T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Avşar, Yeni Türkiye ve şekerleme

Hülya Avşar Türk bayrağına hakaretten yargılanacak denilince, hiç ciddiye almadım. Zira Avşar kızının, balona, ayağıyla dokunmaktan öteye bir eylem içinde bulunmadığı âşikârdı.

Ama şu işe bakınız ki, galiba incir çekirdeğini doldurmayan bir sebebten dolayı hâkim karşısına çıkacak.

Hülya Avşar'ın bu olaya canının sıkıldığı anlaşılıyor. Oysa "her attığım adım ses getiriyor" diye sevinebilirdi de.

Ne de olsa meyvalı ağacı taşlarlar.

Madem sözü Avşar'dan açtık, onun politik eğilimleri ile sürdürelim. Hülya Hanım, İsmail Cem'in Yeni Oluşumu'na ilgi duyduğunu söylüyor. Galiba teklif bile almış.

Hülyalı bir Parlamento'da, milletvekillerinin hiç aksatmadan Genel Kurul'a geleceğini tahmin etmek zor değil.

Saçayağı topal

Meclis 3 Kasım'da yenileniyor. Her ne kadar kamuoyu araştırmaları ipucu veriyorsa da, hangi partilerin barajı aşacağı meçhul.

Derviş, ABD'den döndü ve İsmail Cem-Hüsamettin Özkan ikilisine en büyük darbeyi "Görevimin başındayım" sözleriyle vurdu.

Üçlü sacayağı topal kaldı.

Derviş, iki yol seçebilir:

1) Solda birlik için bir süre gayret sarfettikten sonra, başaramazsa, ya Yeni Türkiye Partisi'ne, ya CHP'ye girer.

2) Siyasetten tamamen çekilir. Seçim sonrasında gene teknokrat olarak -arzu edildiği takdirde- hizmet verir.

Bu arada, Yeni Türkiye'ye katılması için, onu ikna etme çabaları, yoğunluk kazanacaktır.

Acaba Derviş, baskılara dayanabilir mi?

Derviş'in solda birlik teşebbüsünün sonuç vermeyeceğini hemen kaydedelim. Hele bazı köşe yazarlarının gündeme getirdiği bir formül var ki, o hiç yürümez: Baykal ve Cem'in, Derviş lehine koltuklarını bırakmalarını istiyorlar. Zaten liderlerdeki koltuk tutkusu olmasaydı, siyasetin önü bu kadar tıkanmazdı.

Ayrıca Baykal, yüzmüş kuyruğuna gelmiş. Bütün şöhretler partiden uzaklaşmış. Baykal tek başına CHP'de egemenliğini kurmuş. Hizip, çekişme kalmamış. Hiç bunca yılın mücadelesini Derviş uğruna harcar mı?

Toplum mühendislerinin ayağı yere basmıyor.

AB yasaları

Avrupa Birliği yasaları, tek bir kanunun maddeleri halinde düzenlendi. Meclis'ten kısa sürede çıkacağına inanıyoruz. Böylece "Seçim kararı alınırsa, Meclis çalışmaz" iddiasının ne kadar aldatıcı olduğu da anlaşılacaktır.

Peki bugüne kadar hükûmet niçin böyle bir paket hazırlayıp sunmadı?

Sebebi ortada: Hükûmetteki uyum, Avrupa Birliği üzerinde tutuldu. DSP ve Anap, MHP zihniyetine teslim oldu.

Demokratikleşmenin önündeki ikinci engel, haksız rekabetin sürdürülmesi eğilimiydi.

Sözgelimi, Anayasa'nın 69'uncu maddesi, Fazilet Partisi'nin kapatılmasını engelleyecek biçimde, değiştirilmedi. "Demokrasilerde parti kapatılması doğru değil" diyenler, FP'nin kapatılmasını engelleyecek hukuki düzenlemeleri yapmaktan imtina ettiler.

312'nci maddenin yeniden düzenlenmesi yıllardır geciktirildi. Orada da amaç, güçlü bir rakip olan Tayyip Erdoğan'dan kurtulmaktı.

Bir mini-demokrasi paketi hazırlandı; ama milletvekili niteliklerini sıralayan 76'ncı maddeden, "ideolojik ve anarşik eylemi tahrik ve teşvik suçundan cezaya çarptırılmış olanlar, affedilseler bile milletvekili seçilemezler" hükmünün çıkarılmasına mâni olundu. Zira böyle bir değişiklik, Tayyip Erdoğan'ın işine yarayacaktı.

Milletvekili Seçimi Kanunu'nda yer alan ve 312'den mahkûm olanların affedilseler bile milletvekili seçilemeyeceğini öngören 11'inci madde kaldırılsa, AK Parti Genel Başkanı rahatlayabilir. 312'nci maddenin muhtevası değiştiğine göre, en azından 11'inci maddenin yeniden düzenlenmesi gerekiyordu. Ama aksine, demokrasi lâfını ağızlarından düşürmeyenler, 312'den hüküm giyenlere, memnu haklarının hiçbir zaman iade edilmemesini öneren bir kanun teklifi hazırladılar. Meclis, af yoluyla dahi 312'den mahkûm olanların önlerini açamıyordu; yargıç da memnu hakları iade etmemeliydi.

Ne büyük samimiyetsizlik değil mi?

Bugün AB uyum yasalarıyla ortaya çıkan Anap, son ana bırakmayıp, RTÜK'ün değişmesine gösterdiği özeni burada da sergileseydi, Türkiye çoktan, müzakereleri başlatacak bir konuma gelmiş olurdu.

Siyaset için sanatçılara teklif götürmeye lüzum yok. Bizim siyasetçilerin bazıları çok daha iyi rol yapıyor.

"Nankör kediler"

Erken seçim Hüsamettin Özkan ve arkadaşlarının vefasızlığı sayesinde gerçekleşiyor. Eğer bu kişiler "Nankör kedi" olmasalardı, DSP bölünmeyecekti. Ecevit'in sözünün ağırlığı kalacaktı. MHP lideri Bahçeli, "Ecevit ve MHP'siz formülün" önünü kesmek için erken seçim ilân etmeyecekti.

Türkiye'nin önünü "Nankör kediler" açıyor. Bu da bir başka çelişki.

Saadet Partili Aslan Polat, erken seçim görüşmeleri sırasında DSP sıralarına dönerek pek güzel söyledi:

"Parlamento açıldığı gün 'Dışarı, dışarı' diye bağırıyordunuz. 3 Kasım'da millet sizi 'dışarıya' gönderecek. Lideriniz 'RP'yi kapatmak yetmez, kökünü kazımalı' diyordu. Şimdi, sandıkta sizin kökünüz kazınacak."

Ecevit'in kendisinin ve partisinin bu kadar ağır darbe yemesi, bir ilâhi tecellidir.

Merve Kavakçı'yı Meclis'ten kovmak üzere milletvekillerini örgütleyen Ecevit, itibarının sıfırlandığı bir noktaya geldi.

Tantan'ın DSP'ye gireceğinden söz ediyorlar. Ama, Ecevit'i Tantan bile kurtaramaz.

Baraj üstünde kalmak için tek umut, partinin, ya 9'lara, ya Derviş'e teslim edilip, Ecevit çiftinin ayrılmasıdır.

Eskiden Ecevit'in kendisi umuttu. Şimdi gitmesi "umut" oldu!

Genç liderler uyukluyor

Yeni Türkiye, DSP'yi "topal haliyle" bile aşar.

Ama bilinmez, bir bakarsınız Ecevit, Cem'in "Hülya Avşar" kozuna karşı, "Gülben Ergen" kozunu çıkarmış ortaya.

Oyları siler süpürür mü dersiniz?

Şaka bir yana, "genç lider" diye takdim edilen Cem'in ihracatçılar toplantısında, TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu'nun omzuna yaslanıp, uzun uzun uyuması, Hisarcıklıoğlu'nun diğer tarafında bulunan Mehmet Ali Bayar'ın da aynı anda, hafif şekerleme yapması, "sıcak ve yorgunluk" gibi gerekçelerle hafifletilmeye çalışılsa bile, umutları kıran bir manzara oluşturdu.

Mamafih bu manzara, Habertürk ve Star gazetesi haricinde kamuoyuna yansıtılmadı; "otosansür" işledi! Ama gören gördü.

Belki Hülya Avşar da gördü. O, zaten "İllâ Derviş" diyor, Cem'i ikinci sıraya koyuyordu.

İhracat gibi önemli bir konu tartışılırken uyuklayan, uyuyan bir lider...

Herkes yoruluyor ama başını yanındakinin omzuna dayayarak uyumuyor. Üstelik Cem, hafta sonu da Antalya'ya tatile gitmişti.

Büyük umutlarla kurulan troykanın, bir ayağı (Derviş) koptu; diğeri uykuya daldı! Meydan Ecevit'in "Nankör kedisi" Hüsamettin Özkan'a kaldı.


2 Ağustos 2002
Cuma
 
NAZLI ILICAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED