|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Artık seçim tarihi kesinleşti: 3 Kasım 2002. Artık herşeyi, her siyasi davranışı belirleyecek olan ve herkes ve herşey için bir 'manyetik çekim alanı' oluşturacak olan tarih, 3 Kasım. Pek de aman aman bir süre kalmadı. Tam üç ay var. Seçime doğru çok karmaşık gözüken ve kişiler ve partilerarası başdöndürücü bir trafiği izlettiren 'siyaset sahnesi' aslında sanıldığı, görüldüğü ve gösterildiği kadar 'kaotik' değil. Çok daha 'basit'. Seçime az bir süre kala, seçmen eğilimleri bakımından, 'oranları' farklı olmakla birlikte 'sağlam' konumda sadece iki parti mevcut: Ak Parti ve CHP. Her ikisinin de, yüzde 10'luk seçim barajını aşacaklarına dair herhangi bir kuşku yok. Zaten, ortadaki 'kaotik trafik' de bu iki partinin böyle bir konuma yerleşmelerinden kaynaklanıyor. Bu iki parti dışında, herhangi bir partinin, 'seçilme' ve 'yeni parlamentoda temsil garantisi' kesin değil. Her iki partinin, baraj aşabilecek olmalarının gerekçesi, benzer nitelikte. Ak Parti ve lideri Tayyip Erdoğan, mevcut iktidarın ve 'siyasi yapı'nın perişan ettiği ekonomiden ve dışladığı toplumsal kesimlerin, 'duruma itirazı' ve 'öfkesi'ni galvanize ediyor. Keskin siyasal gözlemleri olan bir dostum, Ak Parti'ye artan ölçülerde ülke çapında yönelen 'teveccüh'ü 'yoksulların sandıkta intikamı' diye nitelendirmişti. Yakın geçmişte, Ak Parti'nin estirdiği rüzgarı, 1950'de DP'ninkine benzetenler dahi çıktı. CHP'nin -tüm farklılıklarına rağmen- Ak Parti'yi andıran 'barajı aşabilecek olma güvencesi' de benzer gerekçelerden kaynaklanıyor. Çünkü, CHP, bu son üç buçuk yılın 'günahları'na katılmadı. Dahası, 'yolsuzluklar' ve 'hortumculuk'la tanımlanan ve derinden birikmiş büyük halk öfkesinin nedenini oluşturan bu duruma hiç bulaşmadı. CHP'nin 'yolsuzluklar' ve 'hortumculuk'la herhangi bir ilişkisi olmadığı gibi, 'yolsuzluk'tan ötürü Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir hükümetin (55. hükümet) düşürülmesinde başrolü o oynamıştı. 'İstikrarı bozdu' diye 1999 seçimlerinde 'cezalandırılan' ve 'baraj altında kalan' CHP, şimdi 'haklı çıkmış' olmanın 'kozu'nu, bu kez 'ödüllendirilmek' için bu seçimlerde oynama imkanına sahiptir. Bu arada, CHP'nin 'kronik kurultaylar'dan yani bünyesini kemiren 'kanserojen hizipler'den temizlenmiş olması da dikkate değer. Bu iki partinin, çok yaklaşan seçimlerde 'baraj aşabilir' sağlam konumda bulunmaları ve buna ek olarak 'siyaset sahnesi'nde 'yeni yüz ihtiyacı', bugünlerde seyrettiğimiz 'siyasi trafiği' ve bu çerçevede 'Kemal Derviş faktörü'nü açıklıyor. Ak Parti, Kemal Derviş dinamiğinde doğrudan etkilenmiyor. Yani, 'merkez-solda birlik' diye bir sorunu yok. Bir başka sorunu var: 'İslamcı olmadığı'nı ısrarla vurgulamasına rağmen, Türkiye'nin 'etkin güçleri', -en azından şu dönem itibarıyla- buna inanmak eğiliminde gözükmüyorlar. Yani, Ak Parti, merkezin sağını kapsamış durumda ama 'merkez-sağ' gibi algılanmak istenmiyor; 'merkez-sağ' diye kendisini tanımlayanların -DYP dahil- 'baraj sorunu' ortada. O yüzden, 'siyaset sahnemiz'in o 'canibi'nde her türlü ilke vs. bir yana bırakılarak her türlü ittifak-birleşmeye yönelik, 'kontenjanlı pazarlıklar' trafiği alıp başını gidecek. Bütün bunların, Ak Parti'yi daha da güçlendirmesi ihtimali yabana atılır gibi değil; zira, bu trafiğe taraf olacak olanların büyük bölümü 'yolsuzluk-hortumculuk' fotoğrafının karelerini oluşturdular; Ak Parti ise estirdiği rüzgarı büyük ölçüde buna olan tepkiden elde ediyor. O 'canip'te, DYP ile MHP, ya barajın biraz üzerinde ya da biraz altında kalacağa benziyorlar; ANAP'ın işi, bu ikisine oranla biraz daha 'meşkuk'. Diğer 'canip'te, CHP sağlamda, DSP'nin hali 'hazin', YT'nin hali ise 'seçim prizması'ndan bakıldığında 'ne idüğü belirsiz'. Kemal Derviş'i, kendi başına bir 'dinamik' haline getiren bu 'sisli manzara'. CHP'yi etkileyecek olan, 'baraj' değil. Parti, durduğu yerde duruyor. Basit bir gösterge: YT, onca 'medya gazı' ile ortaya çıkalı beri, 81 ilde, 900 küsur ilçede, tek bir CHP il ve ilçe başkanı ya da yönetim kurulu üyesi, partisini terkedip YT'ye 'merkez ve merkez-sol'da yeni oluşum' heyecanı ile iltihak etmedi. Dolayısıyla, o 'canip'te meydana gelecek gelişmeler, CHP'nin 'oranı'nı etkileyecek. Bu, elbette önemli ama CHP'nin 'baraj şansı'nı ortadan kaldıracak etkide gözükmüyor. Oysa, diğerlerinin en başta seçilebilme ve varolma sorunu bulunuyor. Buna, günler geçtikçe Kemal Derviş de dahil olabilir. Kemal Derviş, 'kritik' bir 'kulvar'da koşmaya başlıyor. Ya 'sosyal-liberal sentezi'ne CHP'de bir 'platform' arayarak -ki, CHP buna kapalı değil- 'sinerjik etkisi'ni oraya yönlendirecek veya arayışlar içinde enerjisini yavaş yavaş tüketmeye başlayacak. Peki, onun liderliğinde YT'nin ve 'Dervişçi kadrolar'ın katılacağı yepyeni bir 'merkez oluşumu' meydana çıkamaz mı? Bir kısım İstanbul iş çevresiyle fazlasıyla içli dışlı kimi köşe yazarlarının her gün yazdıkları ve her gün değişen 'senaryo listeleri'ne bakılırsa, bu mümkün. Ama, bunların sürekli hatırlamayı ihmal ettikleri bir 'gerçek' söz konusu: Seçimler 3 Kasım'da yapılacak ve bu tür 'yeni' durumların tutması için gerekli zamanın bulunduğu pek şüpheli. Yani, bu olsa bile, Kemal Derviş'li bile olsa 'baraj garantisi' kesin sayılmaz; veya Kemal Derviş'i bir 'bölen' konumuna ve 'fraksiyoner sınırlar'a indirgeyebilir. Kemal Derviş'i, 'siyaset sahnemiz'de anlamlı kılacak olan, bugünkü işlevlerinin devam edebileceği, kendisinin de ifade ettiği gibi 'istikrarlı çoğunluk'un bir parçası olması yani 'iktidar erk'inde yer alabilmesidir. Bu noktada Kemal Derviş'i bekleyen bir başka 'tehlike'den söz edilmeli: Derviş, Türkiye'de 'merkez-sol'un niçin ayrıldığı ve niçin bir türlü birleşemediğinin arka planına çok hakim değil. Birdenbire, kendisini 'Dervişçi olmaktan başka çaresi kalmamışlar'ın, bir başka deyimle 'tutunamayanlar' ve 'kaybetmiş olanlar'ın arkasında sıralandığı bir 'fareli köyün kavalcısı' olarak bulabilir. 'Yeni sol' ya da 'yeni oluşum' gibi aldatıcı sloganların uyuşturucu etkisiyle, ağır bir 'bagaj' onun sırtına yüklenebilir. Kemal Derviş'in kendisi 'tüy gibi hafif', arkasına alacakları, aslında taşınması gerekmeyen bir 'ağır bagaj'. Tıpkı 'merkez-sağ canip'te Ak Parti'yi içine sindiremeyenlerin hali gibi, 'merkez-sol'da CHP'yi bir türlü içine sindiremeyenler, söz konusu 'temas trafiği'nde mütemadiyen hareket edip, bir 'kaotik trafik' görüntüsü veriyorlar. Tam da bu yüzden, YT'nin zaten gözden bir hayli düşmüş olan DSP'yi bir 'karpuz gibi' ortadan ikiye yararak ortaya çıkmış olması, Türkiye'nin bir 'siyaset gerçeği'dir ama 'siyasi istikrar arayış'ı açısından 'hayırlı ve yararlı' bir gelişme olmamıştır. Türkiye'nin önünün açılması, 12 Eylül-28 Şubat uygulamalarıyla 'anormalleşmiş' olan siyasi yapının 'normalleşmesi'yle mümkün olabilecek. Siyaset 'normalleştiği' ölçüde, 'makul çoğunluk', 'çağdaş çoğunluk' ve 'istikrarlı çoğunluk' gibi arayışlar sonuç verebilir. Bunu, ya seçimden önce bulursunuz, seçim sonuçları 'olumlu' biçimde etkilenir; ya da seçim sonuçları, bunu, bir 'acı ders' olarak mutlaka öğretecektir...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |