|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İGDAŞ'la ilgili bir davadan Kartal Özel Tip Cezaevi'nde yatan Turan İşcan, beraatle sonuçlanan mahkumiyetini kitaplaştırdı. Dinç Bilgin, Hayyam Garipoğlu, Cavit Çağlar gibi pek çok bankacının da bulunduğu Kartal Cezaevi'nde güncel olayları gün be gün izleyerek duygusal bir dille günlüğüne geçiren İşcan'ın birlikte kaldığı koğuş arkadaşları arasında Susurluk Davası'ndan mahkum edilen Özel Harekat Daire eski Başkanvekili İbrahim Şahin'in yanısıra Gülay Aslıtürk'ün adının karıştığı iddialar nedeniyle tutuklanan Muhammed Ciğer de bulunuyor. Yazar hem kendi hapishane hayatını, hem mahkumların ve gardiyanların psikolojileriyle ilgili gözlemlerde bulunuyor. Mavi Nokta yayınlarından Hapislik Düşünceler ismiyle yayınlanan kitabın tamamı 8 Ocak-19 Nisan 2002 tarihleri arasında Kartal Cezaevi'nde yazılmış. Kapı açıldı ve Şahin girdi! Şubat'ın 28'iydi. Akşamüstü koğuşun kapısı şangırtıyla açıldı ve içeri elinde eşyalarıyla İbrahim Şahin girdi. Bir gün önce cezaevinin babacan savcısının koğuşa gelip ima etmesiyle anlamıştık geleceğini.. Ben İbrahim Şahin'in sağlığını merak ediyordum. Geçirdiği kaza kısmi bir hafıza kaybına, kulaklarının duymamasına, konuşmasının yavaşlamasına ve ayaklarının eskisi gibi sağlam basamamasına sebep olmuştu. (...) Koğuşa geldiğinde de bu arızalarının devam ettiğini gördüm. Kulağında bir alet takılıydı ve bunun sayesinde ancak bir sesi duyuyordu. Bazı kelimeleri hatırlamak için hafızasnı zorluyordu ve ağır aksak kendi başına yürüyordu. Önceleri merdivenden yatakhaneye çıkıp inmesinden korkmuştuk, ancak yandan tutunarak bunu gerçekleştiriyordu. (..) İlk geldiğinde kızgındı. Kapıdan girdikten sonra askerin yapması emredilen şeyleri harfiyyen daha da fazla titizlikle yapmasından sinirlenmişti. Tabi biz de o yollardan geçtiğimiz için ne demek istediğini anlıyorduk. Moral vermeye çalıştık. Bir müddet sohbet ettik ve ona ikramda bulunduk. Sonra yatağını ve dolabını gösterdik. O zaman anladık ki bu babacan, kalender, alçakgönüllü ve milletini seven insana rahatsız olduğu bilindiği halde cezanın ertelenmemesi veya bir müddet verilmesi imkanı tanınmaması ikinci bir haksızlıktı. DHKP-C'liler ya saldırırsa! İbrahim abinin gelişinden 3-4 gün sonra yandaki koğuşa bir DHKP-C'li kadın mahkum verdiler. Yalnız kalıyordu, ama her gün sabah akşam belli saatlerde slogan atıyor ve uzaktaki koğuşlarda bulunan arkadaşlarıyla tane tane bağırarak haberleşiyordu. Koğuştaki arkadaşlar ve ben tabi bu durumdan rahatsız olduk. Gayri ihtiyari koğuşta 24 saat uyanık biri olurdu. Bir gün kapı geç kilitlendi diye yataktan kalkıp gelen bir arkadaşım kapıyı dövüp gardiyana kapıyı niçin geç kilitlediğini sorması herkesin buna dikkat ettiğinin bir göstergesiydi. Ben biliyordum ki İbrahim abi daha huzursuzdu. Hastane taleplerine bir türlü cevap verilmemesi huzursuzluğunu bir kere daha artırdı. "Cavit Bey, Dinç Bey kadar bile mi hatırı yok?" (..)İbrahim abi nihayet hastaneye gidebildi. Onu götüren gardiyan mahkum revirine koyduk dedi. Yani gene demirkapılı, sürgülü kapıda askeri olan tecrit edilmiş alana. Yahu bu adamın hiç mi Cavit Bey, Dinç Bey gibi itibarı yok? Parası olmasa bile, sadece bir emekli maaşıyla geçinse bile bu ülke için çarpan yüreği vardı. Bu çarpan yüreği sorgulatmanın, bu memleketperver benliği yıpratmanın ve bu şerefli insanı ezmenin manası ne? Yoksa bütün bunları gösteren ilahi takdir miydi? Morali bozuktu
Görüş için ailesi gelmişti. Görüşten döndüğü zaman morali çok bozuktu. Kendisine gelen measjlar bile moralini bozmuyor, her gün gazetelerden notlar alıyor. Kim bilir bunları, şunları onları yazarım bir gün diyordu. Şimdilik gündelik notlarını almakla, hafıza kaybından dolayı aklına gelmeyen kelimeleri, başlıkları hatırlamaya çalışmakla vaktini geçiriyordu.
|
|
|
|
|
|
|