T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İslam ve Batı Medeniyetleri

Cuma yazımızın son kısmı eksik basılmış, paragrafın tamamı şöyle olacaktı: "AMERİKA'da yayınlanan National Review dergisi, Batı idealleri için savaşan Türkiye'ye destek vermenin ABD ve Avrupa Birliği için bir borç olduğunu yazdı. TÜRKİYE'nin Batı adına İslam teokrasisine karşı mücadele ettiğini ifade eden dergi, İslamcılar'ın önünün kesilmesini, İsrail'le işbirliğinin teşvik edilmesini istedi." İmam Hatip Liseleri'nden mezun olan gençlerin istedikleri üniversitelerde yüksek öğrenimlerini yapmalarına izin ve geçit vermeyenler bunu, "İslamcılar'ın önünü kesmek" üzere yapıyor olmalılar.

Bugünkü yazıda işte bu son paragrafı biraz genişletmek istiyoruz.

Amerikan National Review dergisi, Batı idealleri için sürdürülen savaşta Türkiye'ye desteğin, Avrupa ve Amerika için borç olduğunu yazdı. Dergide, "Türkiye'ye Borcumuza Karşılık Şükran" başlığı ve Ami Horowitz imzasıyla yer alan yorumda, 11 Eylül'ün, Batı demokrasisi ve "İslam teokrasisi" modelleri arasındaki keskin ayrımı ortaya çıkardığı, Türkiye'nin de Batı demokrasisi ideallerine dayalı bir ülke ve hem ABD'nin, hem de AB'nin en önemli müttefiki olduğu belirtildi. Yorumda, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana Türkiye'nin, Batı dünyasının yanında yer aldığı, şimdi de terörizme mücadeleye destek verdiği, desteğinin, Irak harekatı için kilit önem taşıdığı bildirildi. İran'ın, bölgeyi İslam'a yönlendirmek için milyonlar harcadığı ve Türkiye'nin tek başına bu tehdide karşı durduğu ifade edildi.

Batı medeniyeti Yahudi-Hristiyan dinine, Grek-Roma mirasına, sekülerlik ve demokrasi ilkelerine dayanıyor. Başka alanları da etkileyen çağdaş düzenlerinin adı da liberal kapitalist düzendir. İslam medeniyeti, Hz. İbrahim'den beri aynı isimle devam eden İslam vahyine, tevhid (Allah'ın birliği, tek mabud oluşu, bütün insanların tek unsurdan yaratıldığı ve yaratılış bakımından eşitliği, din ile dünyanın birbirinden ayrılamayacağı ve her ikisine ait bilgi ve talimatın aynı kaynaklardan alınacağı) gerçeğine, Allah'ın yarattıklarının insanlara emanet edildiği ve onlara şefkatle muamele etmek gerektiği esasına dayanmakta, "yöneticilerin seçimle işbaşına gelmeleri, danışma yoluyla yönetmeleri, yönettiklerine hesap vermeleri, başarısızlık veya ehliyetin kaybı halinde emaneti ehline teslim etmeleri" şeklinde özetleyebileceğimiz siyaset usulünü içermektedir. İslam ile Batı medeniyetlerini ayıran farkın "demokrasi ve teokrasi" farkına indirgenmesi bilgisizlik (cehalet) değil, bilmezden gelmektir (tecahüldür). Fark çok daha geniş ve derindir. İslam medeniyeti geçmiş asırlarda iyi bir imtihan vermiş, insanları geliştirip mutlu edebileceğini, dünyaya huzur, adalet ve hürriyet getirebileceğini ispat etmiştir.

Çağdaş Batı medeniyetinin karnesine bakıldığında görülen manzara şudur: Önce sömürgecilik şimdi ise küreselleşme yoluyla dünyayı sömürmek, yoksulların ve zayıfların bu durumlarından istifade ederek gücünü ve servetini arttırmak; emanet olan tabiatle hemhal olacak yerde ona hakim olmaya kalkışarak kirletmek, tüketmek, bozmak; hesaba gelmez servetin ve canın heba olmasına sebep olan iki dünya savaşı, Batı ve Doğu için ayrı insan hakları anlayış ve uygulamaları, çifte standart; insanın aşkın boyutunu yok etmek, onu dünya hayatına mahbus, nefsin arzuların mahkum kılmak, aklı ve iradesi olmayan canlıların derekesine indirmek, bu son düşüşün tabîî bir sonucu olarak ensest ilişki ve cinsel sapıklığın yayılması, aile bağlarının gevşemesi, insanın yalnızlaşması...

İslam'dan hareketle ortaya konabilecek siyasi sistemin teokrasi olması mümkün değildir; çünkü Peygamber'den başka hiçbir beşer Allah'tan vahiy (bilgi ve talimat) alamaz, her bir insan isabet ve hata edebilir, kendi siyasi, dini, ictimai, ekonomik... görüşünü (düşünce ve ictihadını) Allah'a izafe edemez (bu dindir, Allah buyruğudur diyemez), siyasi otoritesini Allah'tan veya aşkın bir kaynaktan alamaz; idare edilenlerin rızasından (seçme ve bey'at etmelerinden) alır, Allah'a itaat etmek ve onlara hesap vermek mecburiyetindedir.

Batı demokrasilerinin ayrılmaz unsuru seküler oluşlarıdır; Allah'ı ve dini siyasete, dünya işlerinin idaresine karıştırmazlar (zaten Allah'tan vahiy yoluyla alınmış ve korunmuş bir dinleri de yoktur); böyle olunca da idareciler -haşa- tanrı olur, çıkardıkları kanunları, aldıkları kararları insanlara dayatırlar. Temsil bir aldatmacadan ibarettir, siyasi otoriteyi sermaye belirler, yönlendirir ve halka illüzyon yoluyla kabul ettirir.

Türkiye yukarıda özelliklerini ve marifetlerini özetlediğimiz Batı uygarlığını kendi halkına dayatmak, benimsetme amacıyla iki asırdır mücadele vermek, "Batı idealleri için savaşmak" yerine keşke dünyaya, insanlığın muhtaç olduğu İslam medeniyetini çağdaşlaştırarak sunabilseydi.

Türkiye şimdi -çaresizlik içinde- AB'ye giriyor. AB'nin idealleri İslam'ın idealleri ile örtüşüyor mu? Örtüşmüyorsa Türkiye bu idealleri etkileyebilecek, insanlığın hayrına yöneltebilecek mi? Yoksa kendisi de bu idealleri sorgulamadan benimseyecek ve "ötekilere" zulmederek kendini "kurtarmanın" yoluna mı koyulacak? Bu günlerde her aklı, imanı ve vicdanı olanın düşünüp cevap bulması gereken sorulardır bunlar.


4 Ağustos 2002
Pazar
 
HAYRETTİN KARAMAN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED