T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Develerin muhabbeti

Genç deve annesine sormuş:
"Anne niye bizim ayaklarımız bu kadar büyük?"
Anne cevap vermiş:
"Çölde kuma batmamak için."
Genç deve tekrar sormuş:
"Peki kirpiklerimiz niye bu kadar gür?"
Anne tekrar cevap vermiş:
"Çölde kum fırtınalarında kum kaçmasın diye."
Merakı yatışmamış olan genç deve bir soru daha sormuş:
"Bizim niye hörgüçlerimiz var?"
Anne deve sabırla anlatmış:
"Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolarız."
Sonunda dayanamamış genç deve:
"Peki madem öyle bizim Ankara Devlet Hayvanat Bahçesi'nde ne işimiz var?"

* * *

Büyük ihtimal, bildiğiniz bir fıkraydı bu. Sevgili dostumuz Murat Kayacan gönderince yayınlayalım dedik.

Benim bildiğim bir fıkra da buna çok benziyor. Fakat oradaki Ankara değil, İstanbul hayvanat bahçesiydi.

Güpegündüz

Son derece 'teknik' çalışan hırsızlık şebekeleri varmış duyduğumuza göre.

Önce araştırma ve takip çalışmaları yapıyor, kimlerin tatile çıktıklarını tespit ediyor ve sonra harekete geçiyorlar...

Tatile çıkan ailenin isim ve adresleri çıkartılıyor, kalabalık bir ekip halinde, belirlenen adrese gidiliyor.

Kapının zili çalınıyor. Açan olmayınca komşulara soruluyor:

- Filanca burada mı oturuyor?

- Evet.

- Biz haciz memuruyuz. Ödenmeyen senetlerinden dolayı icralık bir durum vardı da hacze geldik.

- Onlar üç gün önce tatile çıkmışlardı.

Gelen ekibin içinde iki kişi polis kıyafetli. Hemen duruma el konuluyor, çilingir çağrılıyor.

- Açabilirsiniz memur bey!

- Kır evladım şu kilidi!

Kapının kilidi kırılıyor...

Elleri çantalı memur kılıklı adamlar, komşuların şaşkın bakışları altında, burunlarını havaya kaldırarak içeri giriyorlar. Kötü bir iş yaptıklarının bilinciyle ve fakat 'görev' sorumluluğunu hissettirerek bakınıyorlar etrafa.

Taşıyıcılar çağrılıyor.

Kapı önüne yanaştırılan kamyona beyaz eşyalar, halılar, koltuk takımları, velhasıl ne varsa doldurulup götürülüyor.

Kapıya bir ip bağlıyorlar. Üzerine "Şu tarih, şu sayılı karar gereğince haciz yapılmıştır" gibi saçma sapan birşeyler karalıyor ve bir de kırmızı mum mühür kondurup gidiyorlar.

Ev sahipleri dağ, deniz veya yayla turizmini 'idrak' ederken, şebeke elemanları başka semtlerde yeni adreslerin peşine düşüyorlar.

Şimdi içinizde hırsızlara karşı bir kızgınlık bulutları dolaşmaya başlamış olabilir.

Fakat takdir edersiniz ki, herkesin içini boşaltacağı bankası yok.

Ziyaret parası

Osman Akçay, Aydın Doğumevi'nden şikayetçi. Ziyaret saatlerinde bile hastasını ziyaret edenlerden zorla 500 bin lira alındığını, vermeyenlerin içeri girmesine müsaade edilmediğini söylüyor.

"Pazar günü eşimi ziyarete gittiğim Aydın Doğumevi'nin kapısında nöbet tutan hizmetli benden 500 bin lira istedi. Ziyaret saatinde niye para vereceğimi sordum. 'Başhekimin emri böyle' dedi. Kızdım, ancak çaresizdim. Zamlar karşısında olduğumuz gibi."

Hakikaten çaresiz miyiz?

Bardağın yarısı

Şu iyimser bakışa örnek olarak sunulan "bardağın yarısı boş demektense, dolu olan kısmını görmek lazım" laflarından bıktım biliyor musunuz...
Niye hep bu bardak örneği veriliyor?
Bir defa da sürahi üzerine konuşsak?

Bilet verin

Köprü geçişlerinin iki milyon lira olmasından sonra, okurumuz İsmail İnci'nin bir teklifi var. Düşünmeye değer... Her geçişte bir çekiliş bileti versinler. Sonuçta birşey çıkmayacak olsa bile, millet umutlansın ki moraller bozulmasın.

UZUN UĞRAŞLARDAN SONRA, KAFAYI DEĞİŞTİRMEK GEREKTİĞİNE KANAAT GETİRENLERDEN BAZILARI, NEDEN, ÖKÜZ KAFASINDA KARAR KILAR Kİ?!.


13 Temmuz 2001
Cuma
 
MEHMET ŞEKER


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED