T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

Y A Z A R L A R
Anlayan beri gelsin

Türkiye'de kendini her şeyden sorumlu ve her şeye yetkili olarak gören bir "derin devlet" var mıdır?

"Var" diye düşünürüz genellikle.

Böyle bir olgunun varlığına derin inanç sebebiyle, partiler de kendi çizgilerini tanzim ederler, o odağı öfkelendirmemek, ona muhalif görünmemek, onunla çatışmamak için belirli bir duyarlılık sergilerler. "Devletle kavgalı olmamak" diye bir temel ilke vardır Türkiye siyasetinde. Onun için partiler ve insanlar değişirler, dönüşürler vs...

Mesela Tayyip Erdoğan'ın hukuk zorlanarak yasaklı konumda tutulması da buna bağlanır. Yani birileri devreye girmiş ve hukuki enstrümanları kullanarak Erdoğan'ın yolunu kesmiştir.

Acaba öyle midir? Yoksa aslında böyle bir üst müdahale söz konusu değildir de, hukuk camiasında, çok da organize olmayan ideolojik bir refleks mi devreye girmiştir?

Bu konuda belirli kanaatler oluşmuş olsa bile, soruların henüz bütünüyle ortadan kalktığı söylenemez.

Bir başka konu seçimler...

Acaba seçime gitmek "derin devlet" denen olgunun talebi miydi, yoksa oluşan kombinezonları kontrol edemediği için buna mecbur mu kalmıştır?

Gelişmelere baktığımızda bu seçimin derin odaklarca da istendiği sonucuna varılabilir. Çünkü bunca engellemenin başka türlü aşılamayacağını düşünmek mümkün.

Eğer böyleyse, yani derin devlet, seçime gitmekten yana idiyse, o zaman bu seçimlerin sonuçlarını da öngörmüş ve ortaya çıkacak sonuçları Türkiye için zaruri, gerekli, olumlu ve kaçınılmaz bulmuştur.

Bu konuyu biraz açalım. Burada seçimlerin iki türlü sonucundan söz etmek mümkün:

3 Kasım seçimlerinin bir sonucu, oldukça geniş bir siyasi kadroyu tasfiye edecek olmasıdır. Daha şimdiden, kamuoyu yoklamalarına bakılarak, mevcut 550 milletvekilinden 400 küsurunun geri dönmeyeceği, daha da önemlisi, bir çok liderin ve partinin parlamento dışı kalacağı tahmin ediliyor. Derin devlet, bu tasfiyeyi öngörmüş ve benimsemiş olmalıdır. Acaba bunu niçin istemiş olabilir? Bu konuda bazı liderlerin derin devleti rahatsız eden ve tasfiyeye gerekçe olabilecek davranışları üzerinde düşünülebilir. Ama bazı liderler ve kadrolar var ki, onların aslında derin devletin ayak izlerine basarak yürüdükleri var sayılıyor, dolayısıyla onları da tasfiye edecek bir seçimin neden benimsendiği yeterince anlaşılamıyor.

Asıl dikkat çekici olanı, seçimlerin getireceği sonuç ile ilgilidir. Acaba derin devlet diye nitelenen odak (?), böyle, biraz da engelli koşu halinde devreye girebilen bir seçimde nasıl bir parlamento oluşmasını isterdi? Seçimler o sonucu getirecek mi?

Şu andaki kamuoyu yoklamalarında AKP birinci, hatta tek başına iktidar olacak kadar sandalye kazanacak gibi görünüyor. CHP, AKP'den en az 10 puan geride ikinci sırada bulunuyor. Gene şu andaki kamuoyu yoklamaları, barajı aşacak üçüncü partinin Genç Parti olduğunu gösteriyor. DYP baraj çevresinde dolaşıyor, DEHAP bir ihtimal, MHP zor bir ihtimal olarak barajı geçme şansı taşıyor.

Meselâ bu sonuç ne anlam taşır derin devlet için?

Böyle bir sonuç mu isterdi derin devlet?

Eğer Başkan Erdoğan'ı derin devletin reflekslerinin seçimlere sokmadığını kabul edersek, AK Parti'yi iktidara taşıyacak bu seçim sonuçlarının da o cenahta sevimli kabul edilmeyeceğini düşünmek mümkün.

Ama seçime gidişte de derin devletin etkili olduğunu, seçim sonuçlarının daha seçime gidiş sürecinde görüldüğünü ve burada AK Parti'nin açık ara önde olduğunun bilindiğini düşündüğümüzde, o zaman derin devletin ülkeyi, kendisinin bile sonucundan hoşnut olmayacağı bir seçime götürdüğünü kabul etmemiz gerekecektir. Burada bir tutarsızlık olduğu açık.

Ya Erdoğan'ı derin devlet devre dışı bırakmadı, ya seçimleri derin devlet istemedi, ya derin devlet Ak Parti'nin başarısından rahatsızlık duymayacak, ya da derin devlet sağlıklı hesaplar yapamıyor, toplumu ve sonuçları doğru okuyamıyor, sağlıklı kararlar veremiyor... Ya da... Derin devlet bir yandan Erdoğan'ı devre dışı bırakıp tavrını ortaya koyarken, diğer yandan da ülkeyi AK Parti'nin iktidara geleceğini bile bile seçimlere götürüp kimsenin havsalasının alamayacağı başka ve ürkütücü bir stratejiyi yürütüyor. Belki de tek parçalı bir derin devlet hiç yok. Kendini devlet yerine koyan parçalı, hatta zaman zaman birbiriyle çelişen, çatışan güçler var. Belki de siyasi alandaki karmaşa orada da mevcut.

Acaba hangisi? Soru, soru, soru...

Anlayan beri gelsin!

Bütün bunlar neden önemli?

Önemli çünkü, seçimler değerlendirilirken, el altından hep böyle bir odağın, seçmen iradesini gölgeleyecek bir etkisi gündeme getiriliyor. Yani "halk oy verir ama, son sözü başkaları söyler" gibi bir derin söylem devam edip gidiyor. Ama bu söylemi geliştirdiğinizde ülke olarak varıp batağa saplanıyorsunuz. Bir çıkışı yok bu hesapların...

Türkiye'nin perişanlığına baktığımızda, derini ile yüzeyseli ile ülkenin tam bir yönetim zaafı yaşadığını görüyoruz. Derin devlet de etkili olsa, seçimle gelmiş siyasi kadrolar da etkili olsa, ülke iyi yönetilmemiş olmanın sonuçlarını yaşıyor 2002'de... Aslında derini ve yüzeyseli ile herkesin başını elleri arasına alıp derin derin kendini hesaba çekmesi gibi bir zaruret duruyor ortada.


4 Ekim 2002
Cuma
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED