T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Mustafa Karaalioğlu toplu seyirleri!

Şükür; sıcağa, güneşe, rutubete, cereyana yenilmeden elbirliğiyle sandığı Türkiye'nin önüne getirdik! ama sanılmasın ki yaz günlerini sadece politika peşinde koşturarak geçiriyoruz. Her ne kadar, daha tatilin yüzünü görmediysek de İstanbul'un imkanları elverdiğince, hiç olmazsa geçen günlere derkanarımız olmuyor değil. Neyse ki talihimiz konserlerden epeyi açık. Bu yaz yolumuz sık sık Harbiye Açıkhava Tiyatrosu tarafına düştü. Siyasete inat, ekonomiye nazire, cazdan popa, Faithfull'dan Sertab'a kadar her telden, her dilden dinleyebildiğimiz kadar müzik dinledik. Dinledik, çoğul yani... Dostlarla...

Bu sene, her şey vardı ama cazdan yana şansımız pek yaver gitti...

Bizim muhitte caz denildiği zaman tartışmasız, tek büyük otorite Mehmet Ocaktan'dır. Üstad, hangisinin biletini ayarlamışsa, bizim de görüp görebileceğimiz onun seçtiği konserdir. Akla hemen, keyif içinde konserden konsere koştuğumuz falan gelmesin, çünkü, bu caz konserleri bazen fevkalade sıkıcı da oluyor. Hele, enstrümantal performanslara karşı ezeli alerjisi olan bendenizin; saksafon, davul, piyano ve gitar sultasına isyan ettiğim ama elimden bir şey gelmediği anlar tam bir işkencedir. Yine de, efendilik ve karizmayı aynı çehrede birleştiren Jan Garbarek'in konserinde bu konuya aldırmadım ama, Kenny Garett üstadın hatırı olmasaydı "Charlie Parker'i Anma Gecesi" böyle sütliman biter miydi, garanti vererem...

Sıkıntı dediysek konserin sonlarına doğru peydah oluyor, öyle hemen oturur oturmaz değil. Benim için bunun tedavisi de konseri mümkün olduğu kadar kalabalık gruplarla izlemek. Faydası oluyor, insan ister istemez kendini sanatsal rekabet içinde buluyor. Sağ olsunlar her zaman da tanıdık eş dost, falan denk geliyor. Mesela, geçen yıl Nick Cave konserinde Cengiz Çandar'la Tuba Çandar vardı. Bu yıl ortalıkta yoktular. Görebildiğim kadarıyla bu yılın Ocaktan kadar devamlı izleyicileri Ali Bayramoğlu ile eşi Arzu'ydu. Açıkhava'nın aramızdaki en eski müdavimi olan Arzu Başaran'dan, o sahneden kimler gelip, kimlerin geçtiğini öğrenme fırsatını da bulduk.

Büyük isimler dinledik hepsinin yeri ayrı ama bu senenin en önemli müzik olayı, Marianne Faithfull konseriydi. Acizane biz de yine Ocaktan'ın davetlisi olarak, Almanya'dan Mikdat biraderin ve eşimin iştirakiyle oradaydık. Çok iyi bir konserdi çünkü, sadece saz değil, söz de vardı. "Rock'un kraliçesi"ni dinledik, alkışladık ve evimizin yolu tuttuk. Ama, ne kadar büyük bir sanat olayına tanıklık ettiğimizi konserden ancak iki gün sonra anlayabildik.

Herşeyin başı medya! İnsanın önemli bir iş yaptığını hissetmesi için de medyanın onayı lazım, vesselam. Herkes, nasıl büyük bir hayranlıkla, nasıl büyük bir övgüyle yazdı Faithfull'u... İş bu noktaya varınca, bari hatırası olsun diye konser biletini saklayalım dedik, ne birader ne de eşim oralı bile olmadılar. Elimde belge, yok ispatlayamam ama buradan ilan ediyorum ki, o gece Faithfull'u izleyen 3 bin şanslı Türk'ten biri de bendim.

Gelelim bizim konserlere... Kıraç, Sezen, Sertab, Yaşar.

Kıraç'ı maaile izledik, çocuklar bütün şarkıları ezbere biliyor. Demek ki, yeni bir repertuar yapmanın vakti geldi. Ama, şarkıları ne kadar yenilerse yenilesin başa Karahisar Kalesi'ni koymazsa da ayıp eder.

Yaşar.. Harika duygulu bir ses, ayrıcalıklı besteler ve derinlikli sözler. Kimsenin ona sıradan bir popçu muamelesi yapmaya hakkı yok. "Sözler aynı çıkmazlarda, sözler aynı sen. Dün birini gördüm yolda, gözler aynı sen." Böyle diyor. Artık, başka ne denir!..

Sezen Aksu bildiğiniz gibi. Bilmiyorsanız da tahmin edeceğiniz gibi. Garantili kalite, zeka, yaratıcılık ve beceri... O konser üzerinde fazla durmuyorum çünkü benim bu seneki konum Sertab Erener'dir. Fahir Atakoğlu ile birlikte sahne aldılar. Umurunda mıdır bilmem ama, o geceki canlı performansını izleyene kadar Sertab'a haksızlık yaptığımı itiraf ediyorum. Nedense, sesinden her zaman telafi edilemez bir detone hissi alıyordum. Bu yüzden Lal albümünden sonra Sertab Erener, benim için kadın vokallerden bir vokal, onlardan en fazla bir adım önde olan bir sesti. Artık kabul etmeliyim ki, öyle bir şey yok. Sadece önemli bir sanatçı değil, "bir turna olsam..."la başlayan şaheserin öncesinde, "aramızda Lal'ciler var, hissediyorum" cümlesinin tartışmasız bir muhatabı olarak söylüyorum ki Sertab, aynı zamanda ne yaptığını çok iyi bilen büyük bir ses.

Cazdan popa gezindik ama, malum meşkimiz hep klasik musikide demirli duruyor. Bu vesileyle, Mehmet Barlas'ın geçen gün köşesinde bahsederek iştahımızı kabarttığı ve tek nüshası kendi arşivinde olan Avni Anıl besteleri kasetlerini dört gözle beklemekte olduğumuza da yazmış olalım. İnci Çayırlı, Adnan Mungan ve Mithat Özyılmazel okumuşlar, çok güzel olmuş.

Mehmet Barlas öyle diyor. Kasetleri getirir de dinlersek herhalde biz de öyle deriz!


2 Ağustos 2002
Cuma
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED