T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
"Siz sonrasına bakın..."

Şu sıralar en çok seslendirilen söylem şu: Şimdi siz, kartel medyanın Yeni Oluşumcuları öne çıkarmasına bakmayın. Onlar ayrılığı derinleştirmek için böyle yapıyorlar. Hele bir kere ayrılık derinleşsin, ondan sonra Yenilikçileri yoketme kampanyası başlayacak. Derin çevrelerde oluşturulan strateji bu. Önce bölmek, sonra da ikisini birden baraj altında kalacak ölçüde yıpratmak... Yenilikçilerin, özellikle Tayyip Erdoğan'ın dosyaları peşpeşe patlayacak. Ellerinde dehşetli dosyalar var. Siz onların önünün açılacağını mı sanıyorsunuz?"

Perşembe günkü Yeni Şafak'ta, Cengiz Çandar, bir mektuba yer verdi. Orada da şöyle deniyordu:

"Adamlar (yani İsrailliler) İran'ın füze ve nükleer programları belli bir noktaya geldiğinde -aynen 1981'de Irak'ın Osirak reaktörüne yaptıkları gibi- bombalamayı düşünüyorlar. Ve bunu Türkiye üzerinden yapmayı planlıyorlar. Kendilerine göre bu 'ölüm kalım meselesi.' Tam Türkiye'yi 'kıvama getirmişken' ve 3-5 yıl sonrası için düşündükleri böyle bir contingency' varken Türkiye'yi Tayyip gibi birine tekrar bırakırlar mı sizce?" (12 temmuz 2001)

Perşembe günkü yazım şöyle bitiyordu: "Yenilikçilere 'derin çevreler'den yönelen 'kıstırma' girişimleri için de bir başka yazı yazacağım." İşte yukarıya aldığım iki paragraf, böyle bir olguya tekabül ediyor. Yenilikçileri bir "kıstırma operasyonu" bekliyor mu? Hem de sadece içerdeki derin çevrelerden değil, İsrail odaklı bir uluslararası kıstırma operasyonu...

Aslında, belki ikinci ihtimalden, yani "İsrail odaklı" ihtimalden başlamak gerekiyor. Çünkü oradan başlanırsa, belki içerdeki gelişmeleri yorumlamak daha kolay olabilir.

Cengiz Çandar, birkaç gündür, Türkiye'nin özellikle ekonomi alanındaki uluslararası sıkıntılarını ve ortaya çıkan mecburiyetlerle İsrail'in arkasına takılarak yürüteceği bölgesel politikanın çıkmazlarını anlatıyor. Ortaya koyduğu sorulardan birisi mealen şöyle: Türkiye, İran'a yönelik politikalarını İsrail gölgesinde mi belirleyecek?

Ucu Tayyip Erdoğan'a kadar uzanacak İsrail bağlantılı politik yorumlar bir bakıma bu soruya "Evet" cevabı verilmesinin ürünü: "İsrail Türkiye üzerinde o kadar belirleyici ki, bu bir iç siyasî oluşumun kaderini bile belirleyebilir."

Burada hemen "İsrail nasıl yapar bunu?" diye sormak ve oradan spekülatif bir biçimde derin çevrelere bağlantı yapmak mümkün. "Nasıl olsa İsrail ile ilişkileri de o genişlikte o çevreler oluşturabilir, Türkiye siyasetini de onlar dizayn edebilir..."

Böyle düşünülebilir mi?

Ya da şöyle soralım: İran'ı Türkiye üzerinden vurmak gibi "cinayet ölçüsünde" bir "macera"yı Türkiye'ye yaşatacak bir çevre var mı bu ülkede? Bir siyasi ekip var mı?

Ben olmadığına inanırım. Zaman zaman o tür maceraların kıyısına gelinmesine rağmen. Çünkü o, Türkiye'yi cehennemin içine atmak olur. Böyle bir şeyi İsrail'in bile tasavvur edemeyeceğini düşünmek isterim.

Tayyip Erdoğan ve Yeni Oluşumla ilgili İsrail ya da Amerika rezervlerinden her zaman söz edilebilir. Türkiye'deki derin çevrelerle İsrail değerlendirmeleri arasında paralellikler de bulunabilir. O zaman buna bakıp "En iyisi yol yakınken dönmek" mi denilmelidir?

Doğrusu, dosyaları, ya da sırtında bagajı olanın yol yakınken dönmesidir. Çünkü dosyası olan için ayakta kalmanın tek yolu, bir şeyleri satmak olur.

Ama dosyaları bulunmayan için, muhtemel kuşatmalardan endişe etmenin izahı sadece korku olur. Korku ile de siyaset yapılmaz.

Yeni oluşumun içinde yer alanlar "sırtımızda herhangi bir bagaj taşımıyoruz" ifadesinin, "net"liğin ve "mert"liğin altını çiziyorlar. Bu güven demektir. Güvenen yürür.

Türkiye'deki derin çevrelerde "yeni oluşum" a yönelik bir kıstırma planı var mı? Bu plan, "Yeni oluşumcular"ın bilinen geçmişlerinden mi?

Doğrusu, böyle bir kıstırma planının da Türkiye için hayırlı olmadığına inanırım. Eğer sorun, İslâm'la ilişkinin bu ülkede hangi çerçeveye oturacağı sorusu ile ilgili ise, bu konuda o derin çevreler de sağlıklı bir çözüm projesi geliştirmek zorunda. Burada politik kadroların katkısı olmadan çözüm üretmek de mümkün değil. O yüzden, konu üzerinde sağlıklı açılımlar yapabilecek kadroları kıstırıp yoketmeyi düşünmek yerine, ülkenin selâmeti ve toplumsal barışın inşası için ortak çözüm platformları geliştirmeye ihtiyaç var.

Bu aslında MNP-FP misyonu ile ilişkilerde de gerekliydi. Çünkü ülke, bu soruna odaklanmış sancılarla yaşıyor. İsterse yargısal biçime bürünsün, yumruk hiçbir şeyi çözmüyor, sadece toplumsal gerilimi derinleştiriyor.

Kanaatimce, peşin peşin kıstırma projeleri hazırlamadan, Yeni Oluşum'un Türkiye problemlerine bakış açısını görmek lâzım.


14 Temmuz 2001
Cumartesi
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED