T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Uçuşa hazır olun

Artık yolun sonuna gelindi. Ülkeyi yangın yerine çeviren ve Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihindeki en büyük felaketi ortaya çıkaran hatalı ekonomik politikalar artık tıkanmıştır.

İsterseniz kısa bir özet yapalım.

1997 yılının Temmuz ayında iktidara gelen 55. Hükümet yoğun borçlanma ve yüksek reel faiz politikası uygulamaya başladı. Son 4 yılda Hazine döviz bazında % 40 reel faiz ödeyerek borçlandı.

TL aşırı değerlenmeye başladı.

Yüksek faiz elde etmek için kısa vadeli yabancı sermaye önce Türkiye'ye geldi ve Devlet'e borç verdi, borsada yatırımlar yaptı. Sonra yüksek reel faiziyle birlikte ülkeyi terk etti.

2000 yılı başında uygulamaya konulan ve dövizi çıpaya bağlayan kur politikası TL'nin aşırı değerlenmesini hızlandırdı, ithalatı patlattı, ihracatın gelişimini köstekledi. 2,6 milyar Dolar olarak öngörülen 2000 yılı cari işlemler açığı 10 milyar Dolar olarak gerçekleşti.

Bütçe üzerindeki faiz yükü inanılmaz boyutlara ulaştı ve vergi gelirlerinin tamamına yakını faizin finansmanında kullanıldı. Yüksek faiz tekrar borçlanarak ödenmeye başlandı. Kamu borçları sürdürülemez büyüklüğe ulaştı.

İç ve dış borcun GSMH'nın % 100'üne ulaşması, ülkeden çıkan döviz ve cari işlemler açığındaki patlama Türkiye'nin risk faktörünü artırdı. Dövize aşırı talep gelmeye başladı. Paranın dövize yönelmesini önlemek için faiz oranları % 7000'ler seviyelerine ulaştı.

Bu kadar yüksek faizin uzun süre devam ettirilmesi mümkün değildi. Ve döviz patladı. Şubat devalüasyonunu yaşadık.

Devalüasyondan önce Dolar bazında 67 milyar Dolara tekabül eden iç borç stoku devalüasyondan sonra 43 milyar Dolar geriledi. Devlet'e borç verenler devalüasyondan 24 milyar Dolar kayba uğradılar. Bu paraların önemli bir kısmı yabancı yatırımcılara aitti.

Devalüasyondan hemen sonra, yabancıların paralarını kurtarmak amacıyla Kemal Derviş Türkiye'ye gönderildi. Yabancı spekülatif sermayenin ihtiyacı olan para, İMF ve Dünya Bankası tarafından Kemal Derviş'in gözetimi altında Türkiye'ye büyük tavizler karşılığında aktarılmaya başlandı.

Bu noktadan itibaren İMF Hükümet'in büyük ortağı gibi hareket etmeye başladı. İktidarda kalması İMF'nin yabancı yatırımcılar için sağladığı krediye bağlı olan Hükümet İMF'ye teslim oldu.

İMF HAYIR KURUMU DEĞİLDİR

Kamu oyunu yanıltmayı görev edinmiş bir kısım basın ve gazeteciler tarafından İMF'nin talimatlarının yerine getirilmesi dışında başka bir seçenek bulunmadığı işlenmeye başladı.

Uluslararası ilişkilerin çıkar üzerine kurulduğu tartışmasız bir gerçektir. Hiçbir Devlet bir başka Devlet'in ekonomisini karşılığını almadan düzeltmek çabası içinde bulunmaz.

İMF bir hayır kurumu değildir. Kendisine finansman sağlayan ülke ya da ülkelerin çıkarlarını esas alarak faaliyette bulunması son derece doğaldır. Eğer Türkiye'de istikrarsızlığın devam etmesi veya Kuzey Irak'ta bağımsız bir Kürt devletinin kurulması ya da Türkiye'deki tütün ve şeker üretiminin azaltılması ve korumanın kaldırılarak tütün ve şekerdeki ithalatın serbestleştirilmesi bu ülke ya da ülkelerin çıkarına ise İMF ve Dünya Bankası'nın bu yönde hareket etmesinin yadırganacak bir yönü bulunmamaktadır.

İMF'nin hayır kurumu olmadığını çok acı bir şekilde öğreniyoruz. İMF'nin baskısıyla yapılanlara göz atalım.

Ekonominin yabancı sermayenin hakimiyetine girmesi için gereken her şeyi Hükümet'e yaptırıyor.

Yabancı sermayenin kamu ile olan ihtilaflarının çözüm sürecini yerli hukukun dışına çıkaran tahkim yasası Meclis'ten geçirildi.

Merkez Bankası mevzuatında yapılan değişiklikle Hazine'nin Merkez Bankası'ndan borç alma imkanı ortadan kaldırıldı ve Hazine bankaların kucağına itildi.

Kamulaştırma kanunu ile yabancı sermayeye peşkeş çekilen veya çekilecek ve millileştirilmesinde zaruret olabilecek kuruluşların kamulaştırılması zorlaştırıldı.

Doğalgaz kanunu ile doğalgazın Türkiye içindeki dağıtımında yabancı sermayenin hakimiyetinin önündeki engeller kaldırıldı.

Tekel ve şeker kanunları ile tütün ve şeker üreticisine büyük darbe vuruldu ve tütün ve şeker ithalatı serbest hale getirildi.

Hazine arazilerinin yabancı devletlere satışının yolu açıldı.

Türk bankacılığı çökertildi, kamu bankaları kapatıldı ve sektörün yabancı sermayenin kontrolüne geçmesinin alt yapısı tamamlandı.

Gerçek değeri 25-30 milyar Dolar civarında olan ve yılda 1,5 milyar Dolar kar eden Telekom'un yabancılara kelepir fiyatına satılması için uygun ortam hazırlandı.

Bütün bunlar İMF'nin, onurumuzu zedeleyen talimatları doğrultusunda yerine getirilmiştir. Önümüzdeki günlerde siyasi taleplerin gündeme getirileceğini tahmin etmek zor değildir.

İMF'yi 'iyi' ya da 'kötü' gibi slogansal yaklaşımlarla değerlendirmek hatalıdır.

Döviz darboğazına girdiğinizden dolayı İMF'nin kapısını çalmış iseniz sağlanacak kredi için bedel ödemeniz gerekir. Ödeyeceğiniz bedelin büyüklüğünü pazarlık gücünüz belirler. Bugün olduğu gibi pazarlık gücünüz sıfıra yakınsa ödeyeceğiniz bedelin sınırı yoktur.

Siz hala İMF'nin karşılığını almadan ekonomimizi düzlüğe çıkaracağını mı düşünüyorsunuz?

YOLUN SONU

Daha öncekilerde ve başka ülkelerde uygulananlarda olduğu gibi İMF'nin Kemal Derviş vasıtasıyla uygulattığı ekonomik politika da iflas etmiştir.

Borsa endeksinin değeri 70 Cent'in altına inmiş, faizler % 100 seviyesine yaklaşmış ve Dövize olan talep hızla artarak Doların fiyatı 1.300.000 lirayı aşmıştır.

En önemlisi Kemal Derviş inanılırlığını kaybetmiştir. Hükümet'e olan güven uzun zaman önce kaybolmuştu. Hükümeti oluşturan partiler arasında uyum ortadan kalkmıştır.

Geleceğe ilişkin beklentiler olumsuzdur. Buradan yola çıkarak faiz oranı ve dövizdeki yükselmenin devam edeceği söylenebilir. Ekonomide her an kontrol kaybolabilir.

Türkiye'yi çok kötü günler bekliyor. İnşallah yanılırım.


13 Temmuz 2001
Cuma
 
NURETTİN CANİKLİ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED