|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce Kopenhag, sonra Irak, her şeyi gölgeliyor. Oysa beş yıllık uygulamanın ortada bıraktığı bir harabe var ve bunun acilen temizlenmesi, yeni bir inşa faaliyetinin başlaması için kaçınılmaz. Birkaç gündür Almanya'dayım. Köln'deki fuarda kitap imzalarken bir okuyucum geldi, kitap imzalattı, tanıştık. -Ezher mezunu imiş. Kısa dönem askerlik yaparken 8 ayını tamamlamış ve tam o sırada o malum karar uygulanmaya başlamış. Yani diploma iptalleri. Onun payına kısa dönem askerliğinin yanması düşmüş. "Kısa dönem yandı, uzun dönem yapacaksın" denilmiş. İdare mahkemesinde iptal davası açılmış, iptal edilmiş, ancak idare itiraz edince uzun dönem yapması kararlaştırılmış ve o da kaçıp Avrupa'ya gelmiş... Bir hikaye... Ben diplomaların denkliği kaldırıldığı için öğretmen olamayanları, akademik kariyer yapanların doçentlik, doktorluk ünvanlarının iptal edildiğini vs biliyordum. Askerlik durumunda yaşananları da böylece öğrenmiş oldum. Şimdi "Ezherliler" diye bilinen bir grup, hâlâ sistem üzerinde belirli ölçüde etkili bulunan 28 Şubat şablonundan haklarını kurtarma mücadelesi veriyorlar. Binlerce yıkılmış genç insan... Bu tür olağanüstü dönemlerin geride harabe bırakması olağan. Türkiye iyi tanır bu dönemleri... Kimisi 1402'likler bırakır geride, kimsi işkenceden hayatları sönmüş insanlar, aydınlar... Prof. Dr. Mümtaz Soysal, bir 1402'likti, cezaevinde bile yattı, sonra geldi Denktaş'ın danışmanı oldu... Daha böyle yüzlerce örnek sayılabilir. Kimi bir taraftan götürür, kimi öteki taraftan... Herkesin payına düşecek bir olağanüstü dönem yaşanır Türkiye'de... 28 Şubat, islami alana vurdu. Geçen gün bir genç kız geldi, İlahiyat mezunu... Sistem onları da, öğretmenliklerini ellerinden alarak biçti. Tıpkı Fen Edebiyat Fakülteleri gibi... Acaba Fen - Edebiyatlılar da İlahiyat'lara yönelik biçmenin paralel mağduru mu oldular, tıpkı İHL'lilere yönelik tırpanın paralel mağduru olan Meslek Liseli çocuklar gibi... İlahiyatlı genç kız da, öğretmenlik haklarının ortadan kaldırılmasından şikayetçi... -Beş yıl okudun ne oldun diyorlar bana, ben de "Hiçbir şey" diyorum. Evet okutuyorsunuz, emek veriyorsunuz ve sonunda insanları "Hiçbir şey" yapıyorsunuz... Ne muhteşem bir sistem! Sırf başörtülü oldukları için "Hiç bir Şey" olan binlerce genç kızı tanır bu ülke... Kimisi de "Eşiniz başörtülü" denilerek "Hiçbir şey"e dönüştürülmüştür bu ülkede... Kızların bile başörtüleri dosyalara girmiş, sicil notlarında bir anlama dönüşmüştür. İnsanlar eşlerin, hatta kızlarını nereye koyacaklarını şaşırmışlardır... İlahiyatlı genç kıza "öğretmenlik hakkı verilse bile bu başörtülü hüviyetiniz ile ne yapacaksınız? Binlerce arkadaşınızın görevlerine son verildi..." diye soramadım. Harabeye dönüştürülmüş duyguları bir de benim yıkmam anlamsızdı... Yazık... Bu ülkeye yazık, her müdahalenin yıkıp harabeye dönüştürdüğü ortam, ülkenin bir türlü ayağa kalkmasına imkan vermiyor. Ekonomide yaşanan yıkımı burada saymıyorum. Ama oradaki yıkımın hangi eve hangi tahribat halinde çöktüğünü hep biliyoriuz. Ülkenin bir inşa dönemi yaşaması lazım. Seçim sonuçları, halkın büyük ağırlıkla, bir kadroya, Ak Parti kadrosuna böyle bir yeniden inşa misyonu verdiğini ortaya koymuştur. Çünkü bizzat bu partinin lideri, böyle bir tahribatı kendi siyasi hayatında - çocuklarının hayatında yaşamaktadır. Ve parti, inşa çabasına öncelikle kendi liderinin durumunu halkın arzusuna uygun hale getirmek için kolları sıvamıştır. Doğru da yapmıştır. Ama işin bununla sınırlı kalması olmaz. "Liderimizi kurtardık ya..." demek yetmez. Tüm mağdur alanlara uzanacak bir ilgi, şekat, hukuk şemsiyesi olmalı... Tıpkı "İşkenceye sıfır telorans" der gibi, AB dayatmasını beklemeden "Tüm mağduriyetlere, tüm ayrımcılıklara sıfır tolerans" demek gerekiyor. Bu partiye böyle bir misyon yükleyen seçmen kabul etmez bunu. Onun için bu iktidarın ekonomiden sosyal hayata, toplum - devlet ilişkilerine uzanan yelpazede yoğun bir "yeniden inşa programı" olmalıdır. Bir "istemezükçü" çizgi sesini yükseltiyor, evet. 5 yıllık harabiyetin etkin aktörleri olarak, yıkımı bekleme misyonu üstlenmiş gözüküyorlar. Ama, halk o çizgiyi sandığın içinde bıraktı... Yalnız siyasi kadroları değil, o kadroları belirli bir şablonun içine sokan bürokratik iradeyi de... Neden halkın mesajına kulak tıkanır bilmem ki... Herkes halkın mesajını anlamalı... Ne Ezherliler böyle bir harabiyet içinde bırakılabilir, ne İlahiyatlılar, ne Fen Edebiyatlılar, ne Meslek liseliler, ne İHL'liler... Ne başörtülüler... Bu ülke, yetiştirdiği her insandan hizmet almak ihtiyacındadır. Bu ülkenin yetişmiş insanlarını atıl halde tutma lüksü yoktur.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat| Arşiv Bilişim | Dizi | Röportaj | Karikatür |
© ALL RIGHTS RESERVED |