T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
İstikrarı terörle yık(a)mak

Hükümetin –biri sabah Başbakanlıkta diğeri akşam Ak Parti genel merkezinde– iki kez toplanma ihtiyacı duyduğu gün Ankara kana bulandı. İçte ve dışta ses getiren dosyalarıyla ve katıldığı polemiklerle tanınan Dr. Necip Hablemitoğlu, evinin önüne pusu kuran biri(leri) tarafından öldürüldü. Hedef seçilen kişinin kamuoyunca algılanan kimliği, suikastın biçimi ve zamanlaması, "Ülke yeniden mi kargaşanın içine çekilmek isteniyor?" kuşkusunu uyandırıyor. Dün, pek çok gazete, herhalde bu kuşku sebebiyle, olayı, "Derin suikast" başlığıyla duyurdu.

Türkiye, uzun yıllardan sonra nihayet 'istikrar' ile buluştu: Sandıktan 363 milletvekiline sahip tek partinin iktidarı çıktı. Bu durumun yararları iç ve dışta görülmeye başlandı. Ekonomik göstergeler olumlu sinyaller veriyor. Demokratikleşme yolunda adımlar atıldı. Kopenhag Zirvesi, AKP liderlerinin özel çabalarıyla, Türkiye'nin AB üyeliğini 'geri dönülmez' bir hale soktu. Kronikleşmiş sorunlarla uğraşılmaya başlandı.

Siyasi suikastler umutları köreltmeyi hedefler. Kitabına uygun bir 'terör eylemi' olan Hablemitoğlu suikasti de, Türkiye'de uyanan umutları yok etmeyi ve ülkeyi korkularla teslim almayı hedefliyor...

Filmi Kopenhag Zirvesi öncesinden itibaren yeniden gözden geçirdiğimizde görülecektir: Ülke, bu noktaya, AB ile ilişkilerin kalıcıya döndüğü Kopenhag Zirvesi ile getirildi. Güçlü bir iktidar, genç liderler, işinin ehli bakanlar görüntüsünü bozacak gelişmeleri o noktadan itibaren yaşamaya başladık. Zirvede alınan 'olumlu' kararı 'yenilgi' diye takdim etmeye kalkışanlar ile Kıbrıs konusunda çözüm arayışlarını 'satış' olarak sunanlar çıktı. Hükümet ve AKP çevrelerinin, bu gelişmeyle, rahat ve huzuru olumsuz etkileyecek olaylara kapı aralandığını tam anladıkları söylenemez...

Tabii bir de Irak konusu var... ABD'nin saldırmayı kafaya koyduğu Irak'la ilgili olarak Ankara'dan çıkan mesajlar, ya da o mesajların çeşitli başkentlerde algılanmaları çok çelişkili. Ak Parti iktidarı, dün burada iddia ettiğimiz gibi, ABD'nin Irak mâcerasına çanak tutamaz; ancak, mesajın, muhataplarına, bu açıklıkta verildiğini iddia etmek çok güç. Üstelik, Washington'un Irak'a dönük iştihasını daha farklı bir senaryoyu gündeme sokmak için kullanma niyetindeki yerli odaklar da tam bu sırada devreye giriverdiler; Musul-Kerkük senaryoları tozlu raflardan indirildi.

Türkiye, değişik uluslararası çıkar odaklarının etki alanında bir ülke; o odaklar, ülkemizi, farklı işlevler için kullanmak istiyor. Kimi, Türkiye'yi "AB içinde" görmeye hazırlanırken, kimi o ihtimali kendi çıkarlarına aykırı buluyor. Kimi için Türkiye Irak'a dönük hesaplarda merkezî role sahip bir ülke, ancak bir üs olarak; Türkiye'nin kendi hesaplarını devreye sokmaması gerekiyor... Bazıları Türkiye'nin bir Ortadoğu ülkesi görüntüsünde kalmasını istiyor; bazıları için Türkiye'nin 'Avrupa-uydusu' olması yeterli...

Değişik çıkarların insanları serseme döndürdüğü ortamlar tehlikelidir. Bu tehlikeyi sezen devlet adamlarının yapması gereken, ülke çıkarları neyi gerektiriyorsa, cesaretle, onu yerine getirmektir. Oysa, Kopenhag Zirvesi'nden beri yaşanan olaylarda gördük; hükümet, son birkaç gün içerisinde, şu iki önemli soruya çok farklı ve birbiriyle çelişen cevaplar verdi: Kofi Annan tarafından taraflara sunulan Kıbrıs Planı tasvip ediliyor mu, edilmiyor mu? Kopenhag Zirvesi'nden çıkan karar Türkiye'nin lehine mi, aleyhine mi?

Terör işte böyle ortamları sever. İstedikleri sonucu almak için terör dahil her yöntemi denemeye hazır odaklar için bulunmaz fırsat kafa karışıklığının zihinleri teslim aldığı ortamlardır. Dr. Hablemitoğlu suikastı, eğer bu kafa karışıklığı ve temel konulardaki kararsızlık devam ederse, korkarım ki, 'son eylem' olmayacaktır... İlgililer, Ankara'daki suikastin fâil(ler)ini bulmak için çaba gösterirken, bu uğursuz eylemin nasıl bir ortamda meydana geldiğini ve hangi sonucu almayı amaçladığını da iyi tezekkür etmelidir.

Ya, "Türkiye AB'siz de olur" deyip o yolda gidelim; ya da "Türkiye için AB perspektifi elzemdir" deyip o yolda... Ya, "Kıbrıs'ta ideal durum bugünkü çözümsüzlüktür" deyip gereğini yapalım, ya da "Annan Planı bir fırsattır, Kıbrıs'ta Denktaş'a rağmen çözüme ulaşalım" diyelim... "O mu, bu mu?" tereddüdüyle istikrarı dinamitleyecek eylemlerin oyuncağı olmamız kaçınılmaz.

Umarım, önceki akşam Ak Parti genel merkezinde toplanan hükümet, Dr. Hablemitoğlu'nun suikaste uğradığı haberini alınca, ortama doğru teşhis koymayı başarmıştır...


20 Aralık 2002
Cuma
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED