Geleceğin Gözde Meslekleri...
T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Yenilikçi ve gelenekçiler için hassas konular!

Anayasa Mahkemesi'nin özgürlüklerden yana aldığı karar, FP'nin kapanmasıyla kararan ülke ufkunu birazcık olsun aydınlatıverdi. Bu kararı gözümde fazla büyütmüyorum, çünkü affettiği insanlar zaten masumdu. Ceza alacak bir suç işlememişlerdi. Aynı zamanda bu kararı önemsiyorum çünkü bu karar ile halkımızın umut olarak gördüğü bir oluşum liderine kavuşmuş oldu.

Bir yandan da üzülüyorum, içim burkuluyor, çünkü sadece Türkiye'nin değil dünyanın en cefakar en vefakar ve en nezih siyasi tabanı iki partiye bölünmek suretiyle güç kaybediyor, zayıflıyor. Düne kadar tek yürek olan koca bir camia içinde kırgınlıklar, dargınlıklar ve tartışmalar başlıyor.

Her ne kadar FP'nin son kongresinde her iki tarafın listesinde tek müşterek isim olan İstanbul Milletvekili Prof. Nevzat Yalçıntaş hocamız, tarafları partilerini kurmadan önce bir kez daha düşünmeye davet eden bir deklarasyon yayınlamış olsa da, daha önce de yazdığım gibi bu bünyeden iki partinin çıkması kaçınılmaz görünüyor. Nihayet biri dünyaya geldi. Saadet Partisi. Diğeri de yolda.

Eh bize de bu ortamda tarafları dostça ve kardeşçe uyarmak düşüyor.

Geçen haftalar, plan, program, cesaret dindarlık gibi konularda fikrimi yazdım. Bu hafta da her iki tarafı yakından ilgilendiren bir iki noktaya temas etmek istiyorum. Daha doğrusu uyarmak istiyorum. Hareketlerin selameti açısından, Türkiye'nin bu hareketlerden faydalanması açısından uyarmak istiyorum.

Uyarmak istiyorum çünkü taraflar, bazı konularda gerekli olan dikkat, itina ve itidale hâlâ muhtaç görünüyorlar. Öyle kelimeler telaffuz ediliyor öyle sözler söyleniyor ki bir kelime ile koca bir camia hüzne ve ye'se gark edilebiliyor.

30 senedir aktif olarak siyasetin içindeyim, sürekli okuduğum ve kendim düşündüğüm için hiç fanatik olmadım. Aklıma yatmayan fikri savunmadım. Bu yüzden de en yetkili zevat nezdinde bile yanlışlara itiraz etmekten kaçınmadım. Doğruları söylemekten çekinmedim.

Şimdi de dünyanın en nezih tabanından ortaya çıkan iki oluşumun geçmişten ders çıkarmalarına yardımcı olmaları konusunda kimi hassas konularda dikkatli ve itinalı olmadıklarını görüyorum.

Bu konuların başında laiklik gelmektedir. Kabul edelim ya da etmeyelim laiklik bu ülkede siyaset yapan dindar kişilikli insanlar için lüzumundan fazla önemli ve hassas bir konudur. Liberal ya da solcu bir insanın, laiklik hakkında söyleyeceği en aykırı sözler bile dikkat çekmezken, dindar kimlikli insanların ağzından çıkan ve yanlış anlaşılmaya elverişli tek bir kelime bile onlar hakkında fırtınaların koparılmasına yetiyor. Binaenaleyh, yeni oluşum ve partilerin laiklik konusundaki düşüncelerini, yaklaşımlarını netleştirmeleri ve söylemlerini tayin etmeleri gerekiyor. İnandıkları ve ülke için çözüm olarak gördükleri laiklik anlayışlarının genel çerçevesinin de içini yanlış anlamalara mahal bırakmayacak şekilde doldurmaları gerekiyor.

Gerekiyor zira, bu laiklik bu kesimin yumuşak karnı haline getirildi ve her platforma karşılarına çıkacak ilk sorunun laiklik sorusu olacağı su götürmez bir gerçek. Bu soruya verilecek cevap ne hassas dengeleri ürkütecek ne de tabanlarını üzecek nitelikte olmalıdır.

İkinci hassas konu, başörtüsü konusudur. Başörtüsü konusu da son dönemde bu ülkenin en hassas konusu olmuştur. Şöyle ya da böyle kimi etkin çevrelerin başörtüsüne bakışları farklıdır. Dindar bir camianın içinden gelen güçlü siyasilerin bu konuda söyleyecekleri her söz ve takınacakları her tavır sorun olabilir. Dolayısıyla yeni oluşum ya da partiler başörtüsü konusundaki görüşlerini ve soruna yaklaşım biçimlerini de netleştirmeli ve bütün mensupları aynı şeyi söyleyebilmelidir.

Yenilikçi ve gelenekçiler için en hassas konularından birisi belki de en önemlisi, biribirleri hakkında kullandıkları sözler ve sergiledikleri tavırlar olacaktır. Yıllarca bir arada bulunmuş, iyi günde kötü günde beraber olmuş bu iki grubun biribirleri hakkında -doğru bile olsa- söyleyecekleri kırıcı ve üzücü sözler, takınacakları -doğru bile olsa- kırıcı ve üzücü tavırları herkesi ve hepimizi üzecektir. Bu bağlamda saygılı olan ve susmayı tercih eden taraf kazanan, haklı da olsa kırıcı olan taraf kaybeden taraf olacaktır. Temennim tepede de bir gün buluşma gerçekleşsin yönündedir ama tepede ayrışma olsa bile tabandaki o saf ve temiz insanların bir yerde toplanacaklarına inanıyorum. Benim gördüğüm kadarıyla taban, geçmişte beraber olduğu insanlar aleyhinde konuşarak dedikodu üreten tarafta değil, eski dostlarına saygılı olan tarafın şemsiyesi altında toplanacaktır. Evet bu noktada itidali elden bırakan taraf kaybedecek, itidalli davranıp susmayı tercih eden taraf da kazançlı çıkacaktır.

(Bu camia için, İsrail, AB, Kıbrıs, NATO, Güneydoğu sorunu gibi yine bazı hassas konular daha var. Onlar da müstakil bir yazı konusu.)

Hulasa, bu hassas konularda herkes konuşmamalıdır. Konuşanlar da hem her gün konuşmamalı hem de her uzatılan mikrofona cevap vermemelidirler. İnsanlar her gün yeni şeyler söyleyemezler. Çok konuştukları için de konuşmaları önemsenmez, çabuk yıpranırlar, yüzleri ve sözleri eskimeye başlar.

Haftalık aylık ya da belli periyotlarla, basın toplantıları şeklinde konuşulur arada sükut edilirse bence her konuşma önem kazanır.

Boşuna mı denmiş "Ya hayır konuş ya da sus."


22 Temmuz 2001
Pazar
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED