T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Demokrat bir Meclis

"Tekrar ediyorum, mesele hakikaten gayet mühimdir. Alem-i İslâmda daha şimdiye kadar böyle bir inkılap vaki olmamıştır. Değil âlem-i İslâmda, belki küre-i arzda vaki olan inkılabatın en büyüğü, en mühimidir."

İfade farklılığını bir tarafa bırakırsak, bu sözler, Meclis'in geceli-gündüzlü çalışarak çıkarmayı başardığı AB ile uyum yasaları üzerine dinlediğiniz konuşmalara çok benziyor, değil mi? Hürriyet, "Avrupa için dev adım: Bu Meclis tarih yazdı" diyor... Diğerlerine bakalım: "Meclis'te 406 cesur adam Türkiye'ye AB kapısını açtı" (Sabah). "Meclis'ten tarihi adım" (Milliyet). "Meclis adına yakışır biçimde çalıştı, tartıştı ve Türkiye'nin önünü açtı" (Radikal)...

Meclis'in AB ile uyum yasalarını görüştüğü saatlerde, ben de, tarihte yolculuğa çıkmış, Cumhuriyet'i kuran kadronun zihin dünyasına girmiştim. Bunu bana sağlayanlara gerçekten teşekkür borçluyum. İnsan, devletinin nasıl kurulduğunu ikinci el kaynaklardan öğrenecek yerde, kurucuların kendi sözlerinden aracısız okuyunca bazı gerçekleri daha iyi görüyor... Yukarıdaki cümleler, hilâfetin kaldırılması tartışılırken yapılan bir konuşmadan...

Okuduğum kitabın adı "CHP Grup Toplantısı Tutanakları 1923-1924". Yücel Demirel ile Osman Zeki Konur yayına hazırlamış, önsözü Prof. Mete Tunçay kaleme almış, İstanbul Bilgi Üniversitesi de büyük bir titizlikle yayımlamış. 600 küsur sayfalık dev bir eser. (Tel.: 0212-217-2862; e-posta: yayin@bilgiyay.com).

Muhataralı günler... Savaş bitmiş, şimdi iş yeni bir devlet oluşturmaya gelmiş... Düşmana karşı yürütülen savaşta bir ve beraber olan insanlar ileriye bakarken yek vücut görünmüyorlar... Herbirinin değişik özlemleri, beklentileri, endişe ve kaygıları var. Bazı hassaları kaybederken veya 'yeni' diye sarılınan özellikleri benimserken "Daha fazla, daha fazla" diyenler de var, "Çok ileri gidiyoruz" endişesini dile getiren de...

AB ile uyum yasalarının tartışılması sırasında bazılarının benimsediği üsluba bakıyorum da, İlk Millet Meclisi'nin parti grup toplantısında yapılan konuşmalar daha cesur ve düzeyli geliyor. Lozan barış görüşmeleri sırasında heyet-i vekile reisi (başbakan) olan Rauf Bey, sözünü sakınmadan, "Cumhuriyet'i erken ilân ettik" demiş bir gazeteye. Partisinin milletvekilleri konuyu grup toplantısına getirmiş ve kendisini sigaya çekmişler...

Kitapta tutanakları asli ifadeleriyle sunulan Halk Fırkası grup toplantılarından birinde, İsmet Paşa'nın, parti içinde kendisine karşı ayak oyunları yapıldığı yolundaki şikâyeti görüşülmüş... O toplantıdan İsmet Paşa'nın başında bulunduğu hükümete güvenoyu çıkmış, ama muhalefet ataklarını sürdürmüş... Önce cumhurbaşkanına (Mustafa Kemal Paşa) Meclis'i fesih ve kanunları veto yetkisi vermemiş... Sonra da, Meclis'in bu tavrını gazetesinde kıyasıya eleştiren Yunus Nadi'yle ilgili görüşme açmış grupta...

Halk Fırkası grubu, "Yahu, savaştan yeni çıktık, pis konuları deşmeyelim" dememiş, yolsuzluklar ve yetersizlikler de kürsüye taşınmış... Aşar ve bütçe sorunları, demiryollarının devletleştirilmesi gibi konular da o dönemde tartışılmış; dahası, eleştiriler kelle almaya kadar da gitmiş... İnsan okurken, 'demokrasi' sözcüğünün tedavülde bulunmadığı bir dönemde, yeni kurulan devletin tek partisinin içindeki demokratik tartışmalara, İlk Meclis sırasında sergilenen 'parti içi demokrasi'ye hayranlık duymadan edemiyor... Kısa sürdüğünü bilse bile...

"Hilâfet kaldırılsın mı?" tartışması sırasında "Kaldırılmasın" tezini savunanlar da çıkmış sözgelimi; ya da Osmanoğulları hanedanıyla hilâfet kurumuna aşırı çatan bir hocaya, bir başka 'mebus', "Ama daha önce hilâfeti tecviz etmiştiniz" diye çıkışabilmiş... Siirt mebusu Halil Hulki Efendi adlı hoca, çıkışmaya, "Rica ederim, tecviz etmedik, ama öyle oldu" cevabını verince, aynı itirazcı (Eskişehir mebusu Abdullah Azmi Efendi), "Kanaat bir türlü olur iki türlü olmaz Hoca Efendi" diyebilmiş...

O demokratik dönemin sonunun nasıl geldiği de kitabın sayfalarında gezerken görülüyor. İsmet Paşa hükümeti, parti içi muhalefetle başa çıkamayacağını anlayınca, devreye kimsenin tartışmadığı Mustafa Kemal Paşa'yı (o sırada henüz Atatürk soyadını almamıştır) sokmuş... 1924 sonuna doğru (16 Eylül 1924), "Ben bîtaraf değil, tarafım" deyivermiş Mustafa Kemal. 9 Kasım'da Rauf Bey partiden kopmuş, onu başkaları izlemiş... Halk Fırkası'nın başına 'Cumhuriyet' sözcüğünün eklendiği son grup toplantısı bu havada yapılmış... Cumhuriyet'in ikinci siyasi partisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nın kuruluşu bu gelişmelerden bir hafta sonra, 17 Kasım'da...

Mete Tunçay'ın hâlâ aşılamamış "T.C.'de Tek Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931" adlı araştırmasını (1981; Tarih Vakfı Yayınları'ndan basımı 1999) okumuş olanların iyi bildiği ayrıntılar olmasına rağmen, tutanak metinlerini okurken yine de çok etkilendim. Sebebi, dikkatimi eşzamanlı olarak Meclis'teki AB'yle uyum yasalarının görüşülmesine vermemdi sanırım. Osmanlı ailesinin fertlerini, erkek-kadın damat-gelin yurtdışına çıkarmakla igili yasa maddesi tartışmalarını okurken, bazen, "Televizyondan bugünkü Meclis'teki idam tartışmasını mı izliyorum yoksa?" diye düşünmeden edemedim.

Okunması gereken bir kitap bu.


4 Ağustos 2002
Pazar
 
TAHA KIVANÇ


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED