Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Adamlık mevsimidir

Derviş, Öksüz'ü yedi. Ertesi gün Milliyet gazetesi, eski Amerikan büyükelçisinin ağzından merkezin mesajını iletti: Derviş yoksa, para yok! Bu gelişmelerden bir hafta kadar önceki bir televizyon programında, bilgiç bir iktisatçı, paranoyalarımızdan kurtulmamızı öneriyordu. Ona göre, dünyada iki tür devlet/toplum olacak. Efendiler ve hizmetliler. Efendiler, Türkiye'nin ikinci sınıf olmasını istemiyorlarmış. Onun için Kemal Derviş ve IMF vasıtasıyla, bize yürünecek yolu gösteriyorlar. Ya dediklerini yapacağız, ya efendi olma şansını ebediyen yitireceğiz.

Tecrübeli sanayici Bahtiyar Bey, aksini düşünüyor. Kimse kimseye "efendilik" ikram etmez. Yapılmakta olan operasyon, Türkiye'nin bir beden küçültülmesidir. Böylece merkeze daha çok itaat edecek, sorun çıkarmayacaktır.

İki hafta önce Denizli'deydim. Bu şehrin horozlarının ünlü olduğunu biliyorduk. Şimdi simurglarının da ünleneceği günlerdeyiz galiba. Kaf Dağı'nın ardında yaşadığı tahayyül edilen bu efsanevi kuş, adamlığın ölçüsünün "bir ideal uğruna zorluklara tahammül gücü" olduğunu simgeliyor. (Ayrıntılı bilgi için ya ciddi ansiklopedilere başvurun yahut MÜSİAD'ın son mültivizyonunu seyredin.) Müsiad'ın Pamukkale yakınlarında düzenlediği ve gece yarılarına kadar süren sohbette aşikâr biçimde gördüm ki, Denizlili işadamı sadece kendi paçasını kurtarma derdine düşen bencil bir kapitalist değil, ülkesini ve devletini daha aydınlık bir geleceğe nasıl taşıyabileceğini düşleyen bir samuray, daha doğrusu bir akıncı beyidir. Sadece ekonomik krizden dolayı işlerin 'kesat' olması değil, Türkiye'yi "bir beden küçültme" operasyonu onu derinden yaralamıştır. (Bu ifadelerimde çocukça bir abartı olduğunu düşünmeyin. Derinden inanmadığım hiçbir sözü söylemem!)

Gencin, hâl diliyle söylediği

Çocukluk üzerine kısa bir notla devam edelim. Birkaç yıl önce, Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi'ni bitiren genç bir adaşım (Mustafa Kıyıklık) üniversite sınavında Türkiye birincisi olmuştu. Haftalık aktüel dergilerden birinde (Tempo veya Aktüel olabilir) ünlü Dr. Stress kendisiyle bir konuşma yapmıştı. Konuşmanın sonlarına doğru iki soruya Mustafa'nın son derece doğallıkla verdiği cevapları unutamıyorum. (Doğallığın altını çiziyorum, zira daha sonra kendisiyle tanıştığımızda bu sorulara verdiği cevapların öneminden söz ettiğimde şaşırmış, soruları da, cevapları da hatırlamadığını söylemişti!) Önemli olan, "daha 17 yaşındaki" gencin, hâl diliyle söyledikleriydi.

Birinci soru şuydu: "Sen bir İmam-Hatipli'sin. Nasıl oluyor da yüzbinlerce kolej mezununu geride bırakabiliyorsun? Onlardan farkın ne?"

Cevap kısa ve sade: "Aslında hiçbir farkımız yok. Hatta onların çoğu benden daha zeki ve çalışkan. Fakat idealleri yok. Niçin çalıştıklarını bilmiyorlar!"

İkinci soru, onyıllardır dilimizden düşmeyen 'klasik' bir çimdikleme: "Türkiye nereye gidiyor?"

Cevap, saflıkla iddiayı harmanlayan bir incelikteydi: "Türkiye iyi bir yere doğru gidiyor. Bunda benim de katkım olduğunu hissediyorum!"

Saflığın iki ayrı anlamı yoktur

(Söz saflığa gelmişken, İsmail Kara'yı hatırlamamak mümkün mü? En değer verdiği hocası kendisine birgün şöyle der: "İsmail, sen benim en saf talebemsin!" İsmail sevinir ama, içine de kurt girer. Acaba hoca hangi anlamdaki saflığı kastetmiştir? Temizlik/arılık mı, yoksa insanlara kanma/bönlük mü? Konuyu hocaya açtığında şu muhteşem cevabı alır: "Saflığın iki ayrı anlamı yoktur oğlum. Bunlardan biri olmayınca diğeri de olmaz!")

Evet, Teoman'ın konserlerinde "daha onyedi, onyedi" diye mırıldanacağı bir dönemde, Mustafa "Türkiye'nin iyi yolda olduğunu ve bunda kendi payının da bulunduğunu" düşünüyordu. Yirmisekiz Şubat Süreci diye adlandırılan ve devlet yönetiminde "sorumluluk üstlenmeden yetki kullanma" garipliğini hortlatan müdahale, aslında bu özgüvene, bu ülkesini ve kendini önemsemeye indirilen bir darbeydi.

Güç ve yetki kullananlar, kendilerini hiçbir makama karşı sorumlu hissetmediklerinden, üçkâğıtçılara gün doğdu. Tefeci kapitalistleri, emekliliğinde aynı tefecilerin şirketlerinde bol maaşlı yönetim kurulu üyelikleri düşleyen asker-sivil bürokratları, küresel korsan sermayenin simsarlığıyla geçinen bankerleri ve televoleci iktisatçılarıyla bir Haramiler Aşireti devlete diz çöktürdü.

(Emekli bir general, geçenlerde bir televizyon programında bu diz çöküşü çok dokunaklı bir biçimde dile getirdi. Ama kabahati sadece siyasetçilere ve IMF'ye yüklemesi hiç inandırıcı değildi. Bir ülkede fiili güç veya yetki kullanımı ile sorumluluk arasındaki irtibat yok olmuşsa, iyi siyasetçiler halkı yönetemez, halk da yönetilemez.)

Adamlık anormal zamanda kanıtlanan bir niteliktir

Soru şu: Devlet düzeninde herşey tepetaklak giderken; ve bütün bunlar ekonomiyi felç ederken; adamlığımızı nasıl ispat edeceğiz? Kriz ortamında, gerçekdışı bir söylem değil mi bu?

Hayır değil. Adamlık normal zamandan çok, anormal zamanda kanıtlanan bir niteliktir. Sistem dengedeyken, yapıp edeceklerimiz fazla etkili olmaz. Girdi ne kadarsa, çıktı onunla uyumlu olur. Oysa sistem dengeden uzaklaşmışsa, küçük bir girdi olağanüstü hasılayla sonuçlanabilir. (Fiziksel/kimyasal sistemlerde de durum böyledir!) Ortaya etkin bir fikir ve eylem modeli koyabilecek bilgin, siyasetçi ve işadamları en çok böyle kriz dönemlerinde etkili olurlar. Adamlığın kollektif bilince etki etmesi en çok bu zamanlarda mümkündür. Bunun hem dinî mantık bakımından böyle olduğunu düşünüyorum (Kur'an'daki sayısız kıssa buna şahittir); hem fizik bilimlere uygunluk bakımından böyledir; hem de toplumların tarih içindeki tecrübeleri durumun bundan farklı olmadığını göstermektedir. Haftaya her üç alandan örnekler sunarak, çağdaş simurgların nasıl temayüz edebileceklerini tartışacağım.

Mutlak değersiz lider olunmaz

Çağdaş bir yazar, Gandi'nin hayatından şu üç liderlik ilkesini çıkarıyor:

1. Liderliğin amacı insanlara hizmettir.

2. Hedef, karar ve stratejilerin temeli manevi ilkeler olmalıdır.

3. İnsanoğlu hem kamu hayatında, hem özel hayatında bir tek davranış standardı uygulamalıdır.

Başka bir araştırmacı ise Gandi'den şu beş mesajı alabileceğimizi söylüyor:

1. Siyaset (veya iş) hayatınızda tek standart uygulayın ve bunun için bir temel geliştirin. Bu temel, mutlak değerlere bağlılıktır.

2. İdeale sahip çıkın. Kendinizi ideal yolculuğuna adayın.

3. Sizi bu yoldan ayırmayacak kılavuzu geliştirin: Bilincinizi bileyin!

4. Sizi saptıracak kuvvetleri azaltın: Düşkün olduğunuz şeyleri bastırmaya özen gösterin.

5. Denetime açık ve arzulu olun: Gizliliği en aza indirin.

Gandi'nin üzerinde önemle durduğu iki mutlak değer vardı: Hakikat ve hoşgörü. Düşüncemizde, konuşmamızda, eylemlerimizde hakikat olmalıydı. Hakikat eylemlerimizi denetlediği zaman, söz ile fiil arasında tam bir ahenk sağlanırdı. Bu mutlak değerleri milli çıkar, şirket çıkarı, grup sadakati veya serbest piyasa gibi yerine göre önemli fakat dünyevi değerlerle bir tutmamalıyız. Bunlar sözde mutlak değer gibi gözükür, ama şiddeti ve baskıcı davranışları haklılaştırırlar. Mutlak değerlere işlerlik kazandırılmayan siyasi/ekonomik/bilimsel ortamlarda yüksek standartlı liderlik gerçekleşemez.

Vefik Paşa'nın 24 M Formülü

Ahmet Vefik Paşa'nın ideal yöneticiyi tanımlayan 24 M formülünü, siyasetçilerimiz kadar iş dünyamızın yıldızlarına da lazım olur diye arzediyorum :
1. Muteber (Saygın)
2. Mutena (Seçkin)
3. Mutedil (Ilımlı)
4. Mu'tezim (Azimli)
5. Mutlif (Bağışlayıcı)
6. Muvakkit (Zamana Duyarlı)
7. Muvaffak (Başarılı)
8. Muzaffer (Galip)
9. Müdebbir (Tedbirli)
10. Müeyyid (Disiplinli)
11. Mütefekkir (Düşünür)
12. Müferrih (Güleryüzlü, Ferahlatan)
13. Muhibbi (Sevgi dolu)
14. Mükrim (Cömert, İkramcı)
15. Mültefit (İltifat Eden)
16. Mümeyyiz (İyiyi Kötüden Ayırabilen)
17. Münevver (Aydın)
18. Mübeşşir (Müjdeleyici)
19. Mübeccel (Yüceltilmiş)
20. Muvahhit (Tek Allah'a İnanan)
21. Mücerrib (Tecrübeli)
22. Müfarik (Fark Edebilen)
23. Müeyya (Hazır Olan)
24. Müceddid (Yenileyici)


22 Temmuz 2001
Pazar
 
MUSTAFA ÖZEL


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED