|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Hukukun evrensel ilkelerinden biridir: kişi ancak sahip olduğu hak üzerinde tasarruf edebilir. Aynı şey tüzel kişiler ve dolayısıyla devlet için de söz konusudur. Devlet de ancak kendinde mevcut olanı verebilir, daha fazlasını değil… Bir karganın bülbül gibi ötmesini sağlamak boşunadır, nasıl ki bülbülün de karga gibi ses çıkartmasını beklemek boştur. Karga ancak kendi hançeresinde mevcut olan sesle ötebilir ve ancak kendi hançeresinin elverdiği sesleri çıkartabilir. Onun tabiatında mevcut olmayan sesleri çıkartmasını, hele bu sesle bülbüle mahsus melodiler çığırmasını beklemek sukutu hayalle sonuçlanır. Devletler de böyledir, onlar da ancak kendinde olanı vermeye muktedir olur. İbni Haldun devletle şefkat ve merhameti ilişkilendirdiği mülahazasında şunları söylüyor: "Devlet kötü ve zalim olursa, bu devlet uyruk için zararlıdır, onları mahveder. Devletin iyiliği şefkat ve merhametli olmasıyladır. Hükümdar sert olup halkı şiddetli cezalara çarptırır ve ahalinin kimseye gözükmeyen suç ve kusurlarını arar ve sayar ise, ahali korku ve zillet içinde kalır, yalancılık, mekr (düzenbazlık) ve hile yoluna saparak bu cezalardan kurtulmak ister. Bunun bir sonucu olarak kötü huylar kazanırlar, basiret ve ahlâkları bozulur, bunların, hükümdarı savaş alanlarında rezil edip bırakarak çekip gittikleri çağlar da olur. Niyetlerin bozulmasıyla devletin korunması zaafa uğrar. Zulme ve şiddetli hallere katlanan bu uyruk, hükümdarlarını öldürebilirler. Devletin düzeni bozulur, nizam ve intizam ortadan kalkar…" (Mukaddime I, MEB, Y. İst. 1968, s. 475). Devletin tebaası için şefkatli ve merhametli olmasının gereği günümüze ait bir söylem olmadığı gibi, İbni Haldun zamanında da ortaya çıkmış değildir. Antik çağlardan bu yana hükümdarlara, devlet yöneticilerine şefkat ve merhamet telkinlerinde bulunulur. Bu telkinler ve öneriler doğrultusunda muamelede bulunan devlet ve hükümdar ömrünü uzatır (maddeten olduğu kadar, manen de), şefkate ve merhamete kulağını tıkayan da hiç olmazsa manevî ölümünü çabuklaştırmış olur. Ama şefkat ve merhamet, tabiatında bu hasletler meknuz olan insanlardan ve o bünyeye sahip devletlerden cevap alır. Tabiatında (fıtratında) şefkate, merhamete yer bulunmayan kimseden ona uygun davranışlar beklemek faydasız olduğu kadar, abes de olur. Bazı hasletler, bazı melekeler insanda olsun, tüzel kişide olsun, o kişilikle birlikte doğar. Kişi, kendi fıtratında bu haslete sahip değilse, ona bu melekeyi kazandırmaya çalışmak da faydasızdır, vakit kaybıdır. İbni Haldun, yukardaki satırları yazarken, İslâm toplumunun bir üyesi olarak, muhatabının kim olduğunu biliyordu. Ancak ceberut yönetimlerde şefkatin ve merhametin muhatabını bulmak imkânsızdır. Meğer ki, o yönetimin dizginleri şefkatten ve merhametten anlayan insanların eline geçmiş olsun!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |