı kapı dolaşıp, "Daha ne bekliyorsunuz, niçin müdahale etmiyorsunuz" diyerek TSK'yı göreve davet eden "yetkisiz" ama "önemli" simalar...)

Son başbakanlık denemesinde ise ülkeye görüp göreceği en büyük ekonomik krizi tattırdı.

Gerçi, Şubat krizi patlak verdiğinde, "Başbakanlıktan ayrılır da içinde bulunduğumuz koşullarda bir hükümet bunalımına neden olursam, bunun hesabını ulusa ve tarihe veremem" deyip, "sorumlu yönetici"yi oynamıştı ya, kulak asmayın...

O da farkında.

Bu hükümet bitmiştir.

Bu Başbakan'la, bu yönetim anlayışıyla Türkiye'nin varıp varacağı bir yer kalmamıştır.

DSP dışındaki dört partinin değişik kombinezonlarla oluşturacağı hükümet modeline "bazı hassasiyetler" gerekçe gösterilerek dün karşı çıkılıyordu ama, bugün "yenilenmiş" bir parlamentoyla yeni bir hükümet "elzem" görünüyor.

Hiç vakit kaybetmeden hem de...

Hemen...

Şimdi...


13 Temmuz 2001
Cuma
 
MEHMET E. YAVUZ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED