|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önemli bir gündü dün; günlerdir Ak Parti iktidarına ya da daha doğru deyimle Ak Parti'nin Abdullah Gül hükümetine, 'piyasalar' çok güçlü bir 'mesaj' verdiler. Borsanın 14 bin bandından, 11 bin bandına inmesiyle, doların 1.630'un üzerine çıkmasıyla, bileşik faizlerin yüzde 45'ten 55'lere fırlamasıyla. Bunun adını 'güven krizi' koymak gerekir mi diye sorduğum, bir piyasa uzmanı, 'Tam da bu işte' cevabını verdi. Ünlü ve üstelik Ak Parti'ye sempatisi olan bir işadamı, akşamüstü saatlerinde 'İbre, bugün döndü' dedikten sonra, 'daha doğrusu, dünden (önceki gün) beri döndü' dedi; 'Haftabaşından beri bunun işaretleri vardı üstelik...' Bir başka mali uzmandan, içinde bulunduğumuz dönem ile 'Kasım 2000 krizinin arefesi'nin karşılaştırılmasını dinledim. Seçimlerin hemen öncesinde Türkiye'ye yönelmeye başlayan ve seçimlerin ardında hızla tırmanan yabancıların piyasaya girişleri, son birkaç gün içinde Türkiye'yi hızlı bir terkedişe yönelmeye başlamış. Üstelik, bu 'mali çevreler', Kopenhag'da Türkiye'ye ilişkin alınan kararı gayet olumlu olarak görmüş ve yorumlamışlar. Ama, artık Kopenhag unutulmaya bile başlanmış. Ak Parti yönetiminin bu 'işi' becerebileceğine ilişkin kuşkuların yol açtığı sıkıntılar söz konusu. Bütün bu bilgileri ve olguları yanyana koyunca ya da altalta dizince, Ak Parti (aslında Türkiye) için durumun ciddiyeti, vahameti ve vakit yitirmeye ve en ufak gevşekliğe tahammülü olmadığı görülüyor. Bu durumun, hafiften hafiften kendini gösteren 'güven krizi'nin kaynağı nedir? Bu sorunun tek ve yalın bir yanıtı bulunuyor: Hükümetin, 'establishment'a hakim olamayacağı kanısının yaygınlaşması. 'Establishment', İngilizce ve çok kapsayıcı ve açıklayıcı bir sözcük. Kastettiği anlama, kimimiz, kestirmeden ve kimi zaman yanıltıcı olabilecek biçimde 'devlet' diyor; kimimiz 'kurulu düzen'; kimimiz ise 'bürokrasi' ya da 'Ankara'. Bu sözcüklerin tümü çok kez eş anlamlı kullanılabiliyorlar. Hatırlayacak olursanız, seçimlerin hemen sonrasından itibaren bu köşede sürekli olarak, Ak Parti'nin 'Ankara'ya, bürokrasiye teslim olma tehlikesi'nden söz etmiştik. Bu, istemediğimiz bir durumdu. Yeni iktidar sahiplerinin, 'kös dinlediği'ni farkettik ve gördük. Ancak, 'yeni' ve Ak Parti'yi asıl sıkıntıya sokabilecek olan gelişme, seçimlerin hemen sonrasından başlayarak bizim işaret ettiğimiz 'tehlike'nin, 'piyasalar' tarafından bir 'gerçeklik' olarak görülmeye ve algılanmaya başlanması. Borsada düşüş, Türkiye'den dışarı para kaçışı, dolar ve faizlerde yükseliş, işte bu 'algılama'nın dışavurumu. Bu 'algılama'yı tetikleyen nedir? Ne oldu? Cevap yine yalın; hatta tek sözcük: Kıbrıs! Bu yönetim, Kıbrıs konusunda, hemen seçim sonrasında Tayyip Erdoğan'ın uyandırdığı umutların, daha doğrusu sahip olduğu sanılan 'yeni söylem'in gereğini yapamadı. Sözünü KKTC yöneticilerine geçiremediği için değil; KKTC'nin, Kıbrıs Türkleri ve Türkiye'nin AB yolunu tıkamaya 'ahdetmiş' yöneticileriyle ittifak halindeki 'Ankara bürokrasisi'ne sözünü geçiremediği için. Daha önemlisi, geçiremeyeceği izlenimini verdiği için. Bir hatırlayın; Tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs için 'Belçika modeli'ne uygun çözümden söz ettiği için alenen ilk postayı Dışişleri Sözcüsü koymuştu. Tayyip Erdoğan'a 'devlette devamlılık dersi' verilmişti. Dışişleri Sözcüsü'nü bile değiştiremediler. Gerek Tayyip Erdoğan, gerekse Abdullah Gül, bu hükümetin Kıbrıs'ta 'çözümsüzlük en iyi çözümdür' şeklindeki bir politikayı benimsemediğini, tersine 'siyasetin görevinin çözüm olduğunu' birkaç kez vurguladılar. Gelgelelim, hepimizin yıllardır bildiği 'çözümsüzlük en iyi çözümdür' politikasının mimarları ve teknisyenleri, yerlerini aynen korudular. Ey, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül; Bülent Ecevit ve Şükrü Sina Gürel ile, yani sizi 'tehlike' gören ve dil uzatan daha önceki iktidar sahipleriyle mükemmel bir uyum içinde çalışanlarla mı, Kıbrıs politikanızı farklılaştıracak ve hedefe götüreceksiniz? O ekibi değiştirecek gücünüz bile mi yok? Peki, 18 Aralık günü 'Dışişleri Bakanlığı' imzasıyla durup dururken yayınlanan o ipe sapa gelmez ve sadece, besbelli ki, sizin 'iktidarınız'ı 'sabote etmeyi' amaçlayan açıklama da mı 'faili meçhul' kalacak? O açıklama, 18 Aralık'ta yayınlanmakla, 12-13 Aralık'ta sizin tümünüzün Kopenhag'da 'bostan korkuluğu' olarak bulunduğunu söylemiş oluyordu. Kim kaleme aldı o açıklamayı? Kim yayınladı o açıklamayı? Kim yayınlattı? Bunun da üstüne gitmez ve 'faili meçhul bürokrasi sabotajları'nın hesabını görmezseniz; aynı gece Necip Hablemitoğlu ile işareti verilen 'faili meçhul suikastlar'ın üzerinden hiç gelemezsiniz. Türkiye'yi toparlamak ve Kıbrıs'ta çözüm yolunda ilerlemek ve bu yolla hem dış dünyaya hem de 'içeriye' güven vermek için hızla ilerlemek zorundasınız. Bu amaçla, bürokrasiye hakim olmak ve gerekirse 'kelle almak' yani 'iktidar olmak' zorundasınız.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |