T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Hedefiniz büyük olsun büyük hedefi olanlarla çalışın

Önceki gün yazdığım "Bir bilen kişinin yararlı öğütleri" başlıklı yazım beklemediğim kadar ilgi çekti. Radyolar arayıp yazıdaki nasihatlerle ilgili sorular sorup okuyucularına aktardı. Bazı radyolar yazının tamamını yayınladılar. Arkadaşlarım arayıp tebrik ettiler ve "Şu mutfakta hanıma yardım konuları olmasa yazıyı hanıma da okutacaktım" diyenler bile çıktı. Velhasıl iyi ve olumlu tepki aldım. Madem okuyucular böyle yazı istiyor bugün yine böyle bir yazı yazacağım.

Biliyorsunuz ben 40 yıllık gazeteciyim. Gazetecilik yaşamıma 1962 yılında Malik Yolaç'ın sahip olduğu Akşam Gazetesi'nde yurt haberler servisinde başladım. Sadece 1963- 1968 yılları arasında üniversite öğrenimi nedeniyle ara verdim. 1968 yılında Haldun Simavi'nin çıkardığı Günaydın Gazetesi ile yine gazeteciliğe döndüm..

40 yıllık gazeteciliğimin 35 yılı yöneticilikle geçti. Son 16 yılında ise ya Genel Yayın Yönetmenliği ya da Yayın Grubu Başkanlığı yaptım. Bu süre zarfında edindiğim tecrübeleri ve işe yarar iyi izlenimleri zaman zaman sizinle paylaşacağım.

Yöneticilik yaparken işe girmek için başvuruda bulunanlarla bizzat ben ilgilenirdim. Sorduğum bir soru vardı; "5 yıl sonra ne olmayı düşünüyorsun" derdim. Verilen cevap o insanın iyi gazeteci olup olamayacağının bir aynası oluyordu.

Eğer, "Çok iyi bir muhabir olacağım" derse anlardım ki, içinde bir hırs, bir heyecan yok. Önüne bir hedef koyarak kendi hayatını daha yukarılara çekmeyi düşünmüyor. Böyle kimselerle çalışmazdım.

"5 yıl sonra yazı işleri müdürü olacağım" ya da "Ben burada 5 yıl içinde haber müdürü olurum" diyenleri, hem "rahatlığı" hem de "hedefi olduğu" için işe alırdım.

"Siz kızacaksınız ama 5 değilse bile 10 yıl sonra sizin yerinize geçip genel yayın müdürü olacağım"diyen bir arkadaşımı, "hemen işe başla"diye gazeteye aldım ve gerçekten de kendisini kısa bir süre sonra yazı işleri müdürü yaptım. O zat halen iyi bir gazetenin genel yayın müdürü. Benim yerime geçemedi ama bir başka gazeteye genel yayın müdürü oldu.

Ben de hayatımda hep kendime hedefler koydum ve gazetecilikte en alttan gelip "gazete sahibi" olan birkaç gazeteciden biri oldum. Gazete yönettiğim zamanlarda sık sık bütün çalışanlarla hep birlikte toplanır ve onların hedeflerinin ne aşamada olduğunu tartışırdık. Gazete sahibi olunca da aynı yöntemi uyguladım.

Bir toplantıda, çalışanlardan biri, "Efendim siz muhabirlikten gazete patronluğuna geldiniz. Artık başka bir hedef kalmadı. Şimdi neyi hedefliyorsunuz?" diye sordu.

"Şimdi" dedim, "Çok daha iyi bir gazete yapıp çok para kazanmak ve kendime tamamen bilgisayarla çalışan bir yelkenli almak istiyorum" dedim. Gerçekten de hedefim oydu ama ne para kazanabildim ne de tekneyi alabildim. 1994 krizinde de gazeteyi satmak zorunda kaldım.

Benimle çalışanlara söylediğim bir söz daha vardı. "Mutlaka ufku geniş olan, çıtayı yüksekte tutmak isteyenlerle çalışın. Yoksa olduğunuz yerde kalır, siz de zamanla ona uyarak tembelleşirsiniz" derdim.

Gerçekten de yöneticinin bir "lider" olması ve bütün ekibi kendi peşinden yukarılara çekmesi gerekir. Hem "hedefi olan" çalışanlar, hem de "hedefi olan" çalıştıran bir araya geldi mi, o işletme her zaman başarılı işler yapar.

Zaten "kendine hedef koyan" bir çalışan, yöneticisinde geniş ufuk ve hedef göremezse ya o işten ayrılır ya da o müesseseye hiçbir şey veremez. Çünkü getireceği bütün öneriler, yöneticisinden daha iyi düşündüğü için, "küçük hedefli ve küçük hesaplı" yöneticiler tarafından rafa kaldırılır. O çalışanın da bir süre sonra bütün heyecanı ve hırsı yok olur.

Zaten aşağıdaki dizeler de sanki böyle yöneticiler için söylenmiştir.

Necabet mi verir bed asla üniforma

Zerduz palan ursan da eşşek yine eşşektir.

Yani aslı kötü olana üniforma neciplik, asalet mi verir. Semerinin altına altından yapılmış örtü örtsen de eşek yine eşektir.

Bir de eskiden çok başarılı ve verimli olan ama zamanla bazı yöneticiler tarafından kadr-ü kıymeti bilinmediği için bir kenara atılmış gazetecilere hemen iş teklif eder ve onun o "yeniden başarma ve kendini kanıtlama hırsından" yararlanırdım. İşte böyle haller için de şu dizeleri kullanırdım:

Yere düşmekle cevher

Sakıt olmaz kadr-ü kıymetten.

Yani mücevher yere düşünce kıymetinden kaybetmez.

Bugünlük bu kadar yararlı olduysam sevinirim. Dün yüzde 80'ini yapamadığım öğütleri yazmıştım. Bugün de yaptıklarımı yazdım. İnşallah yararlı olur.


31 Ağustos 2002
Cumartesi
 
CAN AKSIN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED