T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Çıktık açık alınla!

Türkiye, bu hükûmet değişene kadar bir krizden diğerine sürüklenecektir. Maalesef Kemal Derviş'e bağlanan umutlar da yok oluyor.

10 Temmuz tarihli Akşam gazetesinde, Emin Pazarcı'nın yazdıkları şaka gibiydi. Pazarcı, Bahçeli'nin, Derviş karşılığında Telekom'u DSP'ye verme teklifini Başbakan'a ilettiğini belirtiyordu. Dün, Radikal'de Murat Yetkin, Ecevit'in bu haberi doğruladığını söylüyor.

İnsaf! Memleket batıyor. Bunlar halâ inatçı keçiler gibi itişip kakışıyor. Sanki Derviş gitse, Bahçeli'nin başı göğe erecek.

Neden Telekom'u onur meselesi haline getiriyorsunuz? Getirecektiniz de niçin IMF ile anlaşmayı imzaladınız? Ve Derviş'in başını yiyerek neyin zaferini kazanacağınızı sanıyorsunuz? Pirrus zaferi mi?

Türkiye, güven tesis edilmeden, iç borç - faiz sarmalından kurtulamaz.

Kim yaşı geçmiş bir Ecevit'e, onun kayyumu gibi hareket eden Hüsamettin Özkan'a, çeşitli yolsuzluklarla haklı haksız ilişkilendirilen Yılmaz'a, "hem ağlarım, hem giderim" görünümündeki irade yoksunu MHP'ye güvenebilir?

Amme Alacakları Tahsili Kanunu

Ülkemiz bu duruma banka soygunları yüzünden düştü. Ama, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu ile, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'nun, alacakların tahsili için ciddi bir girişimde bulunmadığını maalesef müşahede ediyoruz. Ayrıca gizli gizli pazarlıklar yürütülüyor endişesini taşıyoruz.

Oysa Bankalar Kanunu'nda gerçekleştirilen son değişiklikle, Fon, Amme Alacakları Tahsili Kanunu'nu uygulayabilir. Hatta, hâkim sermayenin sahip olduğu diğer iştiraklerin yöneticilerini dahi değiştirebilir. Bütün gayrimenkulleri süratle satışa çıkabilir.

Oysa hiçbir hareket yok. Bursa'da Cavit Çağlar'ın fabrikası, evleri, arabaları, hatta özel uçağı duruyor. Süzer'in Gökkafesi veya Bahçeşehir'deki evleri ve arazisi, Dinç Bilgin'in Amerika'dan İngiltere'ye uzanan gayrimenkulleri, Sabah gazetesi vs. Etibank Yönetim Kurulu eski üyelerinin, boy boy, renk renk lüks arabaları, Bodrum'daki inşaatı daha yeni biten villaları.

Bankalar Kanunu, 12.5.2001 yılında değiştirildi. Bankalar Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair 4672 Sayılı Kanun'un 9'uncu maddesine göre, Fon'a devredilen bankaların alacakları, devir günü itibariyle amme alacağı niteliği kazanıyor. Ve birikmiş alacak tutarına, Amme Alacakları Kanunu'ndaki gecikme zammı faizi uygulanıyor. Daha önce İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre başlatılmış bulunan takiplere devam edilebileceği gibi, Fon, devamın takibinden vazgeçerek, alacağın, 6183 sayılı Amme Alacakları Tahsil Usulü Hakkındaki Kanun'a göre takip ve tahsiline karar verebiliyor.

Fon, alacağın tahsili bakımından yarar görmesi halinde, hisseleri kısmen veya tamamen kendisine intikal eden bir bankanın sahip olduğu iştirakleri veyahut bu bankanın ortaklarının diğer şirketlerinin, yönetim ve denetimini ele alabiliyor. Şirketlerin müdür ve yönetiminin tamamını değiştirebiliyor. Hatta bir başkası üzerinden geçirilerek kullanılan kredilerde dahi, o kişi veyahut firma, Fon'a borçlu sayılıyor. Bu borcun tahsili için de, gene Amme Alacakları Kanunu'nun hükümleri uygulanıyor.

IMF'nin 1.5 milyar dolarlık kredisinin peşinden koşarken, asıl Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'nun elindeki bu büyük malî potansiyeli gözden kaçırmamalıyız. Öncelikle ve özellikle, medyayı, banka soyguncularının elinden kurtarmak gerekir. Çünkü onlar, derin ilişkilerle, farklı pazarlık yöntemleriyle, sütten çıkan ak kaşık olmak çabasındalar.

Fon'un pazarlık yetkisi de var. Karşısında bir medya grubu olursa, bu pazarlığın devletin menfaatine gelişmeyeceği kaygısını duyuyoruz. Bu yüzden de Fon yönetimine ve BDDK Başkanı'na, alacakların tahsilinin ne zaman kamuoyunu tatmin edecek süratle yapılacağını sormak istiyoruz.

Temiz eller

Elbette müesseseler yaşasın; ama temiz ellerde yaşasın. Türkiye'yi bu hale düşüren banka soygunlarıdır.

Plan Bütçe Komisyonu üyesi Cevat Ayhan, rakamları çok yakından takip eden bir milletvekili. İç borç stoku ile faiz yükündeki değişimleri kendisine sorduk. İşte verdiği ürkütücü rakamlar:

"2000 yılı sonunda, iç borç stoku 36 katrilyon liraydı. 2001 Nisan iç borç stoku 59 katrilyon liraya, Mayıs sonunda ise 84 katrilyon liraya çıktı."

Borçlardaki bu süratli artışın sebebi, batan (soyulan) bankalar.

Geçtiğimiz aylarda Merkez Bankası Kanunu değişmişti ve kanuna, sıkıntıya düşen bankalara Merkez Bankası'nın kredi açabileceği hükmü konulmuştu. Bunun yanı sıra, Bankalar Kanunu'nda Mayıs 2001'de yapılan değişiklikle, Hazine'nin, Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'na intikal eden bankalara borç vermesi hükme bağlandı. Aynı zamanda, bu borçların Bakanlar Kurulu kararıyla silinebileceği belirtildi. Demek Hazine'den, Fon bankalarına, devlet iç borçlanma senetleri yoluyla akan para, geri dönmeyecek bir para. Hazine, ilk başta, Fon'daki bankalara 9 katrilyon liralık devlet iç borçlanma senedi verdi. Fon'daki bankalar, bu tahvillerle, hem mevduat sahiplerinin taleplerini karşılayacak, hem de aldıkları kredi borçlarını kapatabileceklerdi.

Fon'a devredildiği halde, faaliyetlerini sürdüren bankalar iflâh olmadığı takdirde, son aşamada, banka muameleleri durduruluyor ve alacakları Fon'a geçiyor.

Bazı sorular

Acaba, Fon'a devredilen bankalardan hangileri faaliyetlerini sürdürüyor? Bu faaliyetlerin sürebilmesi, yani mevduat çekmek veyahut verilen borçları kapatmak isteyenlerin taleplerini karşılayabilmek için, bugüne kadar, kaç katrilyon liralık iç borçlanma senedi, Fon'daki bankalara verildi? Fon'daki bankalardan hangilerinin, muamele yapması yasaklandı? Ve böylece alacakları, Fon'a intikal etti?

Bu soruların önemi büyük. Çünkü Fon'daki banka, zarar etmesine rağmen faaliyetini sürdürürken, alacakların tahsili yoluna gidilemiyor. Ancak, banka muameleleri durdurulunca, alacaklar Fon'a intikal ediyor ve para, yukarıda belirttiğimiz şekilde Amme Alacakları Usulü Kanunu'na göre tahsil edilebiliyor. İştiraklere el konulup, yönetimin değiştirilmesi mümkün oluyor.

Meselâ Bank Kapital, İnterbank, Etibank veyahut İktisat Bankası'ndan kaynaklanan alacaklar ne âlemde? Fon takibe geçti mi? Evlere, yalılara, kıymetli eşyalara, arabalara el koydu mu? Yoksa, batık banka faaliyetini sürdürürken, bir yandan da Hazine, bu bankaları devlet iç borçlanma senetleriyle mi besliyor? Bu yüzden mi, iç borç yönetilebilir olmaktan çıktı? 2000 sonundaki 36 katrilyon lira, 2001 Mayıs sonu 84 katrilyona ulaştı?

Önal'ın vaadi

1999 yılında ilk defa bankalar batınca, dönemin Hazine'den sorumlu Bakanı Recep Önal ne demişti, hatırlatalım: "Bütün bankaların zararı, halkın vergileriyle karşılanmayacak. Tasarruf Mevduat Sigorta Fonu'nun gelirleriyle ödenecek."

Fon'un kaynakları, bankalardan kesilen primlerle oluşuyor. Ama uğranılan zarar karşısında, bankaların ödediği prim devede kulak kaldı. Bankalar Kanunu, Plan Bütçe Kamisyonu'nda konuşulurken, Derviş'e soruldu: "Hazine'nin Fon'daki bankalara kaynak aktaracağını söylüyorsunuz. Hani, zararı Fon karşılayacaktı?"

Derviş'in cevabını naklediyorum: "Fon'un yıllık geliri ancak 500 milyon dolar. Oysa batık bankaların yükü 25-30 milyar doları bulacak."

Bankalar Kanunu, Mayıs ayında değiştirilirken, sadece mevduat değil, aynı zamanda kredi garantisi de verildi. Bankalar sadece mevduat sahipleri karşısında değil, o bankaya kredi veren yurt dışındaki alacaklılar nezdinde de devlet teminatı altına alındı. Banka, yurt dışına borcunu ödemezse, bunu da devlet karşılayacak. Kasım 2000 yılında Ecevit, sözlü olarak verdiği bu teminatı, Bankalar Kanunu'na da dahil etti.

Görüldüğü gibi devletin yükünün boyutları çok büyük. Bu durumda faiz nasıl düşecek?

Geçen hafta Hazine, % 95'le borçlandı. Enflasyon payı düşüldüğünde bu oran, net % 29'luk bir getiriye tekabül ediyor. Derviş yaptığı basın toplantısında, net % 32'lik borçlanma faizlerini eleştirmiş, Türkiye'nin bu yükü kaldıramayacağını söylemişti. Ama güven yok, ihtiyaç çok. Faizler bir türlü düşmüyor.

104 milyar dolar faiz

Gene, Cevat Ayhan'dan aldığım bazı rakamları vermek isterim. Bakın Türkiye'nin kaynakları hangi oranlarda faize gidiyor.

1995 Temmuz 1996 Temmuz arasında, 16.5 milyar dolar iç ve dış borç faizi ödendi.

1996 Temmuz - 1997 Temmuz arasında, (Refahyol Hükûmeti) faiz yükü artmadı; hatta bir nebze -16.4 milyar dolara- düştü.

18 aylık Yılmaz Hükûmeti'nin ödediği iç ve dış borç faizi 31 milyar 416 milyon dolar. Ecevit Hükûmeti'nin ödediği faiz 60 milyar 676 milyon dolar. Seçimlerden önceki 5 aylık Ecevit Hükûmeti de hesaba katılırsa, Refahyol'dan sonraki 4 yıl içinde, iç ve dış borcun sadece faizi olarak Türkiye tam 104 milyar dolar ödemiş.

4 yılda faize ödediğimiz para, milli gelirimizin % 60-70'ine ulaşıyor. Bu sıkıntıların içinden keşke 10'uncu Yıl Marşı'nı söyleyerek çıkmak mümkün olsa.

"Çıktık açık alınla / IMF'ye de tosladık nalınla / İrtica masalıyla ördük ana yurdu dört baştan / Dört yılda milyonlarca sefil yarattık her yaştan"

Yolsuzluk 1 numaralı tehdittir. Ve birçok kişi irtica tehdidinin ardına gizlenerek, soygununu gerçekleştirmiştir.


13 Temmuz 2001
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED