|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tayyip Erdoğan'ın çocuklarının bursla okuması, iki açıdan mesele yapılıyor: 1) Bir siyasi parti lideri, işadamından nasıl destek alabilir? 2) Diğer genç kızlar başörtüsü yasağı yüzünden okuyamazken, o, çocuklarını nasıl yurt dışında tahsile gönderebilir? Kızlarını yurt dışında okutabildiği için "Başörtüsü öncelikli meselemiz değil" demekte, bencil davranmakta. Ahlâk dersi
Ahlâki açıdan kıyamet koparan bazı gazetecilere sormak isteriz: Piyasa rayicinin çok üzerinde, dolarla yüksek maaş almak, ilân edilen yayın ilkelerini çiğneme pahasına, siyaset mühendisliğine soyunmak, seçimleri el altından iptâl ettirmeye gayret etmek, gerektiğinde iş takip etmek ahlâki mi? 28 Şubat sürecinde Türkiye, yolsuzluklar ülkesi haline geldi. Bal tutan parmağını yaladı. Özellikle iki medya patronu bu yağmadan payını aldı. Şimdi toplum, o devrin baş sorumluları olan Mesut Yılmaz ve Hüsamettin Özkan'ı cezalandırıyor. Bu ikilinin medya patronunun desteğinde seçimleri iptâl ettirme telâşı buradan kaynaklanıyor. Rodos'taki buluşma, o istikametteki çabaları ele verdi. * * * Bu noktada Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu'nun nefis yorumuna değinmeden geçemeyeceğim. Malûm gazetenin yöneticisi, AK Parti'nin alacağı oyların 28 Şubat'a tepki gibi gösterilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, "Oylar, AK Parti'ye, yolsuzluklara ve bu yolsuzluklarla mücadele etmeyi başaramayan merkez partilere duyulan tepki yüzünden gidiyor" diye yazıyordu. İşte Ali Bayramoğlu o kişiye cevap veriyor: "Yolsuzluğun yanına yoksulluğu eklemek gerekmez mi? Ya da toplumdaki her geçen gün fiilen artan ve sembolik olarak basın tarafından insanların kafasına kakılan kültürel ve ekonomik uçurumları? Örneğin tekel düzeni altında ezilen Anadolu sermayesini... Örneğin sayısı onbinlere varan tesettürlü öğrencileri. Veya merkez basının, bizzat bu yazarın eliyle şirazesinden çıkarılmış, tarihin gördüğü en büyük etik sorunlardan birisini ifade eder hale gelmiş çıkar, rant, baskı endeksli yayın politikalarını, bu çerçevede kişilere, görüşlere, inançlara yönelik yargısız infazları, aşağılamaları... O yazar, sırça köşkünden çıkıp, etrafında kümelenen işadamları, gazeteciler dışındaki insanların fikirlerini hiç merak etmez mi? Kendisine hiç soruyor mu, yıllardır desteklediği Yılmaz neden partisinin % 5'e indiğini itiraf edecek duruma düştü? Eğer yolsuzluklar yüzündense, o zaman kendisi de göz yumarak, destekleyerek o yolsuzlukların bir parçası olmadı mı?" (Yeni Şafak - Ali Bayramoğlu - 29 Ağustos 2002) Altın nesil
Türkiye, yolsuzluk sıralamasında en önlerde görünüyor. Bunun sebebi Tayyip Erdoğan mı? Star gazetesi soruyor: "Haydi kızlarının başı örtülü... Ama ya oğlunu niye gönderdin?" Neden göndermesin? Sadece Tayyip Erdoğan değil, İslâmî hassasiyeti olan kesim, 5-10 yıldır, çocuklarının çok iyi tahsil görmesi için elinden geleni yapıyor. Onların yabancı dil öğrenmesine, birinci sınıf üniversitelere devam etmesine çabalıyor. Bu bir değişim sürecidir. Birinci nesil, bazı konularda eksik kaldı. Ama daima söylüyorum: İkinci nesil geliyor. Ahlâklı, memleket sever, terbiyeli, ana babaya, büyüğe saygılı, fedakâr, bilim ve teknolojiye açık bir altın nesil... Kendi parası olan parasıyla, olmayan arkadaş desteği ile çocuklarını okutuyor. Yozlaşan "Laila Türkiyesi'nin" yerine, "Ahlâklı Türkiye'yi", bu altın nesil kuracak. Köşe dönmecilik, kapkaççılık, maddiyatçılık gibi değerlerin Türkiye'yi hangi noktaya getirdiğini gördük. Bu oligarşik çember mutlaka kırılacak; bataklık kurutulacak. 3 Kasım seçimleri ilk adım. Barajda boğulan siyasetçilerin en yozlaşmış kişiler olduğunu birlikte göreceğiz. Aslında Tayyip Erdoğan'ı, bir kaşık suda boğmak isteyenler, bu eleştirileri kaleme alıyor. Onlar, Cavit Çağlar'ın, Dinç Bilgin'in hâmileri, Ali Balkaner'in ortakları, boğazlarına kadar çamur banyosuna batmış kişiler. Zaten bizi rahatsız eden de bu çelişki. İyi niyetli bir uyarı olsa, neyse! Hem kanalizasyonun üzerinde oturacaksınız, hem de dürüstlük konusunda ahkâm keseceksiniz. Başörtüsü meselesi
Diğer genç kızlar başörtüsü engeline takılırken, Tayyip Erdoğan'ın kendi kızlarını okutmasını da tenkid edenler var. Bu eleştiriler de, çoğu kere, onun tabanını oymak için yapılıyor. Bence hatalı bir yaklaşım. "Kendisine oy veren halk kitleleri gecekonduda oturuyor, Erdoğan da gecekonduda otursun. Vatandaş bir öğün yemeği zor buluyor; o da aynı kaderi paylaşsın" demek gibi bir şey bu. Elbette önde gelen bir siyasetçi, mütavazi bir hayat tarzına sahip olmalıdır. Halktan kopmama gayretini daima göstermelidir. Bu doğru. Ama, siyaset yapıyor diye kendi çocuklarını cezalandıramaz ya. * * * Öte yandan Tayyip Erdoğan, "Başörtüsü birinci meselemiz değil" derken, gerçeği söylediği kanaatinde değiliz. Biz "erkeğiz" diye meydan okuyup, bilahare "ürkekçe" hareket edeceğine, bu meseleyi bireyin hakkı hukuku çerçevesinde, demokratikleşme sürecinin bir parçası gibi değerlendiriyor. AK Parti açısından, okuyamayan başörtülüler önemli bir meseledir. Bu husus yüksek sesle telâffuz edilir veya edilmez. Ama her halükârda, önemini kaybedeceğini hiç sanmıyoruz. Lâf ile nizamat
Türkiye'de yolsuzluk ve ahlâksızlık at başı gidiyor. Millet, dürüst ve kendine yakın bulduğu için Tayyip Erdoğan'a teveccüh gösteriyor. Erdoğan ailesinin özel yaşantısında hiçbir mübalağalı lüks yok. Aksine tevazu var. Sadece Erdoğan değil, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Recai Kutan ve diğerleri. Hemen hepsi sıradan vatandaş gibi yaşıyorlar. Diyelim ki burs alınması hata idi. Ama bu hatayı, kanalizasyonun üzerinde oturanlar yazıp çizdikçe, yanlışı düzeltmek arzusu değil, Tayyip Erdoğan'ın kuyusunu kazma hedefi ön plana çıkıyor. "Onlar ki verir lâf ile dünyaya nizamat, Bin türlü teseyyüp bulunur hanelerinde."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |