|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yenilikçilerin kuracağı parti en az 80 milletvekilini çatısı altında barındırır hale gelecek mi acaba? DYP'den ayrılanlardan sonra 'ana muhalefet partisi' sıfatını taşımak için 80 milletvekillik bir grup olmak yeterli; yeni kurulacak parti biraz gayret etse o rakamı bulacağa benziyor. Acaba niyeti var mı? Niğde'de mi, yoksa Aksaray'da mı, Orta Anadolu'da bir yerlerde, esnafın cuma günü dükkânlarına bayrak asarak güne başladığını duyunca bu soru aklıma geldi. Karadeniz'de, bir çok yerde, insanlar bayram havasındaymışlar. Sabah gazetesi, kutlama yapmaya hazırlanan Güneysu'da, belediyenin, Tayyip Erdoğan'ın "İsraftansa parayı hayırlı işlerde kullanın" talebi üzerine, fakir fukaraya para dağıttığını yazdı. Bir dostum, "Çoktandır gülmeyi unutan Ankaralıların yüzü gülüyordu" diye aktardı cuma günkü havayı... O havanın ilk sonucu görüldü: Gelenekçilerle birlikte hareket eden ve Saadet Partisi içinde yer alması beklenen bazı milletvekillerinin tereddüdü büyüdü. 60 milletvekiliyle kurulmasına kesin gözüyle bakıldığı için, Recai Kutan'ın "Biz çokuz, demek ki ana gövdeyiz" dediği SP'de milletvekili sayısı 51'de kalınca, 'ana gövde' tartışmalı hale geliverdi... Yenilikçiler kapıyı ardına kadar açsalar, milletvekilleri 'ana muhalefet' olmaya yetecek sayıya çıkar... Bildiğim kadarıyla, DSP'den bile ilgi var Tayyip Erdoğan liderliğinde kurulacak partiye... Bir kurucu, "Bu yüzden parti merkezi olarak büyük bir bina kiralamamız gerekiyordu" dedi bana. Hergün yüzlerce kişi "Ne görev verirseniz razıyım" diyormuş... Aralarında, üniversite profesörleri, birkaç dil bilen genç profesyoneller de varmış... Bir de öğrenciler... Telefon ve e-posta ile ulaşıp "Katılmak istiyorum, telefon numaralarını verir misiniz?" diye bizlere soranlar bile çıkıyor. İlgi böyle devam ederse, kurucular kurulu, yenilikçileri Türkiye'nin en renkli partisi haline dönüştürecek zenginlikte oluşabilir... Abdullah Gül ve arkadaşlarına, Yeni Şafak'ın Ankara bürosundaki sohbet sırasında, "Aylığı 25 milyara kocaman bir bina kiralamaktan söz ediyorsunuz; bu değirmenin suyu nereden?" sorusu da yöneltildi. Ben bilmiyordum, meğer, Meclis'te 20 milletvekilinden oluşan bir gruba sahip hale gelen her yeni partiye Hazine yüklüce bir yardımda bulunuyormuş... "Üç trilyon kadar" dedi Abdullah Gül... Seçime girileceği zaman devlet yardımı üç misline çıkıyormuş... FP kapatıldığı gün kasada 1,5 milyon dolar kadar bir parası olduğunu bir yerlerden duyduğumu hatırladım... Kapatma kararıyla partinin hükmi şahsiyetinin sona ermesi aynı gün gerçekleştiği için o kadar paranın Hazine'ye iade edilmesi gerekmişti. Peki bu kadar büyük paralar Hazine'den yardım olarak veriliyorsa, neden parti teşkilâtları üç-beş kuruşu denkleştirmede zorlanıyor? Bu sorunun cevabını da bizim bulmamız gerekiyor galiba. Abdullah Gül, "Göreceksiniz" dedi, "Türkiye'nin her anlamda en şeffaf partisi biz olacağız; giren para, çıkan para, kim tarafından, nereye harcanmış, herkes bilecek..." Hazine yardımı grup kuran her partiye aynı yüklü miktarlarda yapıldığına göre, Recai Kutan'ın fazla tevazu göstermesi gerekmiyor; Saadet Partisi de, Hazine'den alacağı üç trilyon yardımla, istediği büyüklükte bir genel merkez binası kiralayabilir ve kalan parayı yeni partinin örgütlenmesi için harcayabilir... Anadolu'nun her tarafına gönder gönder bitmez o para... Katıldığım dâvetlerden birinde, hassas odaklardaki gelişmeleri izleyebilecek durumda bir dost, yolsuzluklarla mücadele konusuna önem veren çevrelerin yeni bir analizini aktardı. "Biz ufak bürokratlarla yorulurken, büyük vurgunu halkı temsil ettikleri için bu konularda en titiz davranması gereken kişiler yapıyor..." diyorlarmış... Kimi kast ettiklerini tam anlayamadım; ancak yorumcu dostum, "Parti liderlerinin hükmettikleri paralardan rahatsızlık duyulduğunu" lâf arasında ifade ediverdi... Bu tür konuşmaların yapılmasına da fırsat vermemek için partilerin şeffaf olmasında gerçekten yarar var. Helmut Kohl, yasalara aykırı olduğu halde partisine yüklü miktarlarda para yardımı yapılmasına göz yumduğu için siyasi mevkiini kaybetti. Jacques Chirac, Elize Sarayı'nda oturuyor, ama tatil gezisini bir şirkete ödettiği ithamlarına mâruz. Bizde paranın izini takip etmek bile imkânsız... Kimin eli kimin cebinde bilinmiyor. Bir ara, rakamlar da verilerek, "Türkiye'de siyaseti müteahhitler finanse ediyor" iddiası ortaya atılmıştı; bir lider çıkıp da, "Yalan, müteahhitlerden tek kuruş almadık, milletvekillerimize de aldırmadık" diyemedi... Yenilikçilerin partisinin 'şeffaf' olma iddiası önemli. Doğan Medya Grubu'nun gazetelerinde köşe başlarını tutmuş bazı yazarlar, gazete yöneticileri, Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağının kalkmasından hiç memnun olmadılar. Acaba neden? Ertuğrul Özkök, İtalya'da Berlusconi'nin seçim başarısından sonra, "Bizde de bir medya patronu neden başbakan olmasın?" temennisinde bulunmuştu, hatırlayacaksınız. Bence tam zamanı. 'Haydi Türkiye Partisi' kurulsun, Hürriyet'in, Milliyet'in yayın yönetmenleri, yazarları en mutena yerleri işgal etsinler... Bakarsınız halk, Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarını değil de onları işbaşına getirir ilk seçimde... Yeni partiler daha çok kalemimizi yoracak...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | İzlenim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |