T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Vefasız toplum, sömürücü kitleler...

Bizde, partiler daha rayına oturmamış olduklarından, ne gibi bir siyaset kulvarı seçtiklerini anlamak mümkün değildir. Bizdeki partilerin "kadro partileri, kitle partileri, bireysel ve toplumsal partiler veya siyaset arıcısı partiler, ideolojik partiler, çıkar gurubu olan partiler, kişi partileri ve kalıntı partiler" gibi (Bkz: Doç. Dr. Davut Dursun, Siyaset Bilimi, İst/2002, sh: 262 vd) partilerin olup olmadığını, erbabına göre değerlendirmek isteriz. Amma, bizdeki partilerin ne tür "atraksiyon"lar içinde olduklarını, yaptıkları icraat ile anlamak mümkün olur.

57. Hükümet'in üç başı vardı. Başbakanı Moskova'ya, ortaklarının üyeleri ile gidip, orada Sovyet devlet ricali ile anlaşıp, "uluslararası terörizm" konusunda anlaşma yaparken, Çeçenistan'lı "Hakkın mücahidleri" için, onlar da "terörist" ilan edilmişlerdi.

İşte onlardan biri de Salman Raduyev idi.

Her halde, yerli basın bundan etkilenmiş olacak ki, "şehadet"inden sonra, "Raduyev öldü" başlığını atmışlardır.

"Öteki cenah" bunu yapar, bizimkiler de geri kalmaz... Biz her şeyde "objektif" görüntüsü vermek isteriz ya, onun için onların "kıl kuyruğu" oluruz.

Halbuki, Allah yolunda ve milletinin özgürlüğü için cihad için Kafkas Dağları'nda işgalcilere karşı çarpışıp esir düşen, zindanda işkence görerek öldürülenler için "Allah yolunda şehit" adı verilir!..

Bizim basının üzerinde hâlâ "28 Şubat baskısı" sürüp gidiyor ya...

Hiç kimse ağzına "şehit, şühedâ, mücahit, cehd ve gayret sahibi" gibi ömür veren kural ve kelimeleri kullanamıyor... Herkes "layd Müslüman" olup, "entellik" illetine mübtela!..

Sehid-i azîz Raduyev'in acısı sürerken bu sefer de son asrın en seçkin ulema-i kiramından Muhammed Hamidullah'ın vefatını öğreniyoruz.

"Şeb-i Aruz" kutlandığı gecede, 17 Aralık 02.00'de ABD'nde Florida yakınlarında bir kasabada...

Yeni Şafak'a göre 96 (d.1906), Vakit'e göre 94 (d.1908) yaşında vefat ediyor, bu ilim aşığı insan!..

Geçen haftanın bir tatil gününde, günlük birçok gazete almış, "ekleri"ni karıştırırken, karşımıza Devlet Bakanı Ali Babacan'ın eşinin röportajı çıktı. Okurken, Bayan Babacan'ın geçen yıllarda Muhammed Hamidullah'ın "İslam Peygamberi"ni terceme ettiklerini ifade edince, gözlerimin önünden 35 yıl öncesindeki İ.Ü. Edebiyat Fakültesi "İslam Tetkikleri Enstitüsü"nde merhum Hamidullah'ın verdiği "Siyer Dersleri" geldi geçti!..

Edebiyat Fakültesi'nin bir küçük odasında, Fransızca yaptığı konuşmaları genç bir asistan "Salih Tuğ hocamız" terceme eder ve biz de not tutardık!..

Daha neler geldi geçti gözümün önünden... Biz "Küllük"te oturur, Belediye Kütüphanesini, Beyazit Kulesi'ni, Beyazıt Camii'ni seyr ederek çayımızı yudumlarken, ince zarif, Cinnah kalpaklı ve bir kürdan gibi dik duran bir adam Çarşıkapı'dan gelip, Laleli'ye doğru yürürdü! Bazan da Laleli'den gelip, Beyazıt Camii'ne gider namaz kılar, sonra da Beyazıt Kütüphanesi'ne girip, kitap karıştırır, bulamadıklarını "itham" için Süleymaniye'ye doğru yol alırdı!..

Her karşılaştığımızda, bizim "Süreyya Sırma Hoca"ya serzenişte bulunurdum. "Aziz dost, bu zat-ı muhtereme yakın bir gelecekte emr-i Hak vaki olacak, hiç mi sesini teybe almadın, veya hiç mi bir kamera bulup, görüntü ve sohbetini kasete almadın?" derdim! Merhum, gösterişten uzak geçmişten gelen bir ilim ve edep hayası içinde, kûşe-u uzleti tercih eden bir karaktere sahipti, onun için, böyle şeyleri istemezdi!..

Zaten, Paris'ten ABD'ye göçtükten sonra, ona ulaşmak da pek zordu, demek daha doğru olurdu!..

Amma ilk dönem anılarını Salih Tuğ'dan Paris'teki doktora çalışmaları içinde sık sık izbe bir odada, kitapları arasında ziyaret ettiği Hamidullah'ın "çömezi" bir Süreyya Sırma Hoca'dan dinlemek gerekir.

"Kişinin eseri, ikinci hayatıdır" fehvasınca, onu yaşatmak, eserlerini yeni nesillere aktarmak, onun "tilmizi olmaya lâyık" olanlara düşer!..

Biri Allah yolunda cihad edip şehid oldu, "küfrün hükümran olduğu mahpesler"de... Öteki bir ömür boyu "vatan cuda" bir hayat sürüp, İslam tarihi ve İslam kültürü ile İslam hukuk yapısını irdeleyip, hayata bilimsel olarak aktaran bir "kalem ehli"nin de "şehadetine" ne kadar imrensek azdır!..

Dileyelim, her ikisinden birine uyan bir hayat sürüp, biz de bu bedendeki canı "sahib-i aslîsine teslim" etmekte gereken celadet ve hamaseti göstermiş oluruz!..

Bu son elim olaydan sonra, günlük "hayâ huyla süren" siyasî ve sosyal hayata bakış açımızı, ve yere basma eylemimizi pazar'a ertelemiş olalım!.. Selman'a, Hamidullah'a da imrenerek, ne mutlu onlara ki, daha şimdiden "Livaü'l-Hamd Bayrağı" altındaki yerlerini "ayırmış" oldular.

Bakalım bizim ilim ehli ve ulema çömezi zevat, bu iki mücahid ve muallim ehl-i İslam önderi hakkında ne gibi geceler düzenleyip, ilmî ve coğrafî çalışmalara öncülük edecek, bir bir intizar ve tarassut içinde eylemlerine gereken neşteri vuracağız!..

Bizler, merhum Hamidullah'ın derslerini dinlerken, Hz. Peygamber'in "İslamı tebliğ" için, ülkenin komşu krallarına gönderdiği "mektupları"nın birer örneği elimizde imiş gibi, aktar-ı İslam'a yayılmak gibi bir şevk ve heyecan duyuyorduk!.. Bugün de aynen, 35 yıl geçse de!.. Onlar bu alemde nan u nimete kavuşmadılar amma mekan-ı Cennet'e uçtular!..


www.sadikalbayrak.com

20 Aralık 2002
Cuma
 
SADIK ALBAYRAK


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED